Çok defa şahit olmuşsunuzdur, havaalanında şaşaalı futbolcu karşılama törenlerine. Kendisini yepyeni bir ülkede, yepyeni bir taraftar grubunun önünde bulan "yabancı futbolcu" böylesine bir karşılamaya da "yabancıdır" haliyle. Omuzlarda başlayan serüven, "FIFA'lık olmadan" sona ermez nedense. Karşılanışındaki ihtişama inat, gidişi yalnız olur futbolcunun. Ne bir teşekkür, ne bir plaket... Ne de bir el sallayanı vardır apronda. Hatırlayın Galatasaray'a nice zaferler kazandıran Hagi'nin buruk ayrılışını. Ülkemizde bu vefasızlık sadece "yabancı"ya mı yapılır? Hayır. Yıllarını verdiğin kendi kulübünde bir jübileyi çok görürler adama. Alt yapısından yetiştiğin, kaptanlığına kadar yükseldiğin takımından "koparıverirler" seni... Zaferlerin coşkusunu hep birlikte yaşadığın seyircine bir "elveda" bile diyemezsin. Tugay'ın jübile için mi, yoksa (aradan geçen 3 yıl sonra) kalan maçlarda da oynatılmak üzere mi Milli Takım'a çağrıldığı tartışmaları bana eskilerden bir yıldızı hatırlattı. *** Yıl 1987. Platini, Juventus'ta formunun zirvesindedir. Ama futbolu zirvede bırakmak istemektedir. Juventus'un sahibi Gianni Agnelli'ye bu haberi vermek için ofisine girerken dizleri titremektedir. Zira dünyanın en büyük işadamlarından birinin, en iyi futbolcusunun aldığı bu karara vereceği tepki meçhuldür. Agnelli, Platini'yi dinler ve "Benimle gel" der. Ferrari fabrikasının içine girerler. Daha fabrikanın etrafında bile bir tur atmamış "sıfır" kilometre arabaları gösterir ve "Seç birini" der; "Sen bana büyük mutluluklar yaşattın, sana güzel bir veda hediyesi vermek istiyorum..." Platini bir-iki yutkunduktan sonra içlerinden birini beğenir. Torino'dan Paris'e o Ferrari'yle gider ve evinin garajına bırakır arabayı. Ve o günden beri de hiç kullanmadan garajda tutar bu hatırayı. O Platini, bugünün UEFA Başkanı... "Ölü yaprak vuruşu"yla topa hükmeden Platini, şimdi yeni projeleriyle Avrupa futboluna hayat verecek... Sahi ya, siz jübilenizi nasıl alırdınız?.. > Yakıştır - Abi bu iş bile bile Valdes... - Pası nereye atacağını Belletti... - Amma Khomich adamsın... - Ne Pinto herif yaa... - Yürü işine Bellamy'sin nesin?! > İmkansız zaman alır Başkan Özhan Canaydın, "Zoru başarmak bizim işimiz" demiş... Bir zamanlar UEFA Kupası'nı havaya kaldıran G.Saray'ın meteliğe kurşun atan şu haline bakınca hakikaten kolay olmadığı görülüyor.... > ah basına gelenler Canlı yayındayız TGRT'nin canlı yayında statlardaki muhabirlerine bağlanıp maçlardaki son gelişmeleri anında seyircilerine duyurduğu program o dönemde ortalığı kasıp kavuruyordu. Bir taşra muhabirinin sunuculuk yeteneği değme spikerleri kıskandıracak cinstendi. Hemen "taşradan" İstanbul'a tayini çıkarıldı. Canlı yayına (telefon bağlantıları hariç) hiç çıkmamıştı. Basketbol maçlarından birini anlatma görevi ona verilmişti. Yayına dakikalar kala gözle görülür bir şekilde heyecan basmıştı kendisini. Bir-iki derin nefes aldıktan sonra kulaklığını taktı, yönetmenin talimatını beklemeye başladı. Canlı yayına saniyeler kala yönetmenin sesi duyuldu; "Son 5... 4... 3... 2... 1... Kolay gelsin arkadaşlar!.." Sonra birden canlı yayında bir ses yankılandı: "Sağol abi!.. İyi akşamlar sevgili seyirciler..." > Unutulmaz anlar Yıl 1984... Milli Takım'ın "Şerefli mağlubiyetler" aldığı dönemler. Ve tabii ki unutulmayan, dillerden düşmeyen 8-0'lık İngiltere maçları... Milli Takım, "Futbolun beşiği" İngiltere ile deplasmanda oynayacak. Maç, artık günümüzde olmayan, İngiliz futbolcuların bile hayalini süsleyen ünlü Wembley Stadı'nda. (Yerine yapılan yeni stat bu yıl içinde açılacak.) Maçtan bir gün önce ay-yıldızlı takımın o statta antrenmanı var. Milli Takım kafilesi otobüsle stadın önüne geliyor, kapılar açılıyor, hikaye ondan sonra başlıyor.... Konuyu, olayı en iyi hatırlayan kaleci Yaşar'ın ağzından dinleyin isterseniz: "Biz yavaş yavaş otobüsten inmeye başladık. Daha arkadaşların hepsi araçtan inmeden arkamdan biri stada doğru depara kalktı. Baktım bizim Abdülkerim. 'Nereye gidiyon olum acelen ne' diye arkasından seslendim. Abdülkerim hem koşmaya devam etti, hem de cevap yetiştirdi: - Olum aya ilk ayak basan Neil Armstrong oldu, Wembley'e ilk ayak basan Türk de ben olacağım!.. > Unutulmaz sözler... "Brezilya'nın Pele'den sonra en iyi futbolcusu benim." (Romario)