Ölmeye, ölmeye geldik!

A -
A +

Önce hakemler hakkında tribünlerde söylenen "nazik" sözlerle başladı söz düellosu... Sonra da rakip takımın taraftarlarına, sporcularına ve onların ailelerine geldi sıra. "Canım hayatın sıkıntılarını, dertlerini tribünde atıyorlar, deşarj oluyorlar, küfür gayet normal" diye yaklaşıldı olaya. Ama sonraları namlunun ucu zaman zaman taraftarların kendi takımına ve sporcusuna döndü. "Delikanlı" seyirci maçı seyretmeye değil, "ölmeye, ölmeye" gelmeye başladı tribünlere. Maça gelirken, takımının atkısının yanında, "zulada" döner bıçakları ve palalar getirmek, neredeyse "kıyafeti tamamlayan birer aksesuar" haline geldi. "Damarını kessen" renginin ne olacağını merak edenler, rakip takımın taraftarının kafasını-gözünü yarmaya başladı. Tribünlerde iki "rakip" değil de "hasım" taraftarlar arasında başlayan sataşmalar yavaş yavaş kendi aralarında "halledilmesi gereken" rant kavgasına dönüştü. "Bu maçı alacaz başka yolu yok" felsefesi, "Burası bilmem ne, burdan çıkış yok"a dönüştü. "Bizim takımı tutmayan ölsün"dü canım ne olacak... Hatta, "Bizim gruptan olmayan da ölsün!.." İşte bir araştırma; "Bu sezon PFDK'ya sevk edilen futbolcu sayısıyla, yönetici sayısı kafa kafaya!.." Vay anasını! Ağzını her açtığında centilmenlikten bahseden saygıdeğer koskocaman işadamı kılığındaki tipler, disiplin suçlarında başı çekiyor, yani balık baştan kokuyor... Galatasaraylı yöneticiler basketbol takımlarına yönelik bir basın toplantısında, "Birileri 100. yılında şampiyonluk hayalleri görüyor. Bayan basketbolda şampiyonluklarını engelleyeceğiz. Erkek takımımız da bu branştaki şampiyonluklarını engelleyecek. Zaten futbol takımlarının şampiyonluğunu engellemek için Adnan Polat ve başkanımız gerekli çalışmaları yapmaktalar" diyor. Fenerli yöneticiler durur mu, resmi siteden cevap veriyorlar, "Açtırmayın ağzımızı!.." Bir gazeteci öldürülüyor, daha o hafta tribünler ikiye bölünüyor. Taşlar, sopalar, coplar "fora" ediliyor. Bir Bakan feryat ediyor, "Hiçbir spor organizasyonu bu ülkenin güvenliğinden ve iç huzurundan daha önemli değildir. Eğer biz sporu kavga aracı olarak görürsek, ortada spor olmaz... " *** Sporun spor olmaktan çıktığı, ahlâksızlığın, pespayeliğin, adiliğin prim yaptığı, iki hap alanın "delikanlı" raconu kestiği, işin zıvanadan çıktığı bir dönemdeyiz. Taraftarlık, tarafgirliğe, fanatizme bıraktı yerini. Bir zamanlar tribünde "karışık" ve birbiriyle "barışık" oturanlar "kafeslerde" teşhir edilmeye başlandı "ev sahibi" takımın taraftarlarına. Tarihçi Cem Atabeyoğlu'na sormuştum bir gün saf saf, "Bir zamanlar en büyük küfür neydi baba? 'Hakem, gözüne gözlük' mü?" "O kadar ağır değildi" demişti Cem Baba, "Hakem Bey gözünüze gözlük!.." > ah basına gelenler Üffff milk! Beşiktaş'ın Almanya kampındayız. Akşam yorgun argın otele vardıktan sonra bütün gazeteciler derin bir uyku çekmiş, sabah 'uyandırma servisi' sayesinde kahvaltı salonunda buluşmuştu. 4 kişilik gazeteci grubunun bulunduğu masanın başında bir garson belirdi. Artık herkes dili döndüğünce kimi İngilizce, kimi Almanca çay-kahve siparişini verdi. Gazetecilerden birinin canı süt içmek istemişti. Ancak sarışın mavi gözlü garsona nasıl anlatacağını bilmiyordu. "Süt nasıl deniyo İngilizce" diye sordu, masadakilerden biri "milk" diye cevap verdi. Bunun üzerine dönüp, "milk" dedi. Garson "anladım" anlamında kafasını salladı. Ama asıl tulûat ondan sonra başladı. Gazeteci sütünün sıcak getirilmesini istiyordu ve arka arkaya garsonun şaşkın bakışları altında eliyle, diliyle garip hareketler yapmaya başladı. - Milk... ama üffff milk... Parmağını diline götürüyor, sonra birden geri çekiyor, yüzünü acıyla buruşturuyordu... Adamın anlamadığını, dahası hortlak görmüş gibi kendine baktığını görünce çaresizlik içinde söylendi, "Olum galiba bi sıcak süt içemiycez burda"... Bunu der demez, bizim sarışın mavi gözlü garsonun yüzü aydınlanıverdi; - Abi ben Türk'üm ya, şunu adam gibi söylesene iki saattir!.. > Unutulmaz sözler... "1979'dan beri bu oyunun (basketbolun) içindeyim. Kolej zamanında da, profesyonel zamanda da buradaydım. Her zaman birileri oynadığı süre hakkında mutsuzdur. Bazıları bunun hakkında bir şeyler yapar, bazıları ise ancak bunun hakkında konuşurlar." (Dwane Casey) > Kal da seyret! Tek aday olarak girdiği Beşiktaş'a yeniden başkan seçilen Yıldırım Demirören, "Ölene kadar başkan" temennisine, "Ben böyle düşünmüyorum. Geldiğimiz gibi gitmesini de biliriz" demiş... Aman Başkan nereye, daha şurda iki maçtır futbol oynamaya başladı takım, keyfini çıkar!.. > Yakıştır - Carson hesap lütfen - Hamann dikkat et - Çok zengin... Fabregas'ı var - Puyol çıkmaz sokak... - Baia atletik çocukmuş... > Unutulmaz anlar 80'li yılların başları... Şampiyonluğa giden Beşiktaş, Bolu deplasmanında. Galibiyetten başka sonuca tahammülü yok Beşiktaş'ın. Maç başlıyor ve Beşiktaş'ın arka arkaya attığı iki nizâmi gol verilmiyor, ardından Boluspor'un biri penaltıdan iki golü geliyor. Beşiktaş golden sonra santra vuruşunda... Feyyaz ve Metin yan yana, top Metin'in ayakları altında. Hakem düdüğü çalıyor, Metin tınmıyor. Bir daha çalıyor, yine başlatmıyor Metin... Sonunda hakem patlıyor tabii; "Metin başlat oyunu. Bak kart gösteririm yoksa!.." Metin gayet soğukkanlı bir şekilde eliyle Boluspor yarı sahasını göstererek lafı gediğine koyuyor: - Hocam kendi sahana geç de başlatayım... > Peynir gemisi Adnan Polat, "Ben konuşacağım Galatasaray şampiyon olacak" demiş... Adnan Bey, her zaman lafla peynir gemisi yürümez...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.