Uyanışa giden uzun yol...

A -
A +

Siz de hiç dünyanın giderek daha karmaşık hale geldiği, mevzuların daha büyüdüğü ve dünyadaki değişimin hızının arttığı hissine kapılıyor musunuz? Çocuklarımın yaşındayken onlar gibi dünyada olan biteni dert etmediğime eminim. Benim derdim buz hokeyi oynamak, kızak kaymak, futbol oynamak ve okul zamanı ödevlerimi yapmaktı. Yazlarıysa amacım bütün gün tekneyle dolaşmak ve bolca balık yakalamaktı. Ha bir de ikinci el aldığımız eski-püskü turuncu bisikletim vardı. Zaten oldukça kötü durumda olan bisiklet yoldaşımdı ve çok fazla kullandığım için iyice hurda haline gelmişti. Mahalledeki arkadaşlarımın dışında bir de sosis kırması, ama daha çok av köpeği kırması olan köpeğim Hansy vardı hayatımda. Birisi beni yürürken gördüğünde Hansy'nin de çok uzakta olmadığını hemen anlardı. Dünyada olan bitenin hayatımıza girdiği tek yerse akşam haberleriydi. Babam, "köpeği dışarı bırak ve kanal 38'i aç" dediğinde haberler başlardı. Haberler başladığındaysa kardeşlerimle beraber televizyonun olduğu odadan çıkar, başka şeylerle meşgul olurduk. Sadece 1 TV vardı. Çocukluğumuza davetsiz misafir olarak girecek 24 saat yayın yapan kablo haber kanalları, CNN, Al Jazeera, Fox veya BBC World yoktu. Radyo haberlerini duyardık, ama sadece arka planda bir gürültü olarak... Internet yoktu. Bugünkü gibi kötü haberlerin ve dünyadaki gerilimlerin sürekli bombardıman yapıldığı bir sürü lisanda, yığınla kaynak yoktu. Eve her sabah iki gazete gelirdi. Gazetelere göz attığımdaysa, genellikle tuttuğum takım olan Boston Bruins'in aldığı sonucu görmek için spor sayfasına, bazen de iyi bir fotoğraf var mı diye ön sayfaya öyle bir bakardım. Birkaç yıl gazete dağıtıcılığı da yaptım. Ama gazeteleri bir haber kaynağı olarak değil; model oyuncak, yeni bir hokey sopası ya da yeni bir top almak için para kaynağı olarak görürdüm. Gazeteler annemin ve babamın okuması içindi ve bizler bayağı büyüyünceye kadar neler yazdığını bile konuşmadılar. Dünyanın giderek ne kadar karmaşık bir yer haline geldiği ve olan bitenin beni etkileyebileceğini fark ettiğim zamansa Vietnam Savaşına karşı düzenlenen gösterileri duyduğum zamandı. Gazete dağıttığım günlere göre çok daha büyüktüm. Bir savaş olduğunu ve insanların öfkelendiğini biliyordum. Ancak ayrıntılar belirsizdi. Sonra zaman geçti, hem de çok hızlı bir şekilde, Arap-İsrail savaşları, petrol ambargoları (ailem bu ambargolar yüzünden uzun kuyruklarda beklerdi) ve buna benzer birçok şey bu dünyadaki yerimin çok farklı olduğunu gösteriyordu. YALITILMIŞ BİR HAYAT O zamanlar hiç anlayamadığım bir şekilde dünyadan yalıtılmış bir haldeydim ve yeni anlamaya başladım. O zamanlar ki Amerika, tipik bir Amerikan çocuğu için dünyanın geri kalanındaki problemlerden gerçekten çok uzak bir yerdi. Çin'deki yoksulluğu, Güney Asya'daki kıtlığı, dünyanın birçok bölgesindeki amansız hastalıkları ve sıkıntıları duyuyorduk, ama sanki başka bir gezegen gibi geliyordu. İstikrarlı olmaktan çok uzak, her geçen gün daha anlaşılmaz hale gelen bir dünyada, Amerika bizim istikrarlı ve anlaşılır adamızdı. O günler için yeteri kadar şükredemedim. Sanırım bunun sebebi hayatımda istikrarı bozan yegane şeylerin ara sıra spor yaparken sakatlanmam, parmağıma olta iğnesi batması ve çok normal gözüken başka yaralanmalar olmasıydı. Masamızda her zaman yemek bulunması, soğuk kış günlerinde evimizin sıcak olması ve oyun oynama ve endişelenmeme özgürlüğümüz olması hiç sorgulanmayacak kadar normal gözüküyordu. YAŞAMADAN ANLAŞILMIYOR Büyüdükçe dünyanın böyle olmadığını gördüm. Amerika'daki gecekondulara, Hindistan'daki varoşlara, bugünkünden çok daha fakir bir İrlanda'ya yaptığım ilk seyahatler ve dünyanın başka bölgelerinden gelen üniversite arkadaşlarımla konuşmak bile gözümü kalıcı olarak açtı. Yeni Delhi'de bir kısmının ellerinde sopalar olan ve bazı uzuvları eksik fakir çocuklar tarafından kovalanmam, fakirlik hakkında bende kalan bazı saf düşünceleri de silip attı. Bombay caddelerinde sadece fil hastalığını görmek için dönüp bir adama para vermek buna başka bir misaldir. Kalküta'da varoşlarda gezerken bir sürü aç ve hasta çocuğun ufacık bir kulübenin içinde sıkış-tıkış oturduğunu görmekse bir başka misal. Yine başka bir ülkede gördüğüm yaşlı bir kadının çöplükteki yemek için domuzlarla yaptığı mücadele gözümün önünden hiç gitmez. Bir keresinde fakir bir ülkede yaptığım yetimhane ziyaretinde yüzlerce fakir çocuğun daha iyi bir hayata yelken açma umuduyla bana baktığını hatırlıyorum. Bütün bunlar çok hızlı ve güçlü bir şekilde ezdi geçti. Orta Doğu'da bir yerlerde iki grup arasında çapraz ateşte ve Güney Asya'da bir ayaklanmanın ortasında kalmak zihnimin iyice berraklaştığı anlardı. Çeşitli mülteci kamplarını ziyaret etmek ve dünyanın en kötü yerlerinden biri olan Nairobi'deki Kibera'nın pislik saçılan sokaklarında yürümek sadece nefesimi kesmedi, aynı zamanda bir süreliğine kalbimi de durdurdu. Geçenlerde bu uyanışa giden yolculukta bir başka örnek yaşadım. Save the Children (Çocukları Kurtarın) örgütünün Suriye'deki çocuklar hakkında yazdığı bir raporu okudum. Gençliğimden beri geçen uzun sürede hayatta karşılaştığım şeylerin beni sertleştirdiğini ve katılaştırdığını düşünüyordum. Raporun ilk birkaç sayfasını okudum ve devam edemedim. Başımı ellerime dayadım ve ağladım...

300
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.