Çocukluk yıllarından beri bizlere, ne söyleyip ne söylemeyeceğimiz, ne yapıp ne yapmayacağımız, neleri kabul edip neleri kabul etmeyeceğimiz hep söylenmiştir. Hatta ne hissetmemiz gerektiği bile belirtilmiştir. "Kardeşine kızdığın için kendinden utanmalısın. Sana hediye verildiğinde mutlu olmalısın. Bu vazoyu kırdığın için kendini suçlu hissetmelisin.." gibi sözleri hemen hemen hepimiz işitmişizdir. Oysa ki duygularımız, doğuştan getirdiğimiz mizacımız, içimizdeki düşüncelerimiz ve tecrübelerimizin sonucu oluşur. Toplum, bizleri bir anlamda, aynı sloganı tekrarlamaya, aynı alışkanlıkları sürdürmeye, aynı kıyafetleri giymeye (modaya uymak) zorluyor olsa da, hiç kimse, iki insanı bile aynı şekilde hissetmeye zorlayamaz. Bu yüzden, bizi biz yapan arabalarımız, kıyafetlerimiz, işlerimiz, bedenlerimiz değil, duygularımızdır. Bilginin değerli bir kaynağı olan duygular, insanlara doğru karar almada yardım eder. Araştırmalar, kişinin beyninde duygusal bağlar koptuğunda, basit kararların bile alınamadığını göstermektedir. Bunun sebebi, bireyin, seçim hakkında ne hissedeceğini bilememesidir. Kişi, karşısındaki insanın davranışından rahatsız oluyorsa duyguları hemen onu uyarır. Böylece, fiziksel ve zihinsel sağlığı korumak için gerekli olan sınırlar kurulmuş olur. Duygularımız niçin önemlidir? * Duygular insanlara yardım edecek gizli güce sahiptir. * Duygular, bireysel olarak nasıl mutlu olacağımız ve toplumu nasıl mutlu edeceğimiz konusunda bize yön gösterir. * Duygular iyi kararlar almanın temelidir. * Duygular kişinin sınırlarını kurmasına yardım eder. * Beden dili duyguları yansıtır, insanlarla iletişim kurarak onlara neye ihtiyacımız olduğunu söyler. * Kişi ne kadar iyi iletişim kurarsa, kendisini o kadar iyi hisseder. * Duygular insanları birbirine bağlama gücüne sahiptir. Bilgiye ve zihinsel gelişime dayanan bir dünyada yaşamaktayız. Okul kitapları, sınavlar, notlar, test sonuçları ile bombardımana tutulmuş durumdayız. Tüm bunlar duygusal zekanın gelişmemesi pahasına yapılır. Yeni araştırmalar, duygusal zekanın önemini her geçen gün daha kesin olarak ortaya koyuyor. Dünyanın her yerinden insanlar, kişinin bireysel duygularını keşfetmesinin önemini vurguluyor. Çünkü artık hepimiz biliyoruz, mutlu olmak için sadece "akıllı" yada "başarılı" olmak yetmiyor. Mutluluk için para, statü ve mal sahibi olmaktan çok daha fazlası gerekiyor. Duygusal zeka teorisi, nereye gidersek gidelim, duygularımız bizimle birlikte olduğu için, hayatın tüm alanlarıyla ilgilidir. Duygularımız, "çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz, okul başarılarını nasıl artıracağız, kariyerimizde nasıl başarılı olacağız, başka insanlarla nasıl anlaşacağız, ilişkilerimizde ne kadar samimi olacağız" gibi çeşitli konularda karar vermemizde önemli bir rol oynar. Sevildiğini hissetmek Birçoğunuz ailelerinizin sizi çok "sevdiğini" biliyorsunuz. Ama burada dikkat etmeniz gereken önemli nokta: "Sevildiğinizi hissediyor musunuz?". Sevildiğinizi bilmek ile hissetmek arasında çok büyük fark vardır. Kendinize güven duymak, hayatta mutlu olmanız için gereken en önemli faktörlerden biridir. Kendiniz hakkındaki düşünceleriniz ve duygularınız aileniz tarafından size verilir. Dolayısıyla ne hissettiğinizi ve aileniz tarafından nasıl etkilendiğinizi bilmeniz oldukça önemlidir. Anne ve babaların bazı ihtiyaçları olduğunu anlamanız gerek. Örneğin; kendilerini güçlü, önemli, değerli, kontrol altında, saygı duyulan ve sözü dinlenen birisi olarak görme ihtiyaçları vardır. Bunu bir kere fark ettikten sonra anne ve babanızın tıpkı sizin gibi kendi ihtiyaçlarını gidermeye çalıştıklarını görebilirsiniz. Sizin göreviniz, ailenizin duygularını ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeden kendi ihtiyaçlarınızı giderebilmenizdir. Mutlu olmak istiyorsanız kendi ihtiyaçlarınızın ve duygularınızın sorumluluğunu üstlenmeniz gerekir. Unutmayın, başka insanlar mutluluğunuzda yardımcı rol oynayabilir ama işi yapan esas kişi sizsiniz. >>> Mutluluğun kaynağı aile Peki, mutluluk ne demektir? Mutluluk, ihtiyaçlarınızın karşılanması ile direkt olarak ilgilidir. Hem fiziksel hem de duygusal ihtiyaçlarınız. Fiziksel ihtiyaçlarınız yiyecek, barınak, dokunma. Bütün bu ihtiyaçlar, oldukça açık ve nettir. Ama duygusal ihtiyaçlarınız çok daha karışıktır. Birisi özgürlüğe ihtiyaç duyarken diğeri güvende olma ihtiyacında olabilir. Birisi değişime ve yeniliklere ihtiyaç duyarken, bir başkası daha sakin ve alışıldık bir düzen isteyebilir. Sonuç olarak garanti olan tek şey, sizin ihtiyaçlarınızı kimsenin sizden daha iyi bilemeyeceğidir. Şimdi asıl cevabını arayan soruya gelelim; duygusal olarak neye ihtiyacınız olduğunu nasıl anlarsınız? Duygularınız size sahip olduğunuz bir şeyin çok fazla, çok az ya da tam kararında olup olmadığını söyler. Örneğin, yalnız hissettiğinizde, iletişim kurabilecek birilerine ihtiyacınız var demektir. Kalabalık hissettiğinizde çevrenizde daha az insan olmasına ihtiyacınız var demektir. Hissettiğiniz bütün duygular sizin ihtiyaçlarınızı ifade eder. Bu ihtiyaçlar genetiktir ve yaratılıştan gelir. Nasıl bir ağacın büyümek ve gelişmek için bazı ihtiyaçları varsa, sizin de heyecan duymaya, bilgi edinmeye, zihinsel aktivitelere, anlaşılmaya, kabul edilmeye, empatiye, özgürlüğe ve yalnız kalmaya ihtiyacınız vardır. Aileler genelde bu ihtiyaçları giderme konusunda pek başarılı değildir. Çünkü anne ve babalar dinlemekten ziyade konuşmaya; kabul etmekten ziyade yargılamaya eğimlidirler. İdeal olan ailenizin bu ihtiyaçlarınızı belli bir ölçüye kadar karşılayabilmesidir. Peki ailelerinizin sizin ihtiyaçlarınızı karşılaması nasıl sağlanır? Bazı önemli tavsiyeler * Öncelikle, neye ihtiyacınız olduğunu tespit etmelisiniz. Sonra bu ihtiyacınızı karşınızdaki insanı suçlamadan ve savunmaya geçmesine yol açmadan sizi duyabileceği bir dil ile anlatmalısınız. Bu oldukça zor ancak denemeye değer. * Anne ve babanıza kendi duygularını ifade etmeleri için yardımcı olun. Niyetlerinin iyi olduğunu ve gerçekten sizin için en iyi olanı yapmaya çalıştıklarını kendinize hatırlatın. Onlarla tartışmaya girmeyin. Aksine sadece 2-3 kelime ile nasıl hissettiğinizi ifade edin. Daha sonra, neye ihtiyacınız olduğunu söylemeye hazırlıklı olun. Eğer duygularınıza önem verilmediğini düşünüyorsanız, o zaman açıkça "saygı" göstermediklerini söyleyin. Eğer duygularınızın gerçek olmadığını iddia ediyorlarsa, o zaman kendinizi "önemsenmemiş" hissettiğinizi anlatın. Eğer duygularınızı geçersiz saymaya devam ederlerse, duygularınıza değer vermediklerinden dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu ifade edin. Sonra da duygularınıza önem veren insanları aramaya başlayın. Örneğin başka bir aile üyesi, okuldaki bir öğretmen ya da güvendiğiniz başka bir büyük.