Hadi gülümseyin, bugün sizin gününüz...

A -
A +
Günlerdir Diyarbakır'dan kaleme alınan izlenimler okuyorsunuz büyük buluşmaya dair. Erdoğan-Barzani buluşmasının irdelenmeyen yönü kalmadı; barış sürecine etkisi, bölgesel anlamı, her ideolojik açıdan masaya yatırıldı.
Lakin öncelikle hatırlatılması gereken konu, 'Benim için öldürme' platformunun sözcülerinden avukat Gülçin Avşar'ın da dediği gibi Türkiye medyasının vazgeçemediği Oryantalist şablonlarına rağmen, Kürtlerin Türkiye'de belli bir bölgede yaşayan 'egzotik' bir unsur olmadıkları. Bol ciğerli, kadayıflı izlenimlerle aktarılan Kürt sokakları o bölgeye özgü değil. Sadece 'o' bölge değil, bütün Türkiye, Türkler kadar Kürtlerin. İstanbul dünyanın en çok Kürt nüfusunu barındıran şehri ve Kürtler 'gitmesek de görmesek de bizim' olan 'o' köyün mensubu değil.
Merak edilmesi gereken sadece Diyarbakır'daki Kürtlerin bu buluşma hakkında ne düşündükleri değil. Türkiye'nin başka bölgelerindeki Kürtlerin ne düşündükleri.
Şivan Perwer kasetlerinin örgüt üyeliğine dair kanıt unsuru olarak kullanıldığını hatırlayan bir Kürt, kendisinin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı tarafından bir protokol ile karşılanmasını izlerken ne hissetti acaba? Halepçe'de kimyasal gazlar ile katliamdan geçerken Kürtler, 'aman Saddam iktidarda kalsın da, Irak Kürtleri otonomi kurmasın' diyen bir devlet aklı ile büyüyen Kürt nesiller, Barzani'nin Diyarbakır halkını selamlamasını izlerken ne düşündüler? Çok değil, birkaç sene önce, bedeli hapis cezası olan o sözün, Kürdistan kelimesinin, bir Türk Başbakanının ağzından çıkması karşısında ne tepki verdiler? Merkez medya tarafından yok sayılan bir dilin, aynı merkez medyanın canlı yayını ile gün boyu yayınlanmasını dinlerken, ne yaşadılar?
Takside yolcu alınca dinlediği Kürtçe radyoyu kapatan şoförler, bu sefer kapattılar mı acaba tüm gün Diyarbakır'dan yayın yapan merkez medyası radyolarını?
Süreç nasıl ilerlerse ilerlesin, bölgesel denklemler nasıl gelişirse gelişsin, geriye dönüşü olmayan bir kırılma yaşandı Türkiye'de. Bu kırılmanın merkez üssü Diyarbakır olsa da, en güçlü hissedildiği yer tüm Türkiye idi. Türkiye Kürtleri eşit vatandaşlığın en mühim şartı olan tanınmayı, inkârı mümkün olmayacak bir şekilde tecrübe etti.
Kimin sayesinde?
Cumhuriyetle yaşıt bir mücadele ve bu mücadeleyi siyasi bir çözümle taçlandıranlar sayesinde.
"İnanmak bir yetenektir, erdemdir" der bir Lars Von Trier filmi karakteri. Barışa inanmak ise erdemlerin en büyüğü olmalı.
Barış için risk alanlar sayesinde. Kendi mahallesinden gelmese bile barışa sahip çıkanlar sayesinde. Savaşın kazananı olmaz, barışın kaybedeni olmaz deyip, siyasi ve ideolojik hesaplarını bir yana bırakanlar sayesinde. Işığı gören Kürtler ve Türkler sayesinde.
Hadi gülümseyin, bugün sizin gününüz...
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.