Bir pazarlama harikası

A -
A +

İlk olarak bir Manchester-Galatasaray maçında kulaklara çalındı ismi. Ve ilk duyduğumuzda da ilk resmi golünü bir Türk takımına atmasından ve yakışıklılığından mütevelli "gıcık" olmuştuk kendisine. O sarışın şımarık çocuk sonraları çok takımın canını yaktı. Yaptığı muz ortalarla, kullandığı frikiklerle futbol dünyasında parlamaya başlamışken, Spice Girls üyelerinden Victoria onu nikah masasına oturtmayı başardı. İşte o saatten sonra o sarışın çocuğun reklam dünyasındaki yükselişi, futbol dünyasındaki yükselişinin önüne geçti. Yeşil sahalardan çok, reklam setlerinde vakit geçirmeye başladı. Dünyanın bütün futbol düşkünü veletleri onun gibi saçlarını kestirmeye, kazıtmaya, şekillendirmeye, mahalle maçlarında attıkları gollerden sonra onun gibi sevinmeye başlamıştı. Dünyanın en devi Real sırf onun pazarlama gücünden faydalanmak için milyon dolarları önüne sermekten çekinmemişti. Sonra ne oldu?.. Victoria yenge, Holywood'a daha yakın olmak uğruna bir futbol kuklası haline gelen kocasını yani Beckham'ı Amerika'ya sürükledi. Los Angeles Galaxy takımı Amerikalılara "soccer"ı sevdirme bahanesiyle Beckham'ı transfer etti hem de 250 milyon dolarlık bir kontrat karşılığında. Bu parayla Beckham'ın dakikasının bilmem kaç dolara geldiğini gazeteler hesap makinesi marifetiyle çevirmiştir. Şimdi siz, "İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey" diyenlerden misiniz hâlâ?.. > Unutulmaz sözler... "Kariyerim boyunca 9 binden fazla başarısız atış yaptım, 300'den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım... Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım... İşte başarımın sırrı..." (Michael Jordan) Tuzsuz aşım, ağrısız başım Türk Siporu'nun dışarıdan bakıldığında ne kadar da çok problemi varmış gibi görünüyor öyle değil mi? İşin içindekiler bir tarafsız, dışındakiler bile 'say' deyince, "Altyapı, üstyapı, organizasyon eksikliği, siyasetin spora karışması, sporun siyaseti kullanması" gibi maddeleri art arda sıralayabilir. Peki bu kadar çok problemimiz var mı gerçekten? Konunun burasına bir darb-ı mesel saplayalım... Temel doktora gitmiş - Doktor Bey vücudumun her yeri ağrıyor demiş... "Nasıl yani" deyince doktor... - Valla ne bileyim, parmağımı karnıma bastırsam karnım ağrıyor, burnuma bastırsam burnum ağrıyor, başıma bastırsam başım ağrıyor... Hastasını kontrol eden doktor; "Beyefendi" demiş, "Parmağınız kırık da ondan..." *** İşte Türk sporunun problemi de böyle... Birileri kendi çıkarları için "Bu Federasyon gitmeli" diyor, birileri de "Hayır kalmalı"... Böyle bir zihniyetten ne beklersiniz? Burada amaç futbolu mu kurtarmak, yoksa "vaziyeti" mi? Sadece bu "zihniyeti" alçıya alsak kurtulur muyuz dersiniz?.. > Hepimiz zenciyiz! Emre Belözoğlu'nun İngiltere'de Everton'un kalecisi Tim Howard'a ırkçı sözler kullandığı iddiası Ada'yı sallamaya devam ediyor. Emre'nin hakaret manasına bazı sözler söylemiş olabileceğini kabul etsem bile gönlüm onun "kafatasçılık" yapmış olamayacağını söylüyor. Biz ki, siyah-beyaz filmlerde izlediğimiz siyahi dadı tiplemelerine "gündüz feneri" diye takılan, "Arap bacı" karakterlerini günlük hayatımıza sokmuş bir milletiz. Bizim için bir siyahiye "zenci" demekle, sarışın birine "sarı kafa" diye seslenmenin hiçbir farkı yoktur. Nasıl ki beyaz birine, "sarı" demekte aşağılama manası yoksa, siyah birine "zenci" demek de öyle. Ali Aydın bir Beşiktaş maçı sonrasında Pascal Nouma'dan "zenci" diye bahsetmişti ve defalarca özür dilemek zorunda kalmıştı. Halbuki maksadı hakaret etmek değildi ve ertesi hafta Beşiktaş taraftarı "Hepimiz zenciyiz" pankartını tribünlere asmıştı. Avrupalının genel olarak "Kara kafalılar" olarak nitelendirdiği biz Türkler bu durumdan şikayetçiyken, bir başkasına aynı yerden vurmayı kendimize yakıştıramayız... Ve bir son dakika... Halil Altıntop, Emre'yle ilgili fikrini soran bir gazeteciye, "Bundesliga'daki maçlarda da bize ırkçı laflar atılıyor. Hem de kaç kez oldu bu. Mesela bana bir futbolcu hem de dört, beş kez 'Pis Türkler' (Scheiss Türke) 'Hepiniz aynısınız' gibi laflar söyledi, ancak biz bu lafların üzerinde durmadık. Çünkü o futbolcunun maçın hırsından söylediğini düşündük. Büyütmedik" demiş... Alın işte durumu en güzel anlatan örnek... Tekrar Selamün Aleyküm! Bizim Hasan Hoca'nın (Sarıçiçek) taktiğidir; işe geç kaldığında, aslında daha önce gelmiş de, bir ara gözden kaybolup tekrar dönmüş izlenimi vermek için kullanır: Tekrar Selamün Aleyküm... Yani, "Ben zaten burdaydım, asıl siz hoşgeldiniz..." Benimkisi de biraz o hesap. Bu gazetenin müdavimleri Serbest Vuruş'u elbette hatırlıyorlar... Ömer Söztutan'la omuz omuza kalemşorluk yaptığımız o köşe daha sonra onun ellerinde büyüdü, serpildi, spordan ayrılıp tek başına gazetenin fenomeni haline geldi. Ömer şimdi Söz Market'te tiryakilerine ziyafet çekmeye devam ediyor. İkimizden bana kalan yadigar, köşenin ismi oldu. Bu köşede Türk Siporu'nun vaziyeti ahvaline parmak basacağız... Hadi hep beraber el atalım... Şampiyonluk davası Mehmet Ali Tuncay isimli bir F.Bahçe taraftarı, "Şampiyon olamazsak ve UEFA'da final oynayamazsak, bu başarısızlığa neden olanlar hakkında dolandırıcılık iddiasıyla dava açacağım" demiş... Hay aklınla bin yaşa!.. Bak bunu Trabzonlu biri akıl etseydi dava üstüne dava kazanmıştı şimdiye kadar... Paranın gözü kör olsun! Schalke Başkanı Gerhard Rehberg, G.Saray Başkanı Özhan Canaydın'a Hamit Altıntop'un formasını hediye etmiş... Eee, bu bütçe ile ancak formasını alabilirler zaten!.. > Yakıştır - Abi Kahn kusturdun millete ya... - Var Milan yan bakan! - Az vurdum yarası Baresi yok... - Sende Angloma güçlüğü mü var? - Yorke devenin nalı! > Unutulmaz anlar Hikaye NBA'den, ne de olsa meraklısı çok... Şimdilerde Houston Rockets takımında oynayan dev pivot Dikembe Mutombo yaptığı bloklarla meşhurdur. Azman adam her bloktan sonra rakiplerine karşılık olarak, "Geçemezsin" mealinde bir parmak hareketi yapar. İyi güzel de bu hareketin zor durumlara düşürdüğü anlar yok mudur? Tabii ki var. Mesela Michael Jordan 2001'de basketbola geri döndüğünde maçtan önce o dönemde Philadelphia forması giyen Dikembe, Majesteleri'nin eski gücünde olamadığını, artık sıradan bir basketbolcuya dönüştüğünü söyler. Nitekim maçta da bunu kanıtlarcasına Jordan'a blok koyar ve meşhur parmak sallama hareketini yapar. Ama o an belki de Dikembe kimle aşık attığının farkında değildir. Çünkü ikinci yarı Jordan, Dikembe'nin üzerinden müthiş bir smaç koyar ve dönünce ne yapar ne dersiniz? Dikembe'ye doğru tıpkı onun yaptığı gibi parmağını sallar... Yer yarılsa içine girilesi bir durumdur yani...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.