Gürcistan'daki Türkler zulme maruz kalıyor!

A -
A +

3 Ağustosta, 3 günlük tatil için gittiğim Batum'da, 5 Ağustos günü denizde bir kaza yaptım ve cezaevine düştüm. Bu olay sonucunda da 6 ay ceza aldım ve karşı taraf davacı olmamasına rağmen, 6 ayın yanında, 50 bin lira para cezası vererek şartlı tahliye edildim. Bütün gerçekleri görmem de bu süreçte oldu zaten... Cezaevinde yemekler hayvanların bile yiyemeyeceği kadar kötüydü, kantinde hiçbir şey yoktu. Ne bir telefon ne bir mektup hakkı yoktu, ayda bir olan görüşler için bile binbir zahmetle izin alınabiliyordu. Günde 10 dakika, hava iyiyse ve sadece hafta içi bahçeye çıkma hakkı vardı. O da ne bahçe ama, 20 metrekare 6-7 metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili üstü tel kafesle kapalı bir yerdi. Türkçe kitap yasaktı... Şu anda Gürcistan'da yaklaşık 320 Türk vatandaşının cezaevlerinde, tabir yerinde ise "esir" olarak tutulduğunu da belirtmeliyim. Özellikle mahkum demiyorum, çünkü bu insanların en az 250'si haksız yere, sadece onlardan para almak için tutuluyor. Öyle ki, içlerinde yıllardan beri o zindanlarda kalanlar var. Burada Türklere karşı dostlukla, adaletle bağdaşmayacak tavırlar var. Buraya yatırıma çağrılan iş adamlarına, önce araziler tahsis ediliyor, 15 yıl vergi alınmayacağı söyleniyor ve iş adamlarımız yatırım yaptıktan sonra da haraç istemeler başlıyor. Bu haraçlar da, genelde "devlete yardım" adı altında alınıyor. Daha sonra, polis müdürlerine zırhlı araç tahsis etmeler, çeşitli birimlere arabalar hediye etmeler vs. şeklinde devam ediyor. Fabrikalar kurulduktan sonra, milyon dolarlık haraçlar istenmeye başlanıyor. Bu paralar verilmediğinde de bu kişiler Hollywood filmlerini aratmayacak şekilde senaryolarla cezaevine gönderiliyor ve para alınıncaya kadar buralarda tutuluyor. Türklerin arabalarına ya da ceplerine genelde mermi, tabanca ve hepsinden kötüsü de genelde 1 gramın altında olmak üzere eroin konuluyor. Bizim karasularımızda olan gemilerimiz, Gürcüler tarafından, "cps"leri kapatılarak ve tehdit edilerek Gürcü karasularına sokuluyor ve kaptanlarımız suçlu olarak gösteriliyor. Ayrıca, hurda arabalarıyla gelen Gürcüler, arabalarımıza bilerek çarparak para alıyorlar. Bu oluşturulan suçlar sonucunda da kesinlikle gemi, araba ve bütün mallara devlet, bir daha geri vermemek üzere el koyuyor, serbest kalsanız bile! Ama asıl problemler, cezaevine girdikten sonra başlıyor, buradan dışarı çıkmanız, kesinlikle onların "saprezesto" dedikleri suç anlaşmasına bağlı. Suç işlediğinizi kabul ediyorsunuz, sizin maddi durumunuza göre belirlenen bir para cezasıyla ve minimum ceza yatarak şartlı tahliye ediliyorsunuz. Bunlar sadece Türklere mi yapılıyor, hayır. Muhalefette olan Gürcülere de benzer şekillerde pusu kurularak, aynı uygulamalar yapılıyor. Ama en büyük zulüm biz Türklere yapılıyor, çünkü bu ülkeye gelen bütün Türklere "dolar" gözüyle bakılıyor... Oradaki birçok gazete ve kanal 25 televizyonu da bunları dile getiriyorlar... Şu an orada bulunan bütün Türkler, "yarın çıkacak" ümidiyle bizlerden yardım bekliyorlar. Burada kalanların çocuklarını ve eşlerini düşünün. Herkesin evinde her gün cenaze var... Burada savcılar, hakimler avukatlar ve polisin de içinde bulunduğu şebekeler var, insanlara büyük oyunlar oynuyorlar. Çeşitli oyunlarla, düzmece suçlamalarla oraya getirilen nice Türkler var. Bir kısmını, isimleri ve hikâyeleriyle birlikte isteyenlere verebilirim. Allah'tan başka kimseleri olmayan bu insanlar, bizden her saniye yardım gelecek diye bekliyorlar. Lütfen oradakilerin ailenizden biri olduğunu düşünün ve suçlu ya da suçsuz herkesin Türkiye'ye iade edilmesi için elinizden geleni yapın. Oradaki Türklerin yüzde doksanının suçsuz olduğuna adım gibi eminim. Zaten suçlu olanlar da Türkiye'de cezasını hem de kat kat fazla çekmeye hazır. Rize'de Mağdur Aileleri adında bir dernek kurduk ve mücadele etmeye çalışıyoruz ama çok yerelde kalıyor. Ne olur, büyük bir millet olduğumuzu gösterelim. Bir Alman'a, bir Amerikalıya hiçbir şey yapamayan, onların karşısında esas duruşa geçenlerin bizim vatandaşlarımıza bu zulmü yapmalarına müsaade etmeyelim... Arif İlker Akçay Ben bir Bilişim Teknolojileri Öğretmeniyim Öğrencim yok, dersim yok, yaz tatilim yok, yarıyıl tatilim yok, itibarım yok... Okuldan kaçta çıkmalıyım bilgim yok: çünkü bütün öğretmenler hatta branşımda olan başka arkadaşlarım bile 3'te çıkarken, ben 5'te çıkıyorum. Okulda bir tek öğretmen, bir tek öğrenci yokken, kantin kapanmışken öyle bekliyorum. Neyi beklediğim hakkında fikrim yok. Net bir yönetmeliğim yok. Okulda bir masam sandalyem sınıfım yok. (Laboratuvarda sürekli Bilişimden başka ders işleniyor.) Öğretmen olduğuma dair hiçbir işaret yok. Bozuk gözlerim, radyasyona maruz kalan bedenim, kirli elbiselerim, tornavidam var ama yıpranma tazminatım yok. Adım bile Bilişim Teknolojileri Öğretmeni değil. Okul Formatörü. Formatörün hakkı hukuku var mı, bilen yok. Sonunda artık bir kadrom bile yok. Kadrom olmayınca; atamam yok, yer değiştirmem yok, özür durumu atamam yok, yerim yok, gelecek planım yok, yarınım yok, sözüm yok. Çığlıklarımızı duyan var mı? YOK! İsmi mahfuz

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.