Kayıp bir neslin hikâyesi: MUHAMMED NASIL MARCUS OLDU?

A -
A +
Avrupa'nın ortasında bir grup insanın, ülkesinin yetimlerinin, parçalanan ailelerin, analarının kucağından canavarca koparılan çocukların çıkarlarını korumak için verdiği mücadelenin hikâyesi bu.  Kahramanları ise, adı Jugendamt olan ama aslında rafine edilmiş bir Nazi teşkilatını andıran Alman Gençlik Dairesi'nin barbarlıklarını, hem Almanya, hem de Türkiye'deki sağır kulaklara duyurmaya çalışan Umut Yıldızı Derneği'nin bir avuç gönüllüsü ve kalp gözü açık destekçileri...

Türkiye Cumhuriyeti devletinden yardım almıyorlar. Türkiye bu konuda taş taş üstüne koymaktan aciz kuruluşlara yardım yapmayı tercih ediyor ama onlar aldırmıyor. Alman Devleti'nin "Gelin bazı şartları yerine getirin, sizi yasal fonlardan faydalanan bir kuruma dönüştürelim" önerisine de bağımsızlıklarını kaybedecekleri ve asıl amacın onları "ehlileştirmek" olduğunu bildikleri için "Hayır" diyorlar.

Açık söyleyeyim, Onlara hayranım. Almanya'daki Türkiye kökenli çocuklar için hayatlarını ortaya koyan kurucu başkan Kamil Altay'a, Gülsüm Yalçınöz'e Mustafa Basun'a, Mete Atay'a, Ömer Derbeder'e, Abdulkadir Bağcı'ya, İsmail Oral'a, Muteber Kıran'a, Avukat Semra Şanlıünal'a, Necla Tam'a ve daha onlarca isimsiz kahramanına.

Kamil Altay'ın hazırladığı bu kitap elime ulaştığında bu hayranlığım daha da arttı. Adı tam da Almanya'da yaşananların özeti gibiydi: "Muhammed nasıl Marcus oldu?"

Muhammed ve babasının başına gelenler, Almanya'da yaşatılmış binlerce hayattan sadece biri.

Gerçek bir öykü. Parçalanan bir ailede, babanın çocuklarından birini psikolojik sorunları nedeniyle hastaneye götürmesi ve ardından 9 polisin evine yaptığı baskınla üç çocuğunun da elinden alınması. Yıllardır yürüttüğü hukuki mücadele sonunda çocuklarını ancak belli aralıklarla görebilen babanın bir Hıristiyan Alman ailesine verilen küçük oğlu Muhammed'in adının ise Marcus olarak değiştirilmesi. Alman Anayasası'nı, yasaları, Birleşmiş Milletler Sözleşmelerini bile tınmayan demokrasinin beşiği Almanya.

O babanın dramı gibi onlarca yaşanmış olayın öyküsü, annelerin ve çocukların çığlıkları bu kitapta.  Onlar Türkiye'den giden insanlar. Türkiye'de 78 milyon, Almanya'da 3,5 milyon Türkiye kökenli insan yaşıyor.  Ama koskoca bir sessiz duvar gibiler.

Annelerinin kucaklarından koparılan çocukların seslerini duymak bu kadar mı zor? Yürekler bu kadar mı nasırlaştı? Sırf bizim başımıza gelmedi diye kulaklarımızı daha ne kadar tıkayacağız bu insanlık dramına?

Bir anneye ah dedirten ve yapayalnız bırakılan çocukların hıçkırıklarıyla işlenen günahın bedeli ödenemeyecek kadar ağır. Bu çocuk hırsızlığına seyirci kalanlar, seslerini çıkarmayanlar da aynı suça ortak aslında.

Çocuklar o kadar korunmasızlar ki! Hiçbir şey yapamıyorlar. Çaresizler. Düşünün, bir sürü yabancı adamla kadın, o çocukları minicik ellerinden çekiştirerek bir odaya terk edip bırakıyorlar ve "Burada yaşayacaksın" diyorlar buz gibi bir sesle onlara. Sıcak yuvalarından uzakta, bırakıldıkları odalarda gözlerini tavana dikip küçücük kafalarıyla kendi geleceklerini anlamaya çalışıyorlar. Sonra bir ailenin yanına verilip, bambaşka bir kimlikle, tanımadığı insanlarla ve farklı bir kültürle ya da dinle yaşamaya alıştırıyorlar kendilerini. Onlara ait olmayan, dayatılan bir hayatı yaşıyorlar.

O çocukların anne ve babaya duydukları ihtiyacı nasıl derinden hissettiklerini anlamak ve yeniden idrak etmek için kendi çocukluğunuza dönün. Soğuk bir yurt odası ya da başka kişiler onların yerini ne kadar tutabilir?

Bu yüzden sudan bahanelerle ve sırf ekonomik çarklarını döndürebilmek için gözünü akbaba gibi göçmen ailelerin çocuklarına diken Alman Gençlik Dairesi'nin yaptıklarına, Almanya'daki bu asimilasyona dur demek için kendini ortaya koyan Umut Yıldızı Derneği tam da adı gibi bir umudun sesi.

"Muhammed nasıl Marcus oldu?" adlı kitap Umut Yıldızı Derneği'nin çabalarıyla ortaya çıkan bu farkındalığı belgelemiş. Kitapta çocukların evden alınma sebeplerinin incelendiği bir çalışmanın yanı sıra Jugendamt hakkında bilgiler, çocukları ellerinden alınan ailelerin izlemesi gereken hukuki süreçler, korucuyu aile olmak için yapılması gerekenler, Türk koruyucu ailelerinin hikâyeleri, çocuklarını Jugendamt'a kaptırmak istemeyen anne ve babalara öneriler de yer alıyor.

Bu kayıp neslin çocukları bir gün karşımıza çıkıp Hazreti Muhammed'in, Sevgili Peygamberimizin "Size emanet ettiğim yetimlere neden sahip çıkmadınız?" sözünü hatırlatarak "Bize neden sahip çıkmadınız?" diye hesap sorarsa ne diyeceğiz onlara?

O çocuklar aklımdayken ne kadar diyebiliyorsam o kadar "İyi bayramlar" hepinize.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.