Çok şatafatlı bir laf doğrusu:
"Gençler öleceğine biz ölelim" demişsiniz ve "ölüm orucuna" yatacağınızı açıklamışsınız.
Ama şu "her iki tarafa" da silah bırakma çağrınız hiç iyi olmadı. Bu taraflardan birinin devletin meşru güçleri, diğerinin de gayri meşru ve terörist militanları olduğunu artık bir parlamenter olarak biliyor olmalıydınız.
Bu bir.
"Ölüm orucu"na gelince.
Aslında umutluyduk sizden.
PKK aylardır ülkeyi kan gölüne çevirirken, mayınlar patlarken, polise ve askere kanlı pusular kurulurken, uyuyan polisler, alışveriş yapan askerler enselerinden kurşunlanırken, Diyarbakırlı garson, minibüste giden Makbule Teyze öldürülürken bir çift lafınızı bekledik ilaç niyetine. Nice yazar size seslendi, "Konuşun" diye.
Ama sustunuz...
Bu yüzden "Ölüm Orucu"nuzun bir hükmü yok Leyla hanım.
Şimdi Cizre'de özyönetim ilan edip kenti ele geçirmeye çalışırken duruma el koyan güvenlik kuvvetlerinin kuşatması karşısında sıkışan YPG'li teröristleri kurtarmaya çalışmaktasınız.
Biliyorum, mecbursunuz. Bu etnik-milliyetçi yapı, partizanlığını hümanist söylemlerle kamufle etmek için sizi kullanmak istiyor ve sizi sıkıştırıyor. Belki de "Tayyip Erdoğan ve Emine hanım sizi sever" dediler...
Anlıyorum.
Madem öyle başlayın "orucu"nuza ama bence akşamına "iftarı" yapın, bitirin.
Erdoğan ismi artık bir blue jean markası gibi oldu
Tatilimi geçen yıl olduğu gibi bu defa da Marmaris Selimiye'de geçirdim. Selimiye çok güzel bir belde.
Ancak kıyı boyunca gezinti yapmak bazen zor olabiliyor. Çünkü, hemen denizin dibinde, kıyı kanununa aykırı olarak inşa edilmiş kaçak villalar yaya ulaşımını engelliyor.
Sabahları gezintiye çıktığımda o lüks kaçak villaların balkonlarında oturup kahvaltılarını yapanlara gözüm ilişiyordu. Her birinin elinde istisnasız Sözcü ve Hürriyet gazetesi vardı ve kulağıma çalınan sohbetlerin ana konusu "Tayyip Erdoğan'ın kaçak sarayı" mevzusuydu.
Bir keresinde lüks bir lokantanın iskelesine demirlemiş lüks teknenin önüne atılmış masada oturanlara takıldı gözüm. Öğretmen emeklisi bir çift, kalantor tekne sahibi ile Tayyip Erdoğan nefreti üzerine sohbet ediyordu.
Gezi olaylarında bu dikkatimi çekmişti.
Kendilerine sosyalist adını veren gençler, Türkiye sermayesinin en büyük iki ismini; Ali Koç ve Cem Boyner'i bir defa olsun "Bu kapitalistler, emek sömürücüleri, Türkiye'nin kaymağını yiyenler neden bizi destekliyor?" diye sorgulamamıştı. Oysa sosyalizmin en temel çelişkisinin sermaye ile olduğunu bilmeleri gerekirdi. Tayyip Erdoğan ismi bu sokma akıllı sosyalistleri de akıllarınca Boyner ve Koçlarla eşitliyordu.
Tıpkı blue jean markaları gibi.
Biliyorsunuz Vahşi Batı kovboylarının, maden işçilerinin pantolonudur blue jean. Kolay eskimediği için tasarrufludur. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısından sonra blue jean, zengin ve orta sınıf arasında öylesine moda oldu ki pantolonda sınıf ayrımı ortadan kalktı. Böylece fakirler, yoksullar ve emekçiler blue jean giyerek kendilerini ayrıcalıklı hissetmeye başladılar.
Evet, blue jean sınıf ayrımını kaldırdı.
Şimdi Tayyip Erdoğan ismi de öyle.
Sınıf ayrımını kaldıran tek isim ve marka.
İyi uykular.
Erenköy Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nde neler oluyor?
İstanbul Erenköy'deki Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi 2010 yılına kadar ülkenin en iyi Güzel Sanatlar Lisesi olarak tanınıyordu. Ancak nedense bu okulda o tarihten sonra başarı grafiği giderek düşmeye başlıyor. Veliler müdürden şikâyetçiler.
Sebep, Okul Müdürünün İstanbul dışından ve uzaklardaki yerleşim bölgelerinden gelen öğrenciler için yapılmış pansiyonu duyuru bile yapmadan kapatması. Velilerden biri, Mustafa Öktem, İstanbul İdare Mahkemesi'ne başvurmuş. Öktem, çocuğuyla birlikte 46 öğrencinin de aynı mağduriyeti yaşadığını söylüyor. İfadesine göre müdürlük, İstanbul'un Esenyurt, Avcılar, Beylikdüzü, Bahçelievler gibi ilçelerini İstanbul dışı saymayarak sadece Adapazarı ve benzer yakın illerden gelen altı öğrenci için pansiyon açık olmaz mantığıyla hareket ediyor. Oysa Veli Mustafa Öktem, henüz reşit olmayan bir çocuğun Esenyurt ya da Beylikdüzü'nden Erenköy'e ulaşmasının 2,5 saatten kısa sürmediğini, bunun bir öğrencinin günde 5 saatini götüreceğini hatırlatıyor haklı olarak ve "Bu kadar zaman kaybı ve yorgunluğu olan bir öğrenciden nasıl hayır beklersiniz" diye soruyor.
Lise Müdürü'nün umarım bu konuda makul açıklamaları vardır. Sayfamız kendisine açık ama bir an evvel bu öğrencilerin mağduriyetlerine sebep olmadan ve okullar açılmadan meseleye çözüm bulunması gerektiği de bir o kadar açık.