samdan
camii
hayirli-ramazanlar

Kendinizi tanımlayın

A -
A +

Bazen etrafınıza şöyle bir bakıp, 'çeşit çeşit insan var' dediğiniz oluyor öyle değil mi? Tipler farklı, davranışlar, yaşantılar farklı... Kimi daha sakin, kimi daha fevri! Kim, kime göre daha imtiyazlı acaba? Muhasebeci Ahmet Bey mi? Doktor Ayşe Hanım mı? Sanayici, öğretmen, ev hanımı, bankacı, bakkal, marangoz falanca bey ya da filanca hanım mı? Yoksa hepimiz birbirimize benzeseydik; hayat daha mı kolay, daha mı anlamlı olurdu? Renklerin kavgası! Yazımız küçük bir öyküyle devam etsin: Dünyanın bütün renklerini bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli, en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar: Yeşil söze başlamış: Elbette ben en önemli rengim. Ben hayatın ve umudun rengiyim! Çimenler, yapraklar, ağaçlar için seçilmişim. Yeryüzüne şöyle bir bakın, her taraf benim rengimle kaplı. Mavi oradan atılmış: Sen sadece yeryüzünün rengisin, ya ben? Ben hem denizin hem de gökyüzünün rengiyim. Gökyüzündeki mavi insanlara huzur verir ve huzur olmadan da siz hiçbir şey yapamazsınız! Sarı söze karışmış: Siz dalga mı geçiyorsunuz? Ben güneşin rengiyim, bu dünyaya sıcaklık verenim. Ben olmasam hepiniz soğuktan donardınız! Turuncu onun sözünü kesmiş: Ya ben? Ben direncin ve sağlığın rengiyim. İnsanın yaşaması için gerekli vitaminler benim rengimde bulunur. Portakalı, havucu düşünün. Pek ortalarda görünmeyebilirim, ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzelim rengi veren benim, unutmayın! Kırmızı dayanamayıp söz almış: Ben hepinizden üstünüm! Ben kan rengindeyim! Kan olmadan hayat olur mu? Hem ben cesaret ve tehlikenin rengiyim, savaş ve ateş rengindeyim! Aşk ve tutku benimledir! Bensiz bu dünya bomboş kalırdı... Mor ayağa kalkmış: Hepinizden üstün olan benim! Ben gücün ve asaletin rengiyim. Bütün liderler ve krallar beni seçmişler. Otorite ve bilgeliğin rengi benim. İnsanlar beni sorgulamaz. Onun yerine dinler ve itaat ederler. Ve bütün renkler bir ağızdan konuşmaya devam edip kavgaya tutuşmuşlar. Derken bir anda şimşekler çakmaya başlamış ve yağmur damlaları gökten inmeye başlamış... Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırıp korkuyla birbirlerine sarılmış. Ve YAĞMUR'un sesi duyulmuş: "Sizi aptal renkler. Bu kavganızın anlamı ne? Bu üstünlük kavganız neden? Siz bilmiyor musunuz ki; birbirinizden farklısınız ve her biriniz çok özelsiniz. Haydi, şimdi el ele tutuşup bana gelin! Renkler bu sözlerden çok utanmışlar. El ele tutuşup gökyüzüne doğru havalanmışlar ve bir yay şeklinde oraya yerleşmişler. Yağmur; "Bundan sonra her yağdığımda, siz birleşip bir renk cümbüşü olarak gökyüzünden yeryüzüne doğru uzanacaksınız. İnsanlar sizi gördükçe huzur duyacak ve güç bulacaklar. İnsanlara yarınlar için bir umut olacaksınız. Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GÖKKUŞAĞI diyecekler. Anlaştık mı?" der ve renkleri gökkuşağının altında toplanmaya çağırır. Kıymetinizi bilin! Hikayemiz güzel değil mi? Peki ne dersiniz? Bizler, etrafımızdaki diğer insanların farklılıklarına ne kadar tahammül edebiliyor ve onlarla birlikte birbirimizi ne kadar tamamlıyoruz? Ya da bu farklılık içerisinde kendi kıymetimizi ne kadar biliyoruz? Yazımızın başına dönersek, düşünebiliyor musunuz; evinde sandalyesi, masası olmayan bir doktor, hesapları tutulmayan bir sanayici, ekmeksiz masalar, işçisiz fabrikalar, öğretmensiz okullar bu hayat nasıl devam eder? Herkes kendi içinde değerli, herkes birbirine muhtaç! Tüm bu karmaşıklık içinde biz kendimizin ne kadar farkındayız, kendimize ne kadar değer veriyoruz? Önce 'aynadaki insanla' barışın! Kendine değer veren insan; kendisiyle barışık, güçlü ve zayıf yönlerinin bilincinde olan ve kendini geliştirmek için çaba harcayan insandır. Uzmanlara göre de; mutlu ve uyumlu olmanın birinci şartı insanın önce kendi iç mutluluğunu yakalamasıdır. Bunun için neler mi yapmak gerekir? * Kendinizle barış ilan edin: İnsan bazen kendisini bir başkasından çok daha acımasız eleştirir. Böyle bir yaklaşım sadece kendinizi daha kötü hissetmenize neden olur. Başarısız yönlerinizi bilin, ancak onların esiri olmayın. * Farklılıkları kabul edin: Kimisi güzel ud çalar, kimisi resim yapar, kimisi de ağaç oyar. Bazıları yazar, bazıları okur. Ama herkesin bir alanda potansiyeli vardır ve bunu keşfettikten sonra çabalamak gerekir. Yapabileceğinizin en iyisini yaparak siz de kendinize bir yer bulun toplumda. * Şartlarınız içerisinde mutlu olmasını bilin: En şöhretli olmayı, en zengin olmayı kim istemez. Peki ya mevcut durumunuzun daha altı? Maalesef herkes birbiriyle eşit imkanlarla dünyaya gelmiyor. Hayıflanmak ise sadece zaman kaybettiriyor. * Sürekli gelişime açık olun: Okuyun, izleyin, gözlem halinde olun. Okumak dünyanın en katma değeri yüksek, en kolay işidir. İmkan yok, zaman yok sadece bahanedir. Önceliklerin farklılığıdır. * İyi kalpli olun: Yardım sadece maddi unsurların paylaşılması değildir. Sıkışık bir anında mesai arkadaşınıza desteğiniz, bir engellinin işini kolaylaştırmanız, dedikodudan, art niyetten uzak durmanız, "arkanızdan iyi insandır" dedirtmeniz hayata daha sıcak bakmanıza neden olur. Art niyet, fesatlık sadece kalbinizi kirletir. Mutsuzluğunuzu artırır. * Daima pozitif düşünün: Hayat inişli çıkışlı bir yol ve biliyorsunuz ki aydınlık en karanlık gecenin sonunda. * Fizik olarak da kendinizi beğenin: Unutmayın, insanı güzel yapan önce görüntü gibi gözükse de; konuşma tarzı, hal ve tavırları, kalp güzelliği bir süre sonra her şeyin önüne geçer. * Hobi geliştirin: Çevrenizle paylaşabileceğiniz hobileriniz olsun. Hobi geliştirmeyi de bir iş olarak görün ve zamansızlığı bahane etmeyin. Hobi geliştirmek sizi hem rahatlatır hem de sosyalleşmenizi sağlar. * Farklı insanlar tanıyın: İnsanlarla sohbet edin. Onlara karşı nazik olun. Statülerimiz, hayat tarzlarımız farklı da olsa, hepimiz önce insanız, bunu unutmayın * Daima gülümseyin: İçten tebessüm, çevremizdeki insan sayısını artırır, vücuda pozitif enerji verir, bu; insanın kendisiyle de çevresiyle de barışık olmasını sağlayan etkin bir araçtır. * Tek başınıza hiçsiniz: Hayatımızı kolaylaştıran bir çok ürünün, hizmetin, binlerce insanın elinden geçtiğini; zincirden kopan bir halkanın bütünü bozduğunu ve her şeyi anlamsız kıldığını hiçbir zaman unutmayalım. Erdemli olmak... Ünlü kişiler ve düşünürlerin birkaç güzel sözü; aslında 'erdemli insanın' da nasıl olması gerektiği konusunda ipuçları veriyor bize: * Olgun insan güzel söz söylemesini bilen değil, söylediğini yapan ve yapabildiğini söyleyebilen insandır. (Konfüçyüs) * İnsanlar başaklara benzer; içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne) * Kötü kişiler bir araya geldiklerinde, iyi kişiler el ele vermelidir. (Edmond Burke) * Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama; hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. (Leo Tolstoy) * Davranışın altın kuralı karşılıklı hoşgörüdür. Çünkü hiçbir zaman aynı biçimde düşünmeyiz. Gerçeğin bir parçasını yalnız değişik açılardan görürüz. (M.Gandhi) * Kimse işitmek istemeyen kadar sağır olamaz. (Matthew Henry) * Herşeyin yok olduğu anlarda bile gelecek hep vardır. (Bovee ) * Gurur tüm insanlarda eşittir, alçak gönüllü kişiler gururlarını ötekilerden daha iyi gizleyebilenlerdir. (Stendhal) Çalışma ortamınız sağlığınızda etkili Uzmanlara göre sağlıksız çalışma ortamları başağrısı, mide bulantısı, göz yanması, kaşıntı, saç dökülmesi, boğaz ağrıları gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Uzun zaman bitmeyen bu şikayetlerle birlikte, sürekli asabilik ve yorgunluk büro ortamından kaynaklanabiliyor. Tıp uzmanları tarafından hazırlanan aşağıdaki soruların yarısından fazlasına evet diyorsanız, yöneticilerinizle ve bir hekimle görüşmenizde fayda var. * İş arkadaşlarınız sürekli aynı sağlık problemlerinden şikayet ediyor mu? * İş yerinizde klima var mı? * İş yeriniz, yeni bir büroya taşındıktan sonra ya da boyandıktan sonra şikayetlerinizde artış oldu mu? * Büronuzdaki mobilyalar sunta kaplı mı? * Çalıştığınız mekanda iç dekorasyon amacıyla ahşap koruyucu maddeler, izolasyon köpükleri, halı tutkalı, sert köpük plakalar, suni deri, vinylex, PVC yer döşemesi, izolasyon kağıtları ya da plastik duvar kağıtları kullanıldı mı? * Çalışma odanızda bilgisayar, fotokopi makinesi, monitör, bilgisayar yazıcısı gibi aletler bulunuyor mu? * Tutkal, ispirto, kalem, sıvı daktilo silgisi gibi malzemelerle fazla haşır neşir olur musunuz? * Büronuzda çalışırken burnunuza temizlik malzemelerinin kokusu gelir mi? * İşyerinde eve kıyasla daha mı çok susarsınız? * Büronuz yapay ışıkla mı aydınlanıyor? * Şikayetleriniz tatildeyken ya da başka nedenlerle iş yerinden uzak kaldığınızda azalıyor mu? Güneşten korunun Yazın en sıcak günlerini geçiriyoruz. Güneş neredeyse bütün gün tepemizde. Güneşin ruh sağlığımız üzerindeki olumlu etkilerinden tutun da, D vitamini oluşumuna kadar sayacağımız bir çok ciddi faydalarının yanısıra; olumsuz etkilerini de bilmek gerekiyor. Uzmanlar; son yılların güzellik anlayışı bronz tenin cazibesine kapılıp fazla dikkate alınmayan güneşin çok sayıda zararlı etkisi hakkında gençleri uyarıyor ve bakın korunma konusunda neler söylüyor:Güneş ışığının giysilerle bloke edilmesi: İnce, pamuklu kumaşlar, ıslak tişörtler ve suni ipekten yapılmış ürünler ışığı daha fazla geçirir. Bu giysiler giyilmeden önce güneş koruyucular kullanılmalıdır. Mesela UV korumalı güneş gözlükleri faydalıdır. Güneşlenme zamanı seçimi: Sabah 11, öğleden sonra 15 arası güneşe çıkmamalıdır. Güneş kremleri: Kolay uygulanmalı, uzun süre etkinliğini devam ettirmeli, UVA ve UVB'ye karşı korumalı, yan etki riski az olmalıdır. Güneş koruyucunun etkisini gösterebilmesi için güneşe çıkmadan 1 saat önce sürülmelidir. 2-3 saatte bir tekrarlamalıdır. Terleme, yıkanma, yüzme sonrasında yenilemek gerekir. Bronzlaşmak: Derinin ultraviyole ışınlarına karşı verdiği bir korunma reaksiyonudur. Sağlık anlamına gelmez. Bronzlaşırken ultraviyolenin zararlı etkilerinden korunmak mümkün değildir. Bilinçlenmek: Güneşten korunmayı sadece tatilde güneşlenirken değil; günlük alışkanlık haline getirmeli ve bunu bir kural olarak hayatımıza yerleştirmeliyiz.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.