samdan
camii
hayirli-ramazanlar

Bayram tadında MUTLULUK

A -
A +

Çocukken ne kadar küçük şeyler için ağlardık... Bir oyuncak araba, bir bebek... Simdi büyüdük... Çok büyük olaylar bile ağlatamıyor bizleri... Ölümler, iflaslar, savaşlar... Şimdi daha mı güçlüyüz yoksa daha alışkın mı? Hayatı öğrenmek alışmak mı acaba..." Siz ne dersiniz, şairin dediği gibi ilerleyen yıllarla birlikte hayatın zorluklarına daha çok mu alışıyoruz, yoksa güç mü kazanıyoruz? Kazanırken, bir taraftan da kaybettiklerimiz oluyor mu? Çocuksu saflıkla sevebiliyor muyuz etrafımızdakileri? Komşumuzun derdi bizim de hanemizin kapısını çalıyor mu? İşsiz Ahmet Bey'in sıkıntısı, biz aybaşlarında maaşımızı alıp evimizin yolunu tutarken içimizi burkuyor mu? Huzurevindeki kimsesiz Ayşe teyzenin yalnızlığından ne kadar etkilenebiliyoruz? Çocuğumuzun başını okşarken esirgeme kurumundaki Ali'nin, aile özlemi bize ne ifade ediyor? Kendimizi ne kadar güçlü hissediyoruz? Ne kadar mutlu ve ne kadar korunaklıyız? Nelere sahip, nelere değiliz? Hayat herkese eşit şans tanımıyor. Acaba bunu kabullenmek mi güçlü olmak? Daha fazlası da var mı bu işin? Kazanmak ya da kaybetmek... Her gencin idealidir iyi bir iş, kariyer "Bu yolda her çaba harcanmalıdır. Günümüz şartlarında herkesin fazlasıyla rakibi, boşluğunu dolduracak alternatifi var. Bu sebeple bazen ne arkadaş dinler ne de hoşgörü bu yol. Zorludur, ya kaybedeceksiniz ya kazanacaksınız" Ne dersiniz güç kaynağımızı nereden alıyoruz? İyi bir eğitim, hırs, şans... Bunlar çok önemli ama ya daha başka şeyler. Ya sevgi, hoşgörü, ya paylaşma. Bunlar unutulacak mı zamanla? Hayat zorlaşırken biz bireyselleşecek miyiz? Kavgalar, ölümler, iflaslar, yalnızlıklar bizi korkutmuyorsa, ağlatmıyorsa güçleniyor muyuz? Hâlâ ilk insandan bu yana aynı tepkileri vermesi beklenen çocuklar, neden büyüdükçe bizden de güçlü oluyorlar? Çok alışkın mı doğuyorlar bu yeni hayat biçimine? İnsanlar güçlendikçe mutsuzlaşıyor Kent insanı yalnız. Kocaman binalarda oturuyorlar, birbirlerini tanımıyorlar. Plazalar, şık mekanlar, dergi kapağından çıkma hanımlar, beyler her tarafta. Gençler artık neredeyse iki dil biliyor, çoğu üniversite mezunu. Belli ki bir şeyler ters. Mantık tersini söylese de, insanların becerileri arttıkça, mutsuzlukları da artıyor. İnsanlar alıştıkça güçleniyor, güçlendikçe de mutsuzlaşıyor. Mutsuzluk çeşitli isimlerle herkeste ortaya çıkıyor. Bunun adı kiminde stres, kiminde depresyon, kiminde yalnızlık, kiminde geçim sıkıntısı. Bir başkasında iş yoğunluğu, bir diğerinde büyük şehrin trafiği... Bilinen bir gerçek var ki herkes kendince bir şeyden şikayetçi. Bütün bu mutsuzlukların sebebi acaba dünyadaki dengenin yardımlaşma üzerine kurulmuş olduğunu unutmuş olmamız mı? Hayat bir mücadele midir, yoksa dayanışma mıdır? Bitkiler dahil bütün canlılarda hayat bir danışma ve yardımlaşma düzeni içinde devam ettiğine ve yaratanın koyduğu düzen değişmediği için karıncalar, arılar bile yaratıldıklarından bu yana bir düzen içinde yaşadığına göre biz ne yapmaya çalışıyoruz? Yalnızlık.... Son zamanlarda insanoğlu yaratılışının gayesini unutarak hiçbir zaman kazanamayacağı bir mücadeleyi hayatının esası mı yaptı ne!... Bu durumda hayat kazanılması gereken bir mücadeleyse ve bireysel olarak güçlü olmak gerekiyorsa doğal olarak, aç komşu hatırlanmaz, yetimlerin başı okşanmaz, soğuk karlı günlerde sobanın yanmadığı evler, unutulabilir. Sonra sebep olduğumuz mutsuzluk çölünün ortasında kendi mutluluk vahalarımızı oluşturmaya çalışırız. Ama kum fırtınaları o kadar yakınımızdadır ki asla huzur içinde yaşayamayız. Oysa bu gün bayram. Bu gün mutlu olmak için yapılacak çok şey var. Yaşlılar hâlâ bayram coşkusunu içlerinde taşıyorlar. Çocuklar onu anlamaya çalışıyorlar . Bu gün bir çok kişi günün telaşı içinde özlemini duyduğu sıcaklığı, bir yakınının yanında yakalamaya çalışacak. Telefonlar, her zamandan yoğun çalacak. Hatırlanan kapılarda bir sevinç olacak ve üç günlük bayram tatilinin ardından bu günleri iyi değerlendirenler okullarına işlerine daha neşeli, daha gülen gözlerle dönecekler. Ama tabii ki bunun için önce bayramların getirdiği güzelliğe inanmak, bunu istemek lazım. Kaybedilenleri fark edip yakalamak mutluluk ve bu da paylaşmanın, hatırlanmanın güzel günü bayramlarda saklı. Bugün bayram... Bugün bayram. Bayramlar bizde eskiden beri birliğin, beraberliğin özel günleri olarak görülür. Bugün yapılacak çok şey var. Telefon defterlerinizi karıştırın. Unutulan uzun süredir görüşülmeyen dostun sesi bugün mutluluk. Kimsesizlerin önünden de geçsin bugün yolunuz. Kırılan kalpler, kaybedilen arkadaşlar aransın. Hoş sohbetler yapılsın, yetim başı okşansın, yaşlı eli öpülsün bugün. Bu fırsat her zaman gelmez İnternette yazarı belli olmayan bir yazıda şöyle deniyor: "Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız sevgilerin hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü mazide kaybolup giderler." Kalpler vardır sevgiyi yaşatmak için, İnsanlar vardır dostluğu paylaşmak için ve bayramlar vardır sevgi ile kucaklaşmak için. Bayramınız kutlu olsun. B.A Kitabedeki formül "İşte taa üç bin yıl öncesinden hayatı mutlu ve huzurlu geçirmenin formülü" Üç bin yıl öncesinden, bir Anadolu tapınağından günümüze kalan bir yazıt. Kitabedeki "Xsentius" adının bir filozofa mı, yoksa Fethiye-Kaş karayolu kenarındaki antik Likya kenti Ksantos'a mı ait olduğu öğrenilememiş henüz. "Gürültü patırtının ortasını da sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebilecegin en iyi karşılık unutmak olsun. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Karşındakiler aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle... Çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır. Yalnız planlarını değil, başkalarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir işi seçersen hayatında bir an bile yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir. Aşka burun kıvırma sakın; o çölün ortasında yemyeşil bir bahçedir. O, bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma. Kaybetmeyi, ahlâksız bir kazanç edinmeye tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı ise, ömür boyu sürer. Bazı idealler, o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras, dürüstlüktür. Yılların akıp gitmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme... Evreni yargılamak imkansızdır. Onun için gerekli kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, ol. Önünde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşligine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.