Şüphesiz ki İran'dan alınacak çok dersler var...

A -
A +
Cenevre'de P5+1 ülkeleri (Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve İngiltere ile Almanya) ile İran arasında varılan mutabakat bütün bölge açısından olumlu sonuçlara gebe. Bölgede tansiyonun düşmesi ve izolasyon ile radikalleşen (ve tabii radikalleştikçe izole olan) İran'ın dünyaya kısmen de olsa eklemlenmesi diplomasi ve siyasetin önünün açılması açısından önem taşımakta. Bununla beraber, İran'ın nükleer silah geliştirmesi engellemenin yegane yolu (bir felaket ile sonuçlanacağı kesin olan askerî opsiyonu göz ardı edersek), İran'ı 'havuç ve sopa' siyaseti ile, yani ödül ve cezalar içeren aktif bir denetleme ile sistem içinde tutmak.
Ancak insani açıdan en mühimi İran halkının bu mutabakat hakkında ne düşündüğü. Yıllardır ambargolar yüzünden bir yokluk ekonomisine mahkûm olan İranlılar, ambargoların hafifleyecek olmasından dolayı ziyadesiyle memnun. Aynı zamanda iktidardaki rejime tezat şekilde, bölgenin en zihni açık halklarından biri olan İranlılar dünyaya yeniden angaje olmayı büyük sevinçle karşılıyor. Sadece bu unsur yüzünden bile bu mutabakat hararetle desteklenmeli.
Lakin Türkiye kamuoyunda mutabakat sonrası çıkan bazı analizler ve oluşan hava İran devlet ajansını aratmayacak nitelikte. Yıllarca "Türkiye İran olmayacak" sloganları atan bir kitle, şimdi İran'ı Türkiye'ye rol model olarak göstermek niyetinde. Entelektüel pusulası hükümete angaje olanlar, 2010 yılında mevcut hükümetin İran'ın nükleer programını düzenleme girişimlerini "eksen değişikliği" olarak tanımlıyordu. Enteresan bir şekilde şimdi aynı kalemlerin İran övgülerinin pekâlâ Hizbullah lideri Nasrallah'ın konuşma metni olabilecek içerikte.
Dünyaya angaje, liberal demokrasi ile yönetilen bir ülke kamuoyunda, anakronik ve dünyaya kapalı bir rejim üzerinde uygulanan ambargoların bir kısmının kalkması nasıl bir başarı hikâyesi olarak sunulur, anlamak zor. Ancak bundan da mühimi Cenevre'ye giden yolun yeterince analiz edilememesidir.
İran'ın Cenevre'de verdiği tavizler üzerine edindiği mutabakat, bir seçimden ziyade zorunluluktu. 2006 yılında Birleşmiş Milletler kararı ile başlayıp, 2012 kapsamı iyice genişletilen ekonomik ambargolar sonucunda beli kırılan bir ekonominin halkta meydana getirdiği hoşnutsuzluğun sürdürülebilir olmadığını gören bir devlet aklının İran sokağını sakin tutmak için vermek zorunda olduğu bir tavizdi. İran halkı temel ihtiyaç maddelerine bile erişemezken, bölgesel yayılma fantezileri ile Suriye'de 110.000'den fazla kişinin ölümüne sponsor olunmasının oluşturduğu rahatsızlığa değinmiyorum bile.
Ortada bir zafer varsa, bu kendi halkına ve bölge haklarının iradesini hiçe sayan, sorumsuz bir radikalliğin revizyon çabasıdır. Bunun bedeli ise İran halkının yokluğa, bölge halklarının ise şiddete mahkûm olmasıdır.
İran'dan alınacak ders, tüm bunlara rağmen komşusunda örnek ülke olarak pazarlanmasını sağlayabilen propaganda teknikleridir. Alınacak ibret ise dünyanın en zengin kaynaklarına sahip, bölgenin en kültürlü ve iyi eğitimli orta sınıfa sahip ülkelerinden birinin, sorumsuz ve radikal bir rejim tarafından sürüklendiği iç karartıcı haldir.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.