Geçenlerde bir kanalda bir başkan ile bir eski yöneticinin kapışmaları olay oldu. Programda tansiyon yükselince ekrana bol bol necefli maşrapa ve reklam sürüldü. İşte size büyük fırsat, olayın perde arkası burada... Bu konuşmalarda bahsi geçen kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. - Bana bak Savan.. - Savan değil başkan Saran... Sen önce adımı doğru söyle! - Ben hep doğvu söylevim, yalan söyleyen sensin, nevde kavdeşim bunun fatuvası? - Bak bunun faturası ağır olur sonra... - Ateş olsan cüvmün kadav yev yakavsın!.. O sırada bir "düt düt düt" sesi duyulur, telefon bağlantısı kesilir. Uzun uğraşlardan sonra bağlantı yeniden gerçekleşir. - Hattan düştüm. - Düşevsin tabii, kendi düşen ağlamaz! Eresin araya girer: - Başkanım bi dakika, hatta biri var. - Baskan ben Ali, sen bu Zico'yu kov, Rıdvan'ı getir. Çocuk bu işi biliyo, 'gol olacak' diyo, gol oluyo, geçenlerde yine tutturdu. - Beckham ordan hayatta kaçırmaz zaten... Zahmet Hoca atlar, "Rıdvan da mı burda?" - Burdayım hocam, bu Zico taktik verene kadar atı alan Üsküdar'ı geçecek galiba... - Hareket basit... Tak, tak... Ben ne diyorum ya? Bu Erman Hoca'nın repliğiydi... - Söz istiyorum sayın Düzenbaz.. Ne bu düzensizlik? - Vevmiyovum... Bak gidevim Evesin... - Sinirlenme Başkan... Kıracaksın bardağın belini... - Yav Kazım Abi konuyu değiştirme... Sen de sus Güvcan... Tavaftava müştevi diyemezsin... Kamevaman da sussun. - Araya girmek zorundayım müşteriler pardon seyirci kaçıyo, reytingler düştü bir reklam arası daha... ... Gülersiniz tabi, ağlanacak halimize... Türkiye'nin en önde gelen spor adamlarının spor tartışmasındaki düzey maalesef yerlerde sürünüyor. Bu kakofoni içinde siz hâlâ neden Avrupa'da başarılı değiliz, liglerimiz niye bu kadar kalitesiz diye kafa patlatın durun bakalım... E, cevabı sorunun içinde zaten... --------------- ah basına gelenler Nayırrr, nolamazzz! TGRT'nin ilk yılları... Bir vuruşta ordu deviren Cüneyt Arkın Abimiz, o dönemde sporda "Amatörlerle" diye bir program sunuyor. Konuğu ise amatör branşlarla yakından ilgilenen bir gazeteci abimiz... Program ilerledikçe ilerlemiş, sohbet neredeyse bir monoloğa dönmüştür. Koltuğunda kaykılarak oturan Cüneyt Abi dalmış, arada bir "eeee" nidalarıyla amatörlerin kanayan yarasına parmak basan konuğunu dinlemektedir. Ancak geçen zamanın farkında olmadığı için "program akışı" her yerinden delinmiştir. Gözünü konuktan ayırmadığı için rejiyle de göz göze gelmeyen Cüneyt Abi'yi uyarmanın çareleri aranmaktadır. O sırada yönetmen asistanı, sırası gelen VTR'yi hatırlatmak için büyükçe bir kartona, "Basketbol Yorum" diye yazıp, uzaktan el-kol işaretleriyle dikkatini oraya çeker. Gözlerini kısarak kartondaki yazıları okuyan Cüneyt Abimiz pek umursamaz. Ancak ısrarlı hareketler karşısında bir anda kendini kaybedip, kolunu da havaya sallayarak canlı yayında konuğunun arkasında duran asistana fırçayı basar, "Kim yapacak onu kardeşim!" Cüneyt Abi'nin kükremesinden ürken gazeteci abimiz sorunun muhatabının kendisi olduğunu sanarak kısık bir sesle cevaplar; - Yani.. Eee... Devletin yapması lazım Cüneyt Bey... --------------------- Unutulmaz anlar Yaşar'a ara verelim biraz... Söz, özletmem... Biraz da Hayrettin'i dolayalım dilimize... Yıl 1997. Yer Ankara 19 Mayıs Stadı. G.Birliği ile G.Saray, Türkiye Kupası'nda çeyrek finale yükselme mücadelesi veriyor. Maçın normal süresi 1-1 bitiyor. Uzatma dakikalarında da sonuç değişmeyince penaltı atışlarına geçiliyor. G.Saray'ın kalesinde Hayrettin, G.Birliği'nin kalesinde Kubilay var. İki takımın da penaltıcıları, ilk 5 atışı gole çevirince iş uzuyor. İki kalecinin de adeta basireti bağlanmış. Geleni içeri alıyorlar ve bir ara Kubilay, Hayrettin'e yaklaşarak "Abi rezil oluyoruz. Bir penaltı kurtar da bitsin bu işkence" diyor. Hayrettin'in cevabı ise daha ilginç oluyor: "Oğlum benden geçti, sen kurtar." Durun bitmedi... İlk başta agresif tavırlar sergileyen Fatih Terim de sakin ve ümitsiz bir şekilde olup bitenleri izlemektedir. Nihayet 18. penaltıda İlyas'ın atışını Kubilay kurtararak işkenceye son verir. Yediği 17 penaltıdan dolayı gece gözlerine uyku girmeyen Hayrettin, sabah ilk iş olarak soluğu Terim'in odasında alır. Biraz mahcup ama delikanlıca bir eda ile "Ben G.Saray kalecisi Hayrettin olarak, 17 penaltıdan bir tanesini dahi kurtaramıyorsam bu takıma layık değilim. Beni gönder hocam" der. Bunları söylerken samimidir, ancak yine de Terim'in gözlerinde bir umut ışığı aramaktadır. Teselli babından bir çift söz duymak arzusundadır. Bu esnada takımın masörü Rıza atılır: "Hayrettin en doğru kararı vermişsin. Ben de olsam ayrılmak isterdim." Hayrettin bu sözleri duyunca, içten içe çileden çıkar ama belli etmez, o Terim'in iki dudağının arasından dökülecek tarihi fermana kilitlenmiştir. Ve Terim, başını hafifçe öne doğru sallayarak kısık bir sesle, 'Tamam" demekle yetinir. Hayrettin dayak yemişten beter bir halde kendisini dışarı atar ve bir hafta sonra Zeytinburnuspor'a gönderildiğini öğrenir. ------------------- Unutulmaz sözler... "İnsanlar bana '36 yaşındaki Tugay'ın 10 yaş daha genç olmasını ister miydin' diye soruyor. Onlara 'hayır' diyorum. Çünkü 10 yaş daha genç olsaydı bizde değil Barcelona'da oynuyor olurdu." Mark Hughes (Blackburn T.D) --------------------- Yakıştır - Orta Saha mücadelesi... - Taze çıtır çıtır Simith... - Bu gece barda, gönlüm Howard'aaa... - Hyypia hüplet, güm diye gümlet! - Başına büyük bir Darby aldı...