Bu haftaki pazar röportajım hem sanatçılığıyla, hem canlandırdığı ata sporumuz atlı okçulukla hem de aile yaşamıyla sevilen, hayallerinin peşinden giden özgür ruhlu bir isim. Namıdiğer “Issız Adam”, evinin eşi ve babası; Cemal Hünal….
Öncelikle bizi yeni binicilik merkezinizde ağırladınız. Burası nasıl bir yer?
Burası çok yeni, bundan önce bir spor kulübü kurmuştum. Buranın adı Mavi At Binicilik Merkezi. Burada yapmaya çalıştığımız şey; dünyada son 10-15 senedir doğal atçılık diye bir akım var, onun gibi. Binicilerin ata daha binmeden onları anlamaları, yerdeyken onlarla göz göze iletişim kurabilmeleri ve at üzerindeyken isteyecekleri şeyleri yerdeyken anlatabilecekleri, çok daha at duyarlı insanların, biniciliği daha keyif alarak öğrenebilecekleri bir yer. Buradaki hedefimiz atlı okçuluk ve at üzerinde savaş sanatları. Türklerin özellikle Orta Asya’dan buraya taşıdıkları, Memlüklerin geliştirdikleri, Osmanlı’nın onlardan teslim aldığı “Atlı Savaş Sanatları” kültürü çok özel bir kültür. Bütün atlı kültürlerin tabanında neticede bir süvari resmi var. Bizde biraz kaybolmuş bu imge, minyatürlerde kalmış. Dolayısıyla çok farklı iletişim kurabildiğimiz, onları cesaretlendirebildiğimiz ceza sistemi olmayan, işini bilerek, severek yapan atlara ihtiyacımız var.
Sizin atlarla ve atlı okçulukla tanışmanız ne zamandı?
Annem beni Sipahi Ocağı’na götürmüştü, küçükken. Ama o yaşta bile yapmak istediğimin o olmadığını çok iyi biliyordum. Çok boğucu ve zorlama geldi. Özgürce dolaşmayı hayal ederken kapalı bir çerçeve içerisinde, çalışmak istemeyen atların içerisinde buldum kendimi. O yüzden, orada bir anlamı olmadı ama 25 yaşında başladım gerçek anlamda.
Peki, istediğiniz gibi ata binme maceranız nasıl başladı?
Bir kaç kez 25 yaşlarında istediğim gibi ata binme imkânım oldu. Yalova’da bir orman köyü keşfettim. Herkesin atları vardı. Atlar dağdan odun taşıyordu. O aralarda yurtdışından yeni dönmüştüm, metin yazarlığı yapıyordum ve o bölgede çok kamp yapıyordum. Bir at aldım kendime orada, yerli bir at; iki gözü çakır, alacalı, edepsiz ve son derece psikopat bir at. Adı da Apaçi. Hala aynı köyde, aynı ahırda, aynı işi yapıyor. İki sene boyunca ondan çok şey öğrendim. Sonra buraya Gümüşdere Köyü’ne geldim. İlk Arap atıyla tanışmam burada oldu. Kafamda yapmak istediklerim şekillenmeye başladı. Dünyadaki atlı okçuları takip etmeye başlamıştım. Geleneksel okçuluk beni zaten her zaman cezbediyordu. Aynı zaman içerisinde hem bir atım oldu, hem de Macar bir ustadan geleneksel bir Türk yayı aldım…
Kaybolmuştu, unutulmuştu atlı okçuluk öyle mi?
Türkiye’de geçtiğimiz 80 yıl içerisinde atlı okçuluğu ilk başlatan ben oldum. Çok fazla malzeme okumuştum. Yurt dışında bu işi yapan insanları buldum. Bana çok vakit ayırdılar. Saatlerce telefonda konuştuk bazen neyi nasıl çalışmam gerektiği konusunda. Videolarını seyrettim. Ama bu işi yapmak için bir ata ihtiyacım vardı. İstanbul içindeki yerlerde ata bakmak çok maliyetli, “aynı paraya burada bir yer bulurum ve birden fazla ata bakarım” diyerek yola çıktım.
Yani ata sporumuzu yabancılardan mı öğrenmiş oldunuz?
Şöyle. Macarlar mesela, Hunlardan geliyorlar ve ata sporlarını çok iyi yaşatmışlar. Korelilerin Türklerle çok ortak kültürleri var, okçuluk konusunda, onlar da ve Moğollar da iyi yaşatmışlar. Biz ise hızlı sanayileşme ile at ile insan arasındaki ilişkiyi çok çabuk koparmışız. Çok emek ve sabır isteyen geleneksel sporların yerini spor salonları, bisikletler gibi daha pratik sporlar almış.
Sizi takip eden yetiştirdiğiniz sporcular var mı?
Bu sporu yaptığım süre boyunca baştan beri beraber geliştiğim çok insan var. Tarihi canlandırmayı seven insanlarız biz.
Çocukken bir astım sorununuz olmuş ve şimdi zorlu bir sporu yaşatıyorsunuz, bunu nasıl başardınız?
Evet, 20-21 yaşına kadar sorun yaşadım. Bu sorunu inadımla yendim aslında. O zamanlar İskoçya’da yatılı okuldaydım. Orada bir spor yapmak zorundaydım. Temaslı sporları sevdiğim için Rugby sporunu denemek istedim. Kendimi çok zorladım ve bir anda içimde bir şey yırtıldı sanki ve nefes almaya başladım.
AT ÜZERİNDE KULLANILAN KILICIN SIRRI...
Cemal Hünal “Atın üzerinde kullandığımız kılıç keskin değil. Atın sağlığı için keskin bir şey kullanmayı sevmiyorum. Bir hata yaparsam, atın yaralanmaması lazım. Ancak tek seferlik kılıçlı egzersizler var, Memlük egzersizleri gibi, onlarda atı yaralama riskiniz yok” diyor.
Baba olmak hayatımı değiştirdi
“Beni dünyada en çok mutlu eden şey; yemek yaptığımda oğlumun onu beğenmesi...”
Dedeniz madenciymiş. Gidiyor musunuz madenlere hiç?
Dedem madenci Cemal Hünal. Aynı zamanda Tercüman gazetesinin kurucusu ve Muğla milletvekiliydi. Madenler devletleştirildiğinde ben 3 yaşlarındaydım. O zamandan beri de gitmedim. Dedemin mezarı Muğla’da. Oraya gidebildiğimde mutlaka ziyaret ediyorum, temizlettiriyorum. Ama tuhaf bir şey insanın kendi isminin bir mezar taşında olması.
Yaramaz bir çocuk muydunuz?
Çok fena. Astımdan koşturamadığım için, çocuklar teneffüste koştururken ben de sıkılıyordum. Sınıfların kilitlerini sabote ederdim, tahtaları beyaza boyardım, bir keresinde 16 tane sınıfın kara tahtasını beyaza boyadım, mesela.
İyi hissettiniz mi sonra?
Çooook….
Saint Benoit’da okumaya başlamışsınız. Sonra İskoçya. Hem Türkiye, hem yurt dışı ve farklı kültürler. Bu hayatınıza ne kattı?
Hayatımı çok kolaylaştırdı. Yaşadığı şeyler insanın kendisiyle ilgili beklentisini çok yükseltebiliyor. Farklı kültürlerin, insanların kendi aralarında nasıl iletişim kurup yaşadıklarını, oraya gidince biraz daha anlayabiliyorsunuz. İnsanların neden o kadar liberal olabildiklerini veya neden o kadar muhafazakâr olabildiklerini empati kurup anlayabiliyorsunuz. Benim öğrenme sürecimi hızlandırdı.
Kariyerinize bakınca, bana çok şey kattı dediğiniz başlıca tecrübeler hangileri?
Çok iyi hocalarım oldu her zaman. Yapmak istediklerime odaklanacak çok şansım da oldu. Anne, baba ve eş konusunda da çok şanslıydım. Kariyer konusunda da bambaşka şanslıydım. Ama Çağan Irmak’a her zaman borçlu hissediyorum. Ben yaptığım işlerden en çok “Ulak”ı seviyorum ama” Issız Adam” yaptığım en iyi işlerden birisiydi. İkisi de Çağan Irmak’ındı ve gerçek bir sinema setiydi. İyi oyuncular, iyi bir yönetmen ve iyi bir görüntü yönetmeni vardı. Sinema tarihinde iz bırakma gibi bir şansım oldu. Ben Rabb’ime, en kötü günümde bile şükrediyorum. Aklıma ilk gelen şey O oluyor.
Güzel bir aile hayatınız var, bu size ne kattı, mutluluğu nasıl yakaladınız?
Annem ve babam benim için her zaman çok güzel bir örnek oldu. Ben Amerika’da yaşıyordum, rahat içindeydim. Ama buraya dönmek istedim; çünkü annem ve babam buradaydı ve benim için düşündüğümden çok daha fazla şey ifade diyordu. Güzel bir çocukluk geçirmiştim ve iyi bir aile içinde büyümüştüm. Belli bir noktadan sonra, her şeyden önce ben de o şekilde yaşamak istedim. Aile kurmak, baba olmak, anne olmak verilmesi gereken en önemli mücadelelerden biri bana göre…
Baba olmak nasıl bir duygu?
Her şeyi değiştirdi. Artık her zaman, her şeyden ön planda düşündüğüm başka bir şey var ve bu beni çok mutlu ediyor. Beni dünyada en çok mutlu eden şey ne diye sorsalar; mesela oğlumun yemek yaptığımda onu beğenmesi kadar beni mutlu eden başka bir şey olmadı.