Bu haftaki röportajım Habertürk’ün başarılı haber spikeri, Enine Boyuna ve Akşam Raporu programlarının ev sahibi, birçok defa “En İyi Kadın Spiker” ödülü alan Ece Üner ile. Çocukluk yıllarında çekingenlikle başlayan ilkokul kariyerine, ortaokul lise yıllarında başarıyla sürdürdüğü atletizm ile dışa dönerek devam eden ve bugün özellikle haber programlarında sorduğu sorularla fark oluşturan sevgili Ece ile kariyerini, evlilik hayatını, şiir kitabını ve gelecek projelerini konuştuk...
“Güzellik bizden önce seyirciye ulaşan bir tavsiye mektubu gibi. Seyirci artık çok bilinçli, edilgenlikten, etken hâle geçti. Eğer o görselliğin altını dolduramıyorsanız, sizi hemen çöplüğünüze geri gönderir.” - Kariyerinin ilk dönemindeki bir ekran kazasını esprili bir dille anlatıyor: “Metro Goldwyn Mayer aslanı gibi esnerken yayında olduğumuzu fark ettim. Ertesi gün, savunmamı vermek zorunda kalmıştım.”
Kariyerin ne zaman şekillendi, kendini ilk defa ekranda ne zaman hayal ettin?
2000 yılında NTV’de stajyer muhabirdim. 32. Gün kuşağıyız biz ve onu izleyerek büyüdüğümüz için televizyonla ilgili bir şey yapmak isteyen hepimizin kafasında 32. Gün’ün mutfağında çalışmak vardı. 1980 sonrası çok dünyaya açılamamış, çok fazla sorgulamayan bir kuşağın içinden gelen birisi olarak, hem politize olabilmek, dünya meselelerini takip edebilmek için, hem de tarihe tanıklık edebilmek adına muhabirliğe başladım. Üniversitede zaten tarih ve sosyoloji öğrencisiydim. Editörler ve muhabirler bizim sektörün adsız kahramanları, ama ekranın önünde olmak, gün içinde hazırlığına katkıda bulunduğun yemeği servis edebilmek demek. Alkışı da alabilmek demek. O boyutu da NTV’de muhabirlik yaptığım dönemde, ikinci yılda hissettim ve istedim.
- Muhabirlik öncesi okul hayatındaki Ece’ye geri dönersek, nasıl birisiydi Ece?
İlkokulda çok çekingendim. Çünkü beni babaannem büyüttü. Büyüklerin büyüttüğü çocuklar genelde saygı çerçeveleri çok net çizildiği için biraz çekingen olur. Ben de böyleydim. Hatta veli toplantılarında, “Ece herşeyi biliyor, ama çok çekingen parmak kaldırmıyor, kendine güveni yok” derlerdi. Sonra ortaokul sınavlarını kazandıktan sonra, ergenlikle birlikte spora başladım. Atletizm yaptım. O beni çok açtı, müsabakalar vs. derken bu defa da çok dışa dönük, rahat bir çocuk oldum.
- O dönemde atletizm konusunda da ciddi başarıların var. Atlet Ece olarak neler yaptın?
Türkiye çapındaki yarışmalarda 3 tane birinciliğim var. 800 metrede ve 1500 metrede. 1992’den 1999’a kadar. 4 tane üçüncülüğüm ve 2 tane ikinciliğim var. Bizim katıldığımız yarışmalarda Kars’dan katılan iki kız kardeş vardı. Zübeyde ile Ayşe diye. Onlar bunu mesleğe dönüştürmek istiyorlardı. Biz ise orada şımarık bir kolej çocuğu olarak onlara mesleğiyle ilgili gittikleri yolda engel oluşturuyorduk belki de. Zaten onların girdiği yarışta en iyi ihtimalle üçüncüydük. Bir 800 metre yarışına girmeden evvel, Zübeyde çivilileriyle elime basmıştı ve kan revan içinde o yarışta yarıştığımı hatırlıyorum. Hayat yarışı gibi çok çetrefilli bir dönemdi ve o da beni çok hayata hazırladı aslında.
- İlk kez ne zaman sokakta tanınmaya başladın, o hissi hatırlıyor musun?
Hatırlıyorum. Ama Türkiye’de haber kanalı çok fazla olduğu için ilk başlarda “ha o kız” diye hatırlıyorlar. İsmini, soyadını bilmiyorlar. “Ha şu kız, haber mi sunuyordu, yoksa dizide mi oynuyordu?” diye bir düşünüyorlar. Zaman geçtikçe adınla, soyadınla, özel hayatınla, evliliğinle, kocanın adıyla soyadıyla bilmeye başlıyorlar.
- Ratinglerin nasıl geleceğini önceden hissedebiliyor musun?
Sezgisel olarak seyirciyle tutturabildiğim bir frekans var artık. Bugün izlemişlerdir çünkü “çok keyif aldım” veya “bugün bir şeyleri eksik bıraktık” dediğim zamanlarda tutturabiliyorum. Zaten seyirci artık inanılmaz hassas, richter ölçeği gibi, bazen bir televizyoncu olarak hissedemeyebileceğin nüansları bile tespit edebiliyorlar. Zaten “bir zaplık canımız” var ve alternatif çok.
‘PRİME TİME’DA REKABET ÇOK ÇETİN
Spikerlik, okyanusta yüzme yarışı gibi
'45 dakikalık bir bültende spikerler diğer kanallarla adeta rating için savaşıyor. İlk ona girmezsen bir süre sonra zaten yoksun. Fakat benim durumum farklı, canlı yayında soru cevap şeklinde katılımlar olduğu için daha rahatım'
- Haber kanalı tecrübenin yanısıra, bir buçuk senelik bir prime time tecrüben de oldu, neler farklıydı?
Denizde yüzerken okyanusa açılmak orası. Çok çetin bir yarış dönüyor orada. Sadece 45 dakikalık bir bültende kanallar arasında, müthiş bir yarış dönüyor. Her sabah da karne alıyorsun. Normalde uyumayı çok severim ama sabah 10 olduğunda kalbim pır pır atarak, ratingleri bekliyordum. İlk ona girmezsen bir süre sonra zaten yoksun. Haber kanalında ise şanslar muhtelif, bir saatte izlenmezsen diğer saatte izlenme ihtimalin yine var. Bir de benim canlı yayın yapıp, canlı yayın esnasında soru cevap şeklinde katılımda bulunmam itibariyle, izleyenleri söylediği kadarıyla alamet-i farikam olduğu için daha rahatım. Oysa sadece spikerlik kısmında daha çok okyanusta yüzmek gibi çetin bir yarış var.
- İlk canlı yayında heyecanlanmışsındır. Hâlâ aynı mı?
Belli yayınlarda evet. Otomatik pilota aldığım yayınlar da olabiliyor. Hâlâ daha kendimle mücadelemin devam ettiği, boyumu aşan, o konuda çok fazla araştırma yapmam gereken konularda heyecan oluyor.
- Mesela, yakın zamandan bir örnek vermek gerekirse?
Enine Boyuna’da her hafta konular değişiyor. Çok fazla komplo teorilerinin konuşulduğu, yeni dünya düzeninin, illimunati ve DAEŞ konusu mesela. DAEŞ konusunda yazılmış mesela çok az referans olabilecek kitap var. Bunları konuşmak her babayiğidin harcı değil. Cahil cesaretiyle kendini ekrana atıp her konuda yorum yapan çok insan var Türkiye’de ama işin uzmanlarıyla bu konular doğru düzgün konuşulduğunda heyecan oluyor.
- Yayın kazan var mı hiç?
CNN Türk’te var. Sene 2008 Eylül’de yeni yayın döneminde Orkun Yazgan veya Cem Öğretir ile birlikte sabah haberlerini sunuyorduk. Açılışı yapıp, başlıkları verdikten sonra o açılışların tanıtımı dönüyordu. Sabah haberleri olduğu için gece 3’te işbaşı yapıyordum ve uykusuzlukla ciddi bir mücadele vardı. O arada tanıtıma gittiğimizi düşündüğümüz bir anda meğer yönetmen hâlâ bizi seçiyormuş. Ben de o sırada Metro Goldwyn Mayer aslanı gibi başımı döndüre döndüre esnerken yakalandım.
- Ne hissettin ertesi gün?
Hissetmeyi geç savunma yazmam gerekti. O zaman babam CNN Türk’ün başındaydı. Ben CNN Türk’te çalışma kararı alınca babamla aynı evin içinde küstük 3 ay boyunca. O beni zaten işten atmak için bahane arıyordu. Bu da bahane oldu ve savunmamı istedi. İşten atmak için çok uğraştı ama olmadı. Atılmamak için herkes bir birim çalışırken benim 10 birim çalışmam gerekti. Sonra da Habertürk’e geçiş yaparak atılmaktan kurtuldum.
- Ekran dışındaki Ece neler yapar, neleri sever?
Şiir kitabımın isminde olduğu gibi “olduğu gibi” insanlarla olmaktan, olduğu gibi yaşamaktan hoşlanıyorum. Adaları çok seviyorum. Senelik izinlerimde Sicilya, Korsika, Kapri, Malta, Girit gibi dünyadaki adalara gitmeyi seviyorum. Günlük hayatımda da İstanbul’daki adalara gitmeye çalışıyorum. Anakaradan mümkün olduğunca kopmaya çalışıyorum. Olduğu gibi bir hayat tarzının adalarda, ada insanlarında saklı olduğunu düşünüyorum. Orada kendimi buluyorum. Eskisi kadar formda olmasam da koşmaya çalışıyorum. Temiz hava almaya çalışıyorum. Eski arkadaşlarımla buluşuyorum, görüşüyorum. Benny Hill televizyon sektörü için “samimi samimiyetsizlik” der. Bu samimi samimiyetsizlik beni rahatsız ediyor.
- Evlilik ne değiştirdi hayatında, meslektaşın Deniz Bayramoğlu ile evlendin. Ne kadar oldu?
2013 Şubat ayında evlendik. 3.5 yıl oldu. Sorumluluklarım iki katı arttı, haklarım yarı yarıya azaldı. Takılıyorum ama Deniz çok iyi bir dost. Yol yürümek noktasında benim için çok iyi bir yol arkadaşı. Kafaca beni çok zenginleştiren bir insan. Zaten aile hayatına çok düşkün, çok evcil bir tipim. Bir masanın etrafında anne, baba, çocuk yemek yesin isterim. Bana iyi geldi yani.
- Baba tarafından Urfa Bireciklisin. Hissediyor musun o tarafı genlerinde?
Hem de nasıl. O kan beni ele geçirmiş vaziyette. Urfalılar, “Torpak çekiy” der. Gerçekten de toprak çekiyor. Çok dominant o kan sanırım, kendimi o yörenin insanlarına çok yakın hissediyorum. Anne tarafından da Makedonya, Arnavutluk var ama Urfa’ya gittiğimde hissetiklerimden yola çıkarak, Urfa kanı çok ağır basıyor diyebilirim.
EKRANDA OLMAK MÜTHİŞ....
“Tarih sosyoloji okumuş birisi için tarihin taslağını yazmak ve tarihe tanıklık etmek çok büyük bir motivasyon ve tatmindir. Kendini fethedebilmek bir yanda da ekranda olmak. Zaferlerin en büyüğü de zaten insanın kendini fethedebilmesi. Bir anda milyonlara hitap edip onlara ilk elden bir bilgiyi verebilmek müthiş bir tatmin.”
HEM SPİKER HEM ŞAİR
OLDUĞU GİBİ ŞİİR KİTABI
- Kaç yaşından beri şiir yazıyorsun?
9 yaşından beri kenara köşeye attığım kelimeler var. Disiplinli olarak ise 2012’de başladım.
- “Olduğu Gibi” kitabında eski dönemde karaladıklarından izler var mı?
“Birinden birini seçmek zorunda değilsin. Hem köklenir hem kanatlanabilirsin.” “Senden Öğrendiğim Birşey Var” şiirimde geçiyor. Ortaokul başında çok “özgürleşmek mi, köklenmek mi?” üzerine çok kafa yordum. Oradan kalma o mesela. Veya “Ana” şiiri var, daha 6 yaşındayken, anneme bir kartta “Sen benim ezeli ve ebedi sevgilimsin” yazmıştım, o şiirde de oradan esinlendim.
- Sırada kitap var mı ?
Bir çocuk kitabı yazmak istiyorum. Bütün ülkelerin yerel masalları inceliyorum. Hepsinin çocuk psikolojisinde tekamül ettiği bir mesaj var. Türkiye’de çok sağlıklı çocuk masalı kitabı bulmak çok kolay birşey değil. Kısmetse bir sene içinde tamamlamayı planlıyorum.
- En son hangi kitabı okudun?
Stefan Zweig’in “Bir Kadının 24 Saati” kitabıyla, Erich Fromm’un “Sahip olmak ya da olmak” kitabını okudum. Bir de çocuk kitabı yazma planım olduğu için, Edmondo de Amicis’in “Çocuk Kalbi”ni okuyorum.
- En son hangi filmi seyrettin?
Bütün Oscar alan veya aday olan filmleri seyrettim. Diriliş (Revenant), Kod Adı: UNCLE (The Man from U.N.C.L.E.), Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies) gibi…
- Yemek yapıyor musun?
Arada yapıyorum. Önceden hiç alakam yoktu. Her akşam diyemem ama yapıyorum. Taze fasulye, arpa şehriyeli tereyağlı pilav, değişik makarna çeşitleri gibi yapmayı sevdiğim yemekler var, onları yapıyorum.
- En sevdiğin tatil mekânı?
Sicilya.
- En sevdiğin yemek?
Mantı.
- Türkiye’de en sevdiğin şehir?
İstanbul.