Başbakan’ın duası...

A -
A +

Bir ay önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile mübarek topraklara gidebilmeyi çok istemiştim. Acaba bizlere de bir gün Kâbe’nin içerisine girebilmek nasip olacak mı diye düşünüp duruyordum.

Hele hele Başbakan'la gittiğimiz Berlin gezisi dönüşünde kaybettiğim can arkadaşımı, kardeşim Rüçhan’ı Eyüp’te ebediyete uğurlarken Kâbe ve Mescid-i Nebevi arzum daha da depreşmişti.
Pazartesi günü Başbakanlıktan haftalık program geldiğinde gözlerim perşembe gününe takıldı kaldı. 4 gün sonra Başbakan da Mekke ve Medine’ye gidiyordu.
Hah tamam, dedim kendi kendime. Şimdi oldu. Gözlerim parladı. Mübarek topraklar film şeridi gibi saniyeler içinde akmaya başladı.
Ama sonra mantıkla düşününce daha geçen hafta Başbakan'ın gezisine katılmıştım. 1 hafta sonra beni bir daha niye çağırsınlar diye düşündüm. Keşke Berlin’e gitmeseydim şimdi gitme şansım olacaktı.
Salı günü AK Parti grup toplantısını izlemek için TBMM’ye gittim. Henüz Meclisten ayrılmamıştım ki, Başbakan'ın Basın Başmüşaviri Osman Sert, “Seni Arabistan gezisine bekliyoruz” dedi. Kalbim bir an duracak gibi oldu. Heyecan ve onun getirdiği adrenalin bütün vücudumu teslim aldı. Nasıl oldu bu iş diyecek oldum. Osman Bey, “Biliyorsun ancak oradan çağırırlarsa gidebilirsin” dedi. Kendisine peş peşe birkaç kez teşekkür ettiğimi ve Kâbe’nin içine de girebilecek miyiz, diye sorduğumu hatırlıyorum...
Perşembe gecesi Cidde’ye iner inmez ihramlara büründük, telbiye, tekbir, tehlil ve salevat-ı şerifeler eşliğinde Mekke yollarına düştük.
O seyretmeye bir türlü doyulmayan Kâbe yine karşımızdaydı. Harem-i şerifte, "Bismillahi Allahü Ekber ve Lebbeyk Allahümme Lebbeyk..." sesleri birbirine karışıyordu.
Başbakan'ı karşılarında görenler sağ elleriyle selam veriyorlardı. Hep bir ağızdan ve yüksek sesle tekbirler getiriyorlardı. Başbakan da onları selamlıyordu. Duyguların yoğunlaştığı akabinde de gözyaşlarına dönüştüğü anlar başlamıştı. Kelimelerle anlatılamayacak kadar yoğun manevi haz ile tavafımızı, hemen ardından 7 kez gidip gelerek sa’yımızı yaptık.
Başbakan Davutoğlu eline makası alarak Ekonomi Bakanı Elitaş’ın saçını kesti. Bizim saçlarımızdan da tutamlar kesildi. Böylelikle umreyi tamamladık. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Kâbe’de Başbakan’la birlikte kıldık. Harem-i şerifteki Türklerin tekbir seslerini duyan ve selam verdiklerini gören Başbakan da sık sık ayağa kalktı ve eliyle onları selamladı. Her bir selama karşılık vermeye çalıştı. Sanki bütün Türkiye bu mübarek topraklara akın etmişti...
Türk heyeti olarak hepimiz sabırsızlıkla Kâbe davetini bekliyorduk ki o mesaj cep telefonlarımıza düştü. Saat 23.00’da otel lobisinde olmamız isteniyordu. O tarifsiz heyecanla çarpan yüreklerimizdeki eşsiz mutlulukla, Başbakan'ın hemen arkasında Kâbe’ye doğru yürümeye başladık. Yürümüyor âdeta uçuyorduk. Hani bastığın yeri bile hissetmezsin ya onun gibi... Açılan koridordan Kâbe’nin kapısına yaklaşmıştık. Önden Başbakan ve Bakanlar girdi. Bizi kapının önünde bekletmeye başladılar. Ama ya giremezsem endişesiyle, muhabirlikten kalma bir çeviklikle aradan sızıp kendimi içeri atıverdim...
Aman ya Rabbi o ne muhteşem bir andı. Sanki zaman durmuştu. Ağlama ve yakarma seslerini duyabiliyordum. Daha önce hiç tatmadığım, hissetmediğim bir duygu yoğunluğuydu. Beyaz ve yeşil mermerlerin üzerinde namazlarımızı kılmaya başladık. Etrafımız her tarafımız kıbleydi. Kapının hemen sağında Başbakan'ı gördüm. Tam bir huşu içinde namaz kılıyordu. Sare Hanım’ın gözleri yaşlıydı. Belli ki ağlamıştı. Ağlamayan kimse yoktu ki. Çok şükür ki 4 duvara karşı da namaz kılmak ve dua etmek nasip oldu. Bir daha, bir daha dualar edildi. Başbakan’a daha sonra en önemli duasının ne olduğunu sorduğumuzda şöyle anlattı:
“En doğru zamanlarda en doğru kararları alabilme basireti ver ya Rabbi...”
İçeride ne kadar kaldık ölçemiyorum. Dışarı çıkınca da hemen kapının sağ tarafındaki Hacer-ül Esved’e dokunmak ve defalarca öpmek nasip oldu. Cennetten gelen bir şeye dokunabilmek, öpebilmek ne demekti öyle.. Hemen yanındaki duvar nasıl da misler gibi kokuyordu. O mübarek duvara baş koymak ve öylece kalakalmak...
Evet son bir kez daha tavafımızı yaptıktan sonra bütün heyeti bu kez de Peygamber aşkı ve Medine heyecanı sarmıştı.
Ve karşımızdaydı Mescid-i Nebevi...
Öğle namazına yetişmiştik. Cebrail aleyhisselamın Peygamber Efendimize Kur'an-ı kerîmi getirdiği, evlerinin o bölümünde yine namazlar kıldık hep beraber dualar ettik. Yatsıdan sonra Peygamber Efendimizin namaz kıldırdığı mescide geçtik. Ardından da huzurlarına... Başbakan, o mübarek makamın iç ve ön tarafına alındı. Yine dualar, dualar, dualar...
Cennet-ül Bakî Kabristanı'nı da ziyaret etmek nasip oldu çok şükür.
Kâbe’nin ardından "yeryüzündeki cennet"e de veda vakti gelmişti. O manevi haz ile vedaların en zoruna...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.