"Ahmet Bey işinin ehli bir mühendistir. En zor projelerin üstesinden kolaylıkla gelir. Ancak gel gör ki insan ilişkilerinde de bir o kadar hoyrat, kırıcıdır. Şirket sahibinden kaç kere duydum, 'yerine birisini bulabileceğimi bilsem, sırf bu etrafa verdiği huzursuzluktan dolayı yollarımızı ayıracağım' diye... Konuşurken korkarsın, ne zaman ne diyeceği belli olmaz, açığını yakaladığı anda bozar insanı...." Benzeri durumlarda ne çok karşılaşıyoruz değil mi? O anda içinizden ne geliyor? Aynı kabalıkla karşınızdaki insanı siz de bozmak mı istiyorsunuz? Yoksa susup ilişkinizi asgariye indirmek için elinizden geleni mi yapıyorsunuz? Sonuç; hayat başarısını iş başarısı ile karıştıran ve insan ilişkilerinde son derece zayıf olan insanlar, çevrelerine sürekli olarak negatif elektrik yayarlar. Kaçınılmaz âkibet Farkında olsalar da olmasalar da böyle kişileri bekleyen tek bir son vardır ki o da; çevrelerindeki insanlar, hızla uzaklaşmaktalar ve onlar bencilliklerinin kurbanı olarak, kendilerini yalnız başına bir yaşlılık dönemine hazırlamaktadırlar... Başka bir örnek de okuyucumuzdan geliyor: Feza, ortaokuldan arkadaşımdı ve öğretmenlerimizin en gözde öğrencilerindendi, en karmaşık konuların bile "işinin ehli bir ustanın titizliği ve rahatlığı ile" ikinci kez tekrarını yaptırmadan üstesinden gelir, zekası ile herkesi kendine hayran bırakırdı. Ama ben onun için çok üzülürdüm, zira bir tane bile yakın arkadaşı yoktu, sanırım dost edinmek, insan ilişkilerinde başarılı olmak başka bir şey. Çevresindekiler ya zekasından yararlanmak isteyen ya da onun gücüyle ezdiği kişilerdi. Sanırım zeki olması onu "biraz hoyrat, şımarık ve her şeyi ben bilirim" yapmıştı. Yıllar sonra karşılaştık, o da benim gibi iki yıl önce üniversiteyi bitirmiş. İş arıyormuş ve istediği gibi bir iş hâlâ bulamamış, nedenini bana soruyor, ne dersiniz, sebep geçmişten gelen davranışlarının devamı olabilir mi? Elbetteki olabilir... Yukarıdaki her iki örnek de; tamamen sosyalleşme ve kendiyle barışık, mutlu insan olamamanın bazen kişiye bazen de çevresine verdiği zararla alakalıdır. İnsana zarar veren duygular Peki kendisiyle barışık ve mutlu insan olmak için ne yapmalıdır: Kişi önce kendini bilmelidir. Yani ben kimim, neredeyim ve ne istiyorum sorularının cevabını bilmelidir. Bunun için öncelikle insana zarar veren olumsuz duygulardan arınmak gerekir. Bunların en başında da kibir gelir. Kibir; insanın kendini ilim, mevki, mal, güzellik gibi birçok yönden başkalarından üstün görmesidir. Kibirli kişiler başkaları ile denk görülmek ve asla ikinci adam olmak istemedikleri için de ikinci örneğimizde olduğu gibi çok zaman hayal kırıklığı yaşayarak, gerçek değerlerinin altında dışlanmış bir yaşam sürerler. Kibir genellikle insanın konuşma, yürüme, bakış, ses tonu oturuş-kalkış, gülme gibi dışarıdan fark edilen bir çok hal ve tavrına yarışır ki, bu da karşısındaki insanların kendilerinden uzaklaşmalarına neden olur. İşe dönük başarıyı yakalamış olanların ise mevkileri devam ettiği sürece varlıklarının bir anlamı vardır ve bu çok kibirli insanın emeklilik sonrası yaşadığı hayal kırıklığı ve mutsuzluk bu sebepledir. Bu konuda ilim adamlarından Ebu'd-Derda şöyle der; "Üç şey cehalet alametidir; Kibir, lüzumsuz konuşma ve yaptığından başkasını menetme" Başkasını küçük düşürmek Alay etmek; küçük düşürücü bir tavırla başkalarının kusur ve yanlışlarını ortaya sermek ve onları gülünç hale düşürmektir. Alay sözle olabileceği gibi tavır, bir bakış ima ile de olabilir. Alayda, onur kırmak vardır ve maalesef insanlar bunu sık yaparlar ve yaptıklarının da farkında değillerdir. Karşısındaki kişi, duygularını çok fazla ortaya koyarsa durumu fark ederler ve "ne oldu şimdi" diye tepkide bulunurlar. Sonuçta bir süre sonra gerçek dostları etraflarından uzaklaşır ve sadece menfaate dayalı ilişkilerin içinde kalırlar. Yarın böyle bir ilişki de bitince, yalnızlar arasına katılırlar. Öfkenizi kontrol edin Öfke son derece insanca bir duygudur ve onu tümden ortadan kaldırmak da mümkün değildir. Ancak burada önemli olan öfkeyi yönlendirmek, kontrol altına almaktır. Öfke kontrol altına alınmadığında fiziksel olarak da yıpranmanıza neden olur, kan basıncının hızla artması, kalp atışlarının düzensizliği ve beyin muhakeme gücünü azaltması gibi ciddi zararlara neden olur. Çevremizdeki insanların bizden uzaklaşmasına neden olur. Öfke anında bulunulan ortamdan uzaklaşmak, kendine telkinde bulunmak, elini yüzünü yıkayarak sakinleşmeye çalışmak en iyisidir. Bu anlarda sevdiklerinize duygularınızdan bahsederek biraz yalnız kalmayı istemek de, çevrenizdekileri öfkenizden koruyarak kontrollü olmanızı kolaylaştırır. Öfkelenince yumuşak huylu insan bile kabalaşabilir, bu sebeple her şeye öfkelenmemek, bunu alışkanlık haline getirmemek gerekir. ----------------------------------------------------------------------------------------------------------- Mutluluk veren özellikler  Güzel ahlak: Yani kalp temizliği, empati yani bir davranışı yaparken kendini önce karşısındaki insanın yerine koyma, yalandan uzak, günlük menfaatlerin peşinde bir hayat yerine, dürüst, onurlu bir hayat kalitesi oluşturmak kendine saygının dolayısıyla da kendini gerçekleştirmenin en önemli ölçütleridir.  Samimiyet: İnsanın ilişkilerinde dürüst, iyi niyetli, açık olmasıdır. Yapabileceklerini bilmesi yapamayacaklarını dürüstçe ortaya koymasıdır.  Şükretmeyi bilmek: Kişinin elindekilerin kıymetini bilmesi, onları iyi amaçlarda kullanmayı ve paylaşmayı becerebilmesidir.  Kanaatkâr olmak: İnsanlar her şeyin en iyisine layıktır ancak kişi içinde bulunduğu şartları görmezden gelip sürekli olarak başkalarında olanlarla ilgilenirse hiçbir zaman mutlu olamayacağı gibi etrafındaki kişilere de zarar verir. Sağlık, akıl ve güzel ahlak en büyük hazinedir. Bundan sonrası göstereceğiniz yapıcı çabalara ve gayretlere bağlıdır. Yerinde sayıp istemek hiç de akıllıca bir davranış olmaz.  Tevazu: Kişinin kendini bilmesi ve insanları sevmesi, onlara değer vermesidir. Tevazu kişinin değerine değer katar... İçsel huzurunu, mutluluğunu ve sevenlerin sayısını artırır.  Sabır: Hayatın kendisi engellerle doludur. Kişinin bunun bilincinde olarak yapabileceğinin sınırlarını bilmesi ve bu yoldaki güçlüklere tahammül edebilmesidir.  İfade güzelliği ve düşünerek konuşma: Hepimizin hal ve tavırlarımızın yanı sıra sarf ettiğimiz kelimelerin de nereye gittiğini düşünerek hareket etmesi gerekir. Bazen sükutun bizi hatalardan pişmanlıklardan koruyacağı da bilinmelidir. Sükûtu öğrenmek konuşmayı öğrenmekten daha güç olsa da "söz gümüşse sükût altındır" lafı boşuna değildir. Tatlı dilin her kapıyı açtığı da hiç boş laf değildir.  Saygı: Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir davranışı bir başkasına yapmamak ve tüm insanlara saygı duymaktır. Uzun lafın kısası mutluluk içimizde, önemli olan kalp gözlerinin açılması... ----------------------------------------------------------------------------------------------------------- Üniversite gençliği karamsar Öğrencilerin sadece yüzde 16.2'si geleceğinden umutlu olduğunu belirtiyor. Gençlerin birçoğu da geri dönmemek üzere yurt dışına gitmek istiyor. Üniversite gençliği kendi geleceklerinden, Türkiye'nin geleceğinden ve dünya barışından ümitlerini kesmiş gözüküyor. Ayrıca öğrencilerin yaklaşık dörtte biri ise geri dönmemek üzere yurt dışına gitmeyi istiyor. Gazi Üniversitesi tarafından hazırlanan, 'Türk Üniversite Gençliği' konulu araştırmaya göre, öğrencilerin yaklaşık üçte ikisi kendi geleceğinden umutsuz. Öğrencilerin sadece yüzde 16.2'si geleceğinden umutlu olduğunu beliriyor. Ülke geleceğinden de umutlu değiller Yüzde 38'i Türkiye'nin geleceğin dair umutlu olan gençlerin yüzde 62'si umutsuz. Yüzde 81'i de dünya barışının geleceği noktasında umutsuz. Yarısından fazlası yurtdışına gitmek istieyen gençlerin yarısı ise tekrar geri dönmek istemiyor. Yabancı dille eğitim konusunda görüşü sorulan gençlerden kamu üniversitelerinde okuyanların yüzde 70'i öğrenim dilinin kesinlikle Türkçe olması gerektiği görüşünde.