Tarihe not düşmekti onun işi... Kimileri sade, silik ve başarısız bir hayat sürüp tarih olurken, o tarih yazmaya merak sarmıştı. Önce yazdı, sonra okudu, sonra okur-yazar oldu. Daha salonlara ilk düştüğünde bu işten "ekmek yiyeceği" belliydi. Doğrusu Oyak'taki günlerini net hatırlamasam da, Tofaş'ta iki yıl üst üste şampiyon olan kadroda "parlamaya" başlamıştı yıldızı. Derken Tofaş son şampiyonluğunun ardından kontağı kapatınca, kapağı Efes'e attı. Daha Efes'teki ilk yılında hem ligi hem de Avrupa'yı kasıp kavurdu arkadaşlarıyla birlikte. O sezon Efes Avrupa üçüncüsü olurken, "yakışıklı" bu başarının mimarlarından biriydi. Evet "yakışıklı"... Arkadaşları bu lakabı takmışlardı ona. Avrupa'yı kasıp kavurdukları o 2001 yılında her basketbolcunun içinde yanan NBA ateşi onu da yakmıştı. Şansını denemeye karar verdi. Detroit onu taa 38. sıradan draft etti ancak o dönüp bir yıl daha "pişmeyi" tercih etti. Hem zaten o yıl Türkiye'de bir Avrupa Şampiyonası vardı ve Milli Takım "12 Dev Adam" sloganlarıyla herkesin gözünü salonlara çevirecek bir reklam kampanyasıyla hazırlanıyordu turnuvaya. Evet "Devler" başarmıştı. Avrupa'da final oynamış, ikincilik kürsüsüne çıkmıştı. Bu başarı diğer oyuncuların olduğu gibi Mehmet'in de ayrıcalıklı insanlardan biri olmasını sağlamıştı. Bir yıl sonra da "Basketbolun beşiği" ABD'deki Dünya Şampiyonası'nda "En iyi 10 oyuncudan biri" seçilince Detroit Pistons'a imzayı atmıştı bile. NBA'deki ilk sezonunda çoğunlukla bench'ten oyuna dahil olsa da 33 maçta ilk 5'te başlayarak şampiyonluk yüzüğünü parmağına taktı. Birçok yıldızın hayallerini süslediği bu müthiş başarıya daha ilk yılında kavuşmuştu. Bir yıl sonra 50 milyonluk kontratla Utah'a transfer olduğunda hedefleri de yükselmişti. Artık o yıldızlardan biri olup çıkmış NBA'deki basketbol şovunun en kremalı yeri olan All Star'a aday gösterilmeye başlamıştı. ... Ve onu da başardı... Mehmet Okur, NBA'de ilk şampiyonluk yaşayan Türk olma gururunun yanına "All Star" gururunu da ekledi. Kimi insanlar vardır, doğuştan şanslıdır. Kimisi de şansını tırnaklarıyla kazıyarak elde eder. Mehmet'in oyunculuk hayatında bu ikisi hep birbirine paralel gitti. Tofaş'a geçtiği yıldan itibaren hep şampiyon takımlarda forma giydi, ya da başka değişle hep forma giydiği takımlar şampiyon oldu. Bundan sonra da bahtın hep açık olsun Mehmet... Sen tarih yazdıkça biz okuruz, biz hikayeni yazdıkça sen okursun artık... Teşekkürler... Bize yaşattığın haz için... ---------- ah basına gelenler Yıl 1985... Güneş gazetesinin en parlak dönemleri. Spor Servisi'nin başında herkesin yakından tanıdığı Şansal Büyüka var. Vefa Stadı'ndaki bir maça foto muhabirlerinden biri görevlendiriliyor. Taksim'de "turlama" işini abartınca bizim arkadaş maça geç kalıyor. Tam kan ter içinde stattan içeri girerken maçın bittiğini, oyuncuların yavaş yavaş sahayı terk ettiğini görüyor. İki takımdan iki futbolcuyu yakalıyor; "Abi gözünüzü seveyim, şurada bi-kaç kare ikili mücadele enstantanesi çekeyim, yoksa kovulurum" diye yalvarıyor. Futbolcular da kırmıyor, hava topuna çıkıyorlar, roveşataya kalkıyorlar, hatta fazladan çamurlar içinde "ikili mücadele" fotoğrafı veriyorlar. Bizimki aşka gelip bir makara filmi bitiriyor ve büyük bir gururla gazeteye gönderiyor. Şansal Abi, "Bulun bana şunu" diye kükrerken, ürkek bir şekilde karşısında beliren muhabirin uyanıklığını yüzüne vuruyor; - Oğlum koca 90 dakkada sadece iki topçu mu oynadı, öbürleri maça gelmemiş mi?.. ------------- Unutulmaz anlar Biliyorum sevdiniz, Yaşar'ın anılarına devam... "Maçlarda yandan orta gelince stoperlere çıkmayın derdim 'bendeee' diye bağırırdım, onlar da topu bana bırakırlardı. Bir maçta yine topa çıktım 'bendeeee' diye bağırdım, libero falan bıraktılar topu tutayım diye, kaçırmışım, kornerden gelen top gol oldu, sonra 'değillll' diye bağırmıştım. Böyle yediğim çok makara goller var. Fiorentina maçında serbest vuruş oldu, ben baraj kurdurmaya çalışırken, hakem başlatmış oyunu ben duymadım, Pasarelli geldi, çaktı golünü, adam dinler mi hiç? 1985'te Berlin'de kamptayken bir salon turnuvasına katıldık. Karşı takımda Mattehaeus, Augenthaller falan var, maç başladı salon zaten 20-25 metre 5'er kişilikten oynuyoruz, adamlar saldırıyor, o ufacık salonda Mattehaeus ile karşı karşıya kaldım tam 5 metre, düşünsenize 20 metrelik salonda 10 kişi maç yapıyor, Mattehaeus benimle tam 5 metre mesafede bomboş karşı karşıya kalıyor, sonra adam harika bir gol attı bana, geldi yanıma böyle 'kusura bakma' der gibi, başımı okşadı sanki özür diliyordu benden, ben de ' at be abi bana kimler gol atıyor, sen atmışsın çok mu, bari golü senden yiyelim' demiştim..." -------------- Unutulmaz sözler... "Top canlıdır, canı isterse gol olur!.. Seversin o topu... Kadın gibi... Biz de 'Lopta' futbol topu demek. Bayan ismidir esasında Lopta... Eşine davrandığın gibi sevgiyle ve nazik davranacaksın topa. Seveceksin, okşayacaksın... Eğer kötü davranırsan o da sana sırtını döner... Belki de başkasına gider!.. " (Cevad Prekazi) --------------- Yakıştır - Dudu dudu dilleri... - Her güzel söze Aldonin... - Gemisini kurtaran Kapetanos... - Yeni ürünlerde büyük Kompany... - Sorma, işten Govou'ldum...