Fenerbahçe büyük umutlarla başladığı 100. yıl yolculuğunda Şampiyonlar Ligi'nden sonra ikinci şoku UEFA Kupası'nda yaşadı. Herkesin bir suçlusu var. Kimi Volkan'a, kimi Deivid'e, kimi Alex'e, kimi de hocaya kesti faturayı. Gerçek suçlularsa, protokol tribününde oturup purolarını tüttürüyor. Türkiye'de futbol denince akla gelen bütün kişi ve kurumlarla kavgalı olan bir başkan ve onun yönetimi belki yıl sonunda bu takımı şampiyonluğa ulaştıracaktır ama inanın bundan hiçbir Fenerbahçeli mutlu olamayacaktır. Zico mu suçludur? Hocanın kendisi bile teknik adamlıkta yeterince tecrübeli olmadığını itiraf ederken hem de öyle mi? Volkan mı suçludur? Sadece Fenerbahçe'de değil, Milli Takım'da da ortaya koyduğu zikzaklı performansı ortadayken öyle mi? Bu liste uzar gider... Bu gibi durumlarda suçluyu bulmanın en güzel yolu demeçleri izlemekten geçer. Kim ki suçu üstüne alıyorsa, masum odur, kim ki suçu sürekli federasyona, hakemlere, 3. şahıslara yüklüyorsa işte suçlu odur. ah basına gelenler Yıl 1998... Beşiktaş, o dönemin en popüler transferlerinden birine imza atmak üzere... Gaziantep'te parlayan Ayhan Akman, rekor bir transfer ücretiyle Beşiktaş'la anlaşma aşamasında... İki kulüp arasında pazarlıklar sürüyor, Başkan Süleyman Seba, maç için gittiği Ankara'da büyük bir "gizlilik" içinde bu transfere nokta koymaya hazırlanıyor. Esasen, 6.5 milyon dolarlık bonservis ücretini duyan Celal Doğan Başkan bu transferde "istemem yan cebime koy" havalarında işi ağırdan alıyor. İki başkan Ankara'da bir otelde buluşuyor, kimselerin kendilerini takip etmediklerini düşünüyorlar. Ama Türk basını hayatta uyumaz! Süleyman Seba'yı kaldığı otelden çıktığından beri hissettirmeden takip eden 3 acar muhabir, bir taksiyle Seba'nın aracını Ankara sokaklarında takip ediyor. Seba, Celal Doğan ve Ayhan'la bir başka otel girişinde buluşuyor, bizimkiler taksiden inip bir köşeye mevzileniyorlar ve uzaktan fotoğraf çekmeye başlıyorlar. Büyük bir işe konduklarından, ertesi günü şeflerinden 'aferin' alacaklarından emin, "Aman ha" diyorlar, "Öbürlerine haber vermeyelim, bu iş bir tek bizde çıksın." Muhteşem üçlü içeri girenlerin çıkmasını beklerken, aradan 10 dakika geçmeden iki taksi ve içinden çıkan 10 muhabiri karşılarında görünce şoka uğruyorlar. Bizimkileri bırakan taksici biraz fazla uyanık çıkmış, 3 muhabiri olay yerinde bıraktıktan sonra büyük bir hızla gazetecilerin kaldığı otele dönerek, "Çifte tarife verirseniz sizi müthiş bir haberin kucağına götürürüm" deyip güzelim atlatma işi berbat etmiştir! Hayal mi, rüya mı? "Hayalleriniz kadar varsınız ya da o oranda yoksunuz" diye bir söz vardı aklımda kalan... Mehmet Okur'un NBA'e, oradan All Star'a uzanan başarı öyküsü kitap olacak cinsten... Ancak olayı en güzel özetleyen şey, daha 8-9 yaşlarındayken giydiği tişörtte gizli. Gazetemizde görmüşsünüzdür; sarışın, sevimli bir çocukken ve muzipçe gülümserken Mehmet'in üstündeki tişörtte "All Star" yazıyor. Bugünse o gerçek bir All Star. Teşekkürler Mehmet, bize yaşattığın gurur için... Unutulmaz anlar Dedik ya, kaleci Yaşar'ın anıları kitap olur diye... İşte onlardan bir tane daha: "Bir keresinde Milli Takım'la Almanya'ya gittik, o zaman Gaziantepspor'da Reşit Kaynak vardı, eski Beşiktaşlı Orhan Kaynak ile Fenerbahçeli rahmetli Kayhan Kaynak'ın abisi. Reşit'in annesi böbrek hastasıymış, taş düşürüyormuş kadın, Reşit bana, 'Yaşar annem böbrek hastası, gel dışarı çıkalım, hem bir eczane buluruz, anneme ilaç alırım buranın ilaçları iyi gelir sevinir kadın, hem de gezeriz biraz' dedi. Çıktık dolandık bulduk bir eczane, girdik içeri, bir kızcağız var, tabii bizde ne Almanca ne İngilizce, derdimizi anlatamıyoruz, biz 'böbrek, taş, anne, mother' falan bir şeyler saçmalıyoruz, kız boş boş bakıyor, sonra Reşit, 'gel oğlum dışarı çıkalım bir taş bulalım öyle anlatırız derdimizi' dedi. Çıktık, sokakta taş bulana kadar yarım saat geçti, geldik eczaneye ben yattım yere, Reşit taşı karnımın üstüne koydu, sonra taşı elimizle itip, aşağı attık, böylelikle Alman kıza 'böbrekten taş düşürme' olayını anlatacağız hesapta. Kız iyice çileden çıktı ne anlasın garip, iki arıza tip gelmiş, tuhaf tuhaf hareketler yapıyor, sonra Allah'tan kafileden birileri geldi, tercüman buldular o anlattı kıza 'bunlar böbrek ilacı istiyor' diye, kız da reçete istemiş, tabi biz de reçete de yok. Ne bilelim Almanya'da reçetesiz ilaç verilmediğini, hem ilacı alamadık hem öyle bir rezillik yaşadık yani..." Unutulmaz sözler... "Fenerbahçe'yle anlaşmaya İstanbul'a gittiğimde para işleri için komşum Frits Pauw'u getirdim. Kontratımızı noterin tasdik etmesi gerekiyordu. Bize, 'Noter Galatasaraylı olsun ki, bir sorun yaşadığınızda sizin hakkınızı seve seve korusun ve paranızı alsın' dediler. Tarihi rekabetle böyle tanıştım." (Guus Hiddink) Yakıştır - Güllerim Solari... - Sen buraları Derlei, toparlarsın... - İki dakka Srna'şma yaa.. - Bu yenilgi bize Goumas... - Dandini, Dindane dastanaaaa...