Taraftarlık, günümüzde yerini tarafgirliğe, fanatiklik de holiganizme terk etmiş durumda. Tribündekiler kendi takımlarından olmayanları rakip olarak değil, hasım olarak görmeye başladı. Düşünün Galatasaray taraftarı, geçen yılki Fenerbahçe maçında sahaya su atma işinin suyunu çıkarınca takıma 5 maç ceza geldi. Şimdi büyük umutlarla kurulan yeni Galatasaray'ı İstanbul'da kendi sahasında seyretmek için deplasmanları da sayarsak 11 hafta bekleyecek sarı-kırmızılılar. Beşiktaş'ın en fanatik taraftar grubu Çarşı'nın, en içten ve en saf taraftarlarından biriydi "Optik..." İsmi; Mehmet Işıklarmış, gazeteden öğrendim. Ben 15 küsur yıldır onu "Optik" olarak tanımıştım birçokları gibi. Gordon Milne'li dönemlerdi. Ki, o dönemde Beşiktaş ligi ya zirvede noktalıyor, ya da ikinci bitiriyordu. Ama Beşiktaş taraftarının lig ikinciliğine bile tahammülü yoktu. İki maç üst üste kötü sonuç alınsa taraftar "Fulya'yı basardı." Gerçi istisnalar hariç her pazartesi idmanını "basarlardı." Ya takımı "uyarmak" için ya da aldıkları galibiyetin neticesi olarak "baklava-çiçek" vermek için... Yine bir pazartesiydi ve başta Optik birkaç taraftar ellerinde baklava tepsileri ve çiçeklerle geldi. Oysa takım o hafta yine berabere kalmıştı. Bir önceki hafta aralarında yaşanan gerginliği gidermeye kararlıydılar. Gazeteciler toplandı, kameralar omuzlara alındı, Optik, Kamuran Yavuz vasıtasıyla Gordon'u saha kenarına çağırdı. "Geçtiğimiz hafta küçük bi sürtüşme oldu, yanlış anlaşıldığımız için bu gülleri hocamızın şahsında takıma sunuyoruz. Biz Beşiktaş taraftarı olarak takımımızın her zaman arkasındayız" diyen Optik, elindeki çiçek demetini Gordon'a uzattıktan sonra bir de yanağından öpmeyi ihmal etmedi. Gordon, elinde karanfil demetiyle uzaklaşırken Optik'in kulağına eğildim, - Olum iki dakkada karanfilleri de gül yaptın ha! dedim; - Ya ben ne bileyim, kırmızı kırmızı görünce gül aldık sandım, diye söylendi. Optik ölmüş! Cenazesinde eski başkanlar, yöneticiler, arkadaşları, hatta Fenerbahçe ve Galatasaray'ın amigoları da vardı... Saflığıyla, içtenliğiyle ve delikanlılığıyla herkese sevdirmişti kendisini. Allah taksiratını affetsin!.. > ah basına gelenler Ayıp oluyo ama! Kompela'nın Türkiye'ye geldiği ilk yıldı. Henüz ne Akın Sel, ne de Türk basını bu "şovmeni" keşfetmişti. Kadıköy'deki bir Fenerbahçe-Gaziantep maçı sırasında yardımcı hakem taç atışını sarı-lacivertli takıma verince bu siyahi çocuk isyan etmişti: - Hoca olmuyo ama... Açıkçası, çikolata renkli bir futbolcunun 2-3 ay kaldığı yabancı bir ülkede böylesine "bizden" bir tepki vermesi, hakemi olduğu kadar hemen 2 metre yan tarafta diğer foto muhabirleriyle birlikte duran beni de şaşırtmıştı. Maç bitti, soyunma odası koridorlarında Antepli futbolcular önde, biz de arkada yürüyoruz. Hürriyet'ten Halil Özkan sadece benim değil Kompela'nın da duyabileceği bir sesle söylendi, "Yuh ulan herife bak, yamyam mı şimdi bunlar?" Kompela, "zınk" diye durup geriye bir döndü; - Kardeş ayıp oluyor ama... Ben de şimdik sana küfür etsem hoşuna gider mi? Halil bir iki yutkundu, söyleyecek kelime bulamadı; "Abi ben demedim" diyebildi... > Unutulmaz anılar Veli Hoca'nın hatıralarına devam... Milli hakem Veli Necdet Arığ'a göre hakemlik sabır ve sinir jimnastiği işi. O yüzden 'önce sabır' diyor kendisi. FIFA kokartlı Veli Hoca, Eskişehirspor- Galatasaray maçında hakemlik hayatının en ilginç olayını yaşamış. Günümüzde tribünlerden pet şişe atılırken o dönemler sahaya atılan portakallar Veli Hoca'nın hem hafızasında hem de midesinde yer etmiş! Onun ağzından dinleyin... "Eskişehirspor'un Es-Es olduğu günlerdi o zamanlar. Tansiyonu yüksek maçlardan biriydi. Eskişehirspor iki sezon boyunca Galatasaray kalesine gol atamamış. Bu yüzden de maç onlar için 'tarihî' niteliğinde. Maçın ilk yarısında Eskişehirspor Galatasaray'a gol atınca taraftarlar sahaya portakal atmaya başladı sevinç gösterisi olarak. Ben de santraya doğru giderken sahadaki portakala gözüm ilişti. Birisi üzerine basar, ayağı kayıp düşebilir düşüncesiyle portakalı yerden aldım ve yedim. Tribünlerden, 'Hocam biraz daha gönderelim mi?' diye tezahürat yaptılar. Maç bitti, ben iki kasa portakalla Ankara'ya döndüm..." > Unutulmaz sözler... Fernand Coulibaly: Hakem manyak ya!.. Spiker: Aman yapma! Fernand Coulibaly: Ben Türkçe bilmiyor!..