Anlayamadığım ve çözemediğim bir bariyerle karşılaştığım için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la bir araya gelemedim henüz. Ama bu imkân olsaydı kendisine bizzat sormak isterdim "onlar"la ilgili düşüncelerini.
Hakikaten şaşkınlıklar içindeyim.
Bu kıvraklık, bu nedamet gösterileri ve ani dönüşler için söylenecek her kelime kifayetsiz kalıyor.
Sandığın gücü bu galiba.
Cumhurbaşkanı'nın yurt dışında gideceği ülkenin bile belli olduğunu yazanlar, ağır hakaretlerden kendisini mahrum bırakmayanlar, artık onun stratejik dehasından bahseder hâle geldiler. En sert ve kıyıcı kelimelerin sahipleri ise artık ülkenin istikrara ve huzura ihtiyacı olduğunu, bunun Erdoğan'ın liderliğiyle sağlanabileceğini, yine ecnebi ağabeylerinin gazetelerine atfen yazar oldular. Tansu'nun kocası değişimin öncüsü olmuştu; "Bundan sonra iyi yaptıklarını öveceğim" diyerek. Kedi Sekter'in babası da Cemaat'e giydirdi bayram değil seyran değil. İçlerinden bir diğeri dün "Kimseyi cahillikle suçlamaya hakkımız yok" diye yazdı. Daha birkaç ay önce "Muhammed bunları görseydi Müslümanlığı icat etmezdi" diyordu oysa.
Ve bir başkasının sözleri:
"Ben seçim kazanan yüzde 50'nin mutluluğuna bakarak bardağın dolu tarafını görüyorum, huzur ve istikrar da gerekli."
Bir de çemberin içinden olup da Erdoğan'ın liderliğini satır aralarında sorgulayan, yavaş yavaş köşesine çekilmesi gerektiğini ima eden muhafazakâr yazarlar var. Benim gibi karşı düşüncede olanları "Yoldan katılanlar" diye niteledikleri için Tayyip Erdoğan'la ilgili fikirlerimizi yalakalık olarak tanımlayan öz hakiki gazeteciler. Şimdi kapılandıklarıve konumlandıkları yerlerle Beştepe Külliyesi arasında köprü olmanın hevesini taşıyorlar. Ama Güller vadisine ya da Okyanus ötesine uzanan başka köprüleri de var. Her yol mevcut anlayacağınız. Zaten kendi gazetelerini de çıkarmaya başlıyorlar yavaştan.
Evet, sormak isterdim Cumhurbaşkanımıza, neler düşünür acaba onlarla ilgili...
Ama dedim ya dış kapının mandalı bir yalaka olarak böyle bir imkânım olamadı. Aslında bir defa teşebbüs ettim, yalan olmasın. Ama böyle bir talepte bulunma hakkım olmadığını anlayacak şekilde püskürtüldüm. Bu yüzden şansım yok. Ama eminim bu kıvraklıkla 1 Kasım sonrası post travmatik seçim bozukluğunu atlatan zevat, pek yakında postu Külliye'ye serecek.
Ama asıl hedeflerinin Başbakanlık konutu olacağını da saklamaya gerek yok tabii.
Bu kabiliyeti onlarda gördüm. Yakındır.
Ben kendi adıma yoldan katılan yalaka olarak mandallamaya devam edeceğim.
Abdullah Gül'le neden uğraşıyorlar?
Seçim öncesinde AK Parti'nin yüzde 39-40 civarı oy alacağı ve koalisyon mecburiyetinin ortaya çıkacağından emin olanlar, tüm dünyanın desteğini alacak ve aynı zamanda Fethullahçılarla ve Doğan medya ile iyi ilişkiler kuracak Abdullah Gül'ün parti kongresinde adaylığını koyması, olmadı yeni bir parti kurmasını hayal ediyorlardı.
Okyanus medyasının gazetesi Taraf bu konuyu deşmek için seçimden kısa süre önce manşetini attı:
"Bu pislik kolay temizlenmez"
Dediklerine göre bu lafı eden Abdullah Gül'dü ve AK Parti için söylemişti. Dahası Gül yeni parti kurmak için harekete geçmişti. Başbakanlık için de Ali Babacan'ı düşünmekteydi. Gül hemen açıklama yaparak Taraf gazetesinin haberinin tamamen yalan, uydurma ve art diyetli olduğunu söyledi.
Önceki gün bir iddia da Hürriyet'in ilginç yazarı Tolga Tanış tarafından ortaya atıldı. Gül, seçim öncesi 3 Aralık'ta Washington'da Ortadoğu Enstitüsü (MEI) tarafından düzenlenen bir toplantıya çağrıldı. Tanış'a göre Gül seçim sonuçları böyle çıkmasaydı bu toplantıya katılacak ve Washington'ın en ağır toplarıyla birlikte olup onların alkışlarını alarak AK Parti'ye "Dönerim ha" tehdidiyle "Koalisyon kur" baskısı yapacaktı. Ama sonuç yüzde 49,5 çıkınca gelemeyeceğini bildirdi.
Bu haber de Abdullah Gül'ün çalışma ofisi tarafından twitter üzerinden gerçeği yansıtmadığı belirtilerek yalanlandı ve "CB Gül'ün bu davete katılmayacağı seçimlerden önce yazılı ve sözlü olarak bildirilmiştir" dendi.
Peki, bu çevreler kendilerine yakın olacağını düşündükleri Abdullah Gül'le neden uğraşıyorlar?
Tahminim "Abdullah Gül'ün dar bir çevrede dillendirdiği ama çok temkinli ve ürkek olması nedeniyle harekete geçiremediği projelerden haberdarız" diyenler, bu durumu normalize etmeyi ve konuşulur hâle getirmeyi amaçlıyorlar.
Gül de açıklamalarında pek çok şey söylüyor ama hâlâ "iddia edildiği gibi ne parti kuracağım ne de AK Parti içinde bir siyasal mücadele içine gireceğim" benzeri bir cümle kurmuş değil. Bu da "umudu" artırıyor.
Hele Londra'daki bazı yemekli toplantıları bilenler açısından bu umut hayli yüksek görünmekte.