Kalan sağlar bizimdir!

A -
A +

Kavga-gürültü-patırtı arasında milli maçlar geldi çattı. Ligin üstünden 25 hafta geçti ancak biz maalesef bu süre içinde futbolun güzel tarafını, rekabeti değil, husumeti körükleyen sözleri, koca koca yöneticilerin tavırlarını, tribünlerdeki kavgaları, Federasyon seçimlerini konuştuk. Kimimiz geçim derdindeydi, kimimiz seçim derdinde. Saha içinde atılan golleri değil, tribünden atılan 'yabancı maddeleri', futbolcuların formunu değil, forumlarda futbolculara atılan iftiraları gündeme taşıdık. Bu 25 haftada bırakın rakip taraftarı, aynı takımın taraftarının kavgalarına şahit olduk. Sabah erken kalkan havaalanı bastı, seyirci kendi yönetimi için tribüne pankart astı. Alaylı-mektepli tartışması, "pilavdan dönenin kaşığı kırılsın" yöntemiyle halledildi. Mutlaka boş bırakılması talimatlarla sabitlenen "mevdiven boşluklarına" iki rakip grup birbirine girmesin diye polis oturtularak olay 'emniyete' alındı. İki satırlık yazıyla kapı önüne konulan eski hocalarla kavgamız uluslararası mahkemeler taşındı, "milli dava" hepimizi 'CAS'tı. Hocaların taktik dehalarını, sistemini değil, kulüplerin sistemsizliğini konuştuk. Tribünler alev alev yanarken biz yangına körükle gittik. Bu 25 haftada futbol adına konuşmadığımız tek şey "futbol"du. Şimdi konuşmadığımız futbolumuzun kantara çıkma zamanı. 3 keklik takımdan aldığımız 9 puanı çantaya attık. Asıl rakiplerle 4 gün içinde 2 maç oynayacağız. İsviçre olayları için "milli dava" tanımlaması yapan Fatih Terim, Yunanistan karşılaşması için "milli maç" tanımlamasını yaptı. Doğrudur. İsviçre'yi "maç"tan "dava"ya dönüştürmememiz gerekiyordu. Orada çıkardığımız gürültü yüzünden 2 maçımızı "sessiz" oynadık. Milli Takım'ın en önemli iki maçı, en kötü dönemimize denk geldi. Birçok oyuncu kendi kulübünde forma giyemiyor, forma giyenlerin formu ise tartışılır. Üstüne üstlük bir de sakatlıklar yakamızı bırakmadı. Ama beylik bir laf vardır; "Sahaya 11 kişi çıktığımız sürece tam kadroyuz demektir..." Bu maçlarda favori değiliz. İyi ki de değiliz. Çünkü biz son dönemlerde favori olduğumuz kritik maçların hepsini kaybettik. Estonya ve İsviçre maçları buna en iyi örnek. Sözün özü, sakata geldik. Ama kalan sağlar bizimdir! Bu iki maçtan istediğimiz sonuç çıkmazsa ne olacak? E, ne yapalım sağlık olsun!.. ah basına gelenler Gazeteci uyumaz! 80'lerin sonu... O zamanlar gazetecilerin işini kolaylaştıran internetti, laptoptu, dijital fotoğraf makineleriydi yok... Gazeteciler arasındaki rekabet çok daha büyük boyutlarda. Herkes haber atlamamak için adeta birbirini kolluyor. İş dışında can ciğer kuzu sarması olan muhabirler, iş habere geldi mi, kardeşi olsa atlatma peşinde. Bu yüzden o dönemlerdeki takım kampları gazeteciler için tam bir işkence. 24 saat tetikte olmak zorundalar. Yurt dışında bir Fenerbahçe kampı... Kafileyle birlikte yağmurlu bir havada akşam saatlerinde otele giren muhabirler eşyalarını odaya bırakır bırakmaz fotoğraf makinelerini de yanlarına alıp lobiye iniyorlar. Birkaç futbolcu aşağıya inip çay-kahve içtikten sonra odalarına çekiliyor. Saat 01.00'e doğru bütün muhabirlerin gözü uykudan kapanmak üzere ancak hiçbiri 'olay mahallini' terk etmek istemiyor. Sonunda aralarında anlaşıyorlar, "Bu saatten sonra hiç kimse aşağıya inmesin, bir haber olursa da hep beraber atlarız" diyorlar. Birbirlerinden söz aldıktan sonra birer birer odalarına çıkıyorlar. Gazetecilerden biri tam uykuya dalacakken, birden parlayan şimşek ışığıyla ayağa fırlıyor ve yanında yatan arkadaşına sesleniyor: - Kalk olum kalk, flaşlar patlıyo, haber atlıyoruz habeeeer!.. Unutulmaz anlar Mayıs 1989... Meşhur 3-0'dan 4-3'e dönen Galatasaray-Fenerbahçe derbisi... İşte o maçın perde arkası olaylarını F.Bahçe'nin unutulmaz oyuncusu Müjdat Yetkiner anlatıyor: - Veysel (Veselinoviç) beni oğlu gibi severdi. Zaten Fener'e ikinci gelişinde ben kadro dışıydım hemen affımı çıkardı. Bana, 'Yarın gel senle bi şey konuşacam' dedi. Ben kafayı yiyorum. Derbi var, benimle özel konuşacak. Zaten kadro dışı kaldıktan sonra yeni dönmüşüm takıma. Dedim herhalde yöneticiler 'bunu oynatma' diye baskı yapıyorlar bana bunu söyleyecek. Gözüme uyku girmedi. Sabahı zor ettim, kalktım kulübe gittim. O sıralarda Veysel bizim Abdülkerim'le anlaşamıyordu. Dedi 'Otur çocuk', sandalyeye oturdum. 'Bu Abdülkerim deli' dedi. 'Yakacak bir gün bizi. Bu Galatasaray maçında onu oynatmıycam, seni libero oynatıcam, oynar mısın' dedi... Dedim 'Hoca şunu dün söyleseydin de adam gibi uykumu alsaydım ya, şurada maça kaldı 3 saat... Oynarım tabii' dedim... Maça çıktık ilk yarı 3-0 mağlubuz. İndik soyunma odasına. Veysel soyunma odasından futbolcular hariç herkesi çıkardı. Bana da 'Müjdat arka tarafa gel' dedi.. Eyvah şimdi faturayı bana çıkaracak. 'Bana 3 yıl önceki Müjdat'ı oynar mısın' dedi. 'Nasıl yani' dedim. 'Orta sahada' dedi. 'Sen 10 dakika baskılı oyna, bu süre içinde bir gol atalım bu maç 4-3 biter' dedi. Arkadaşlara da söyledi bunu. Dedim 'Tamam hocam ben nefesim kesileceğini bilsem sana bu 10 dakikayı çıkarırım' dedim.. Hakikaten o süre içinde golü bulduk. Sonra da maçı 4-3 aldık..." Unutulmaz sözler... Michael Jordan 69 sayı atar bir maçta... Ve maç sonu röportajında Jordan'ı savunan oyuncuya mikrofon uzatılır... O da ezik bir şekilde cevaplar: "En azından Jordan'ı 70 sayının altında tuttum..." (John Salley) Yakıştır - Bu adamdan da Ganea geldi... - Ekrana hiç gitmiyor, yüzü Escude... - Çok Renggli bir çocuk... - Çok inat, dediğim Dedic... - Abi noktasına Virgili'ne dokunmadım...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.