Lübnan'da kaçırılan Türkler: Hatalar, efsaneler ve manipülasyonlar -2-

A -
A +
Lübnan'da önce geçen sene daha sonra bu yaz Türkiyeli vatandaşların hedef alındığı kaçırılma olaylarını ve sürecin Türkiye'de nasıl izlendiğini yazmaya devam...
Bu tartışma manipülasyonlar ve dezenformasyonlar üzerinden değil, gerçekler ve hakkaniyetli eleştiriler üzerinden sürdürülmeyi hak ediyor. Zira Türkiye'nin Orta Doğu'da aktör olmasıyla beraber, vatandaşlarının belli kesimler için hedef haline gelmesi kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir. Hukuksuzluğu yöntem olarak benimsemiş, haydutluk üzerinden siyaset yapan örgütler ile meşru bir iktidarın aynı dili konuşması elbette mümkün değil. Peki, ileride yaşanabilecek olası rehine krizleri nasıl yönetilmeli? Türkiye'de eksik olan ve yapılmayan tartışma, tam da bu sorunun cevabına yönelik olan arayışları içermeli. Hükümete, yaşanan ve olası krizler üzerinden "Orta Doğu'da siyaset yapmayın, aktör olmayın" telkini yapmanın ötesine geçmek, Türkiye dış politikası açısından daha sağlıklı tartışmaların doğmasına sebebiyet verecektir. Orta Doğu'da vatandaşları kaçırılan ilk ve tek ülke Türkiye değil. Her yaşanan krize hükümet karşıtı-yanlısı dikotomisi lensinden bakmaktan ziyade, gerçekten olan ve gerçekçi politika önerileri ile yaklaşmak, kuşkusuz ki daha iyi bir dış politika gelişimine esas katkıyı sağlayacaktır.
Kaldığımız yerden devam edersek...
Lübnan'da kaçırılan Türkiye vatandaşlarının kaçırılma nedeni Lübnanlı bir grubun Suriye'de muhaliflerce kaçırılmış olmasıydı. Olayın gerçekleştiği 2012 yılının Mayıs ayında, hükümet kaçırılan Lübnan vatandaşlarının serbest bırakılması için devreye girdi. Hatta ve hatta bu süreçte hükümetin pazarlıklarına sonuç aldığı ve Lübnan vatandaşlarını kurtardığı bilgisi bir şekilde yabancı medyaya sızdı. Bu vatandaşları İstanbul'da karşılamak için Lübnan eski başbakanı Saad Hariri özel jetini bile gönderdi, kaçırılan Lübnanlıların aileleri Beyrut'ta havaalanına kadar geldi, yakınlarını beklemeye başladı.
Ancak sebebini bilmediğimiz bir şekilde Lübnanlı vatandaşların Türkiye'de olmadığı, aslında pazarlıkların sonuç vermediği ortaya çıktı.
Bu tür müzakereler her seferinde sonuç vermek zorunda değildir. Hele Suriye gibi sahadaki aktörlerin çok kontrol edilebilir olmadığı bir vakada bu tür pazarlıkların sonuç vermesi daha da güçleşir.
Ancak süreçte aceleci davranmak, pazarlığın sonuçlandığından emin olmadan adım atmak, hatadır. Türkiye'nin inandırıcılığını zedeler, imajına darbe vurur.
Bu hadise Türkiyeli vatandaşların kaçırılmasından önce gerçekleşmiştir. Peki, hükümetin vatandaşlar kaçırıldıktan sonraki tutumu nasıl olmuştur, hata yapılmış mıdır? Türkiye medyasında bu hadise nasıl tartışılmıştır; gerçekler üzerinden mi, yoksa manipülasyon üzerinden mi? Bu soruların cevabı yarın.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.