Çin yönetimi Basra Körfezi'nde olup bitenlerden endişeli. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi muhtemelen Çinliler için endişe kaynağıdır. Çin'in, Basra Körfezi'nde yaşanabilecek bir çatışma ve bunun kendileri için ne manaya geleceği konusundaki endişesi muhtemelen çok daha fazladır. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, Çinliler için bir İranlı'ya göre çok daha fazla endişe kaynağı olabilir. Eğer İran boğazı kapatırsa zararın büyüğü kendisine olur. Sadece kendi petrol ihracatına ket vurmaz, bu aynı zamanda bir savaş sebebi sayılır. Körfez'deki gerilim yüksek ve yükselmeye devam ediyor. Körfez'deki bir çatışma dünya ekonomisine, özellikle de bazı Asya ekonomilerine çok pahalıya mal olur. Çin günde 4.8 milyon varille ABD'nin ardından dünyanın ikinci büyük petrol ithalatçısı. Yüzde 8'in üzerinde ekonomik büyüme nedeniyle petrol ihtiyacı her geçen gün artıyor. Günlük petrol ithalatının yaklaşık 900 bin varili Suudi Arabistan'dan geliyor. Günde yaklaşık 470 bin varil de İran'dan alıyor. Kuveyt Çin'e günde yaklaşık 200 bin varil, Irak yaklaşık 225 bin varil petrol ihraç ediyor. Umman yaklaşık 320 bin varil petrol gönderiyor. Basra Körfezi civarından Çin'e giden diğer ham petrolü ve rafine ürünleri de hesaba kattığımızda, bu giderek gerilimi artan bölgeden Çin'e ihraç edilen petrol miktarı günde 2 milyon varili geçiyor. ÇİN'İN ENDİŞELERİ Bu durum şüphesiz ki 1.3 milyar nüfusa sahip, her yıl 12 milyon yeni iş sahası açmak zorunda olan bir ülke için çok büyük bir sıkıntı. Çin yaşanacak muhtemel bir petrol krizi sonrası ekonomisinde meydana gelebilecek sıkıntılar sebebiyle potansiyel bir halk ayaklanması ve sosyal çalkantıdan endişe ediyor. Çinli liderlerin sabahın erken saatlerinde enerji akışını devam ettirmek ve işçilerin çalışmaya devam etmesini sağlamak için nasıl endişe ile volta attıklarını kolaylıkla tahayyül edebiliyorum. Çin'i hareket halinde tutmak, vatandaşlarını da işsiz bırakmamak için çok fazla enerji lazım. Dahası da var. Çin'in en çok ihracat yaptığı ülkeler de petrol fiyatına bağımlı ve bugünlerde ekonomileri oldukça kırılgan bir halde. Özellikle de Çin'in en büyük iki pazarı, AB ve ABD'de durum böyle. AB'nin karşılaşacağı bir petrol krizi birliğin ekonomisini mahveder. AB borç gerçeğiyle tamamen yüzleşmek zorunda ve ekonomisi sallantıda. AB'nin en büyük ve en önemli ülkelerindeki borç durumunun daha kötüye gitmesi, petrol krizi sebebiyle yaşanabilecek ekonomik şoklarla neler olabileceğinin sadece bir göstergesi. İran'dan gelen petrolün kesilmesi halinde en çok etkilenecek iki AB ülkesi İtalya ve İspanya'dır. Ancak petrol fiyatındaki büyük bir değişim bütün AB'yi etkileyecektir. Petroldeki bir şok ayrıca Çin'in Güney Asya'daki tedarikçilerini de etkileyecektir. Güneydoğu Asya ekonomileri Çin'le sıkı sıkıya irtibatlı durumdalar. Eğer Çin ekonomisi grip olursa, onlar zatürre geçirir. Japonya, Basra Körfezi'ndeki gerginlik sebebiyle büyük bir petrol sıkıntısı yaşayabilir. Japonya kullandığı petrolün yüzde 77'sini Körfez ülkelerinden alıyor. Güney Kore, Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlıdır. Kullandığı petrolün yaklaşık yüzde 75'ini Körfez'den alıyor. Japonya ve Güney Kore, ticaret ve yatırım ilişkileriyle dünyanın büyük ekonomilerindendir. Körfez'de herhangi bir ciddi çatışma patlak verirse, Doğu Asya enerji ve ekonomi alanlarında büyük darbe yer. Doğu Asya, Körfez'de çok ince bir siyaset izlemeli ve çok karmaşık nüanslar ve bölgedeki siyasi ve ekonomik mayınlar arasında işlerini yürütmelidir. Güney Asya, Körfez petrolüne dünyanın herhangi başka bir yerine göre çok daha bağımlıdır. İran'dan petrol ithal eden Güney Asya'daki ülkelerin çoğu aynı zamanda Körfez'deki Sünni devletlerden de petrol ithal ediyor, mesela İran'la gerilimi artmaya devam eden Suudi Arabistan'dan. Çin Başbakanı'nın Suudi Arabistan'a yaptığı son ziyarette muhtemelen bu konular konuşuldu. Körfez'de herhangi bir petrol krizi yaşanırsa, bundan en çok etkilenenlerden biri Doğu Asya olabilir. Japonlar, Güney Koreliler ve diğerleri gerilimi azaltmak ve muhtemel risklerden korunmak için kesinlikle elçiler gönderiyordur. Çin Başbakanı'nın ziyaretinin ana hedefi de muhtemelen risklerden korunmaktı. HİNDİSTAN DA RİSK ALTINDA İran petrolü için Çin, Japonya ve Güney Kore'nin ne kadar önemli pazarlar olduğunu düşünürsek, İranlılar'ın bu ülkelerle, özellikle de giderek güçlenen Çin'le ilişkilerine çok dikkat etmesi gerekir. Bir diğer yükselen güç olan Hindistan da İran'ın oynadığı bu tehlikeli petrol oyununa yakalananlardan biri. Kullandığı petrolün yaklaşık yüzde 30'unu İran ve Suudi Arabistan'dan alıyor. Bu nedenle, ayrıca, İran'ın Körfez'de oynadığı oyunlar sebebiyle Güney Asya'da büyük bir ekonomi ve büyüyen bir güç olan Hindistan da risk altında. Nitekim İran, ekonomik baskıyla ve birçok insana göre nükleer baskıyla Asya ve dünya enerji piyasalarını tehdit ederek çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu zorbalıktır. Bu durum mevcut İran rejiminin nükleer silaha sahip olmasına neden izin verilmemesi gerektiğinin bir sembolüdür. Eğer nükleer silaha sahip olsalardı yapabilecekleri ekonomik ve diğer baskıları düşünmek bile inanılmaz olur. Ve evet, Türkiye; İran, Suudi Arabistan ve Irak'tan aldığı petrole fazlasıyla bağımlıdır. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi de bölgeden petrol temini konusundaki risklere açık durumdadır. Bundan daha sonra bahsedeceğiz...