Obama’nın önceki gün “Giderayak Trump’a bir kazık daha atayım” diyerek affettiği Chelsa E. Manning aslında erkek cinsiyetiyle Amerikan ordusunda askerdi ve eski adı da Bradley Manning’di. Irak’ta olduğu sırada ABD ordusuna ait savunma iletişim bilgilerini WikiLeaks web sitesine verdiği gerekçesiyle Mayıs 2010’da tutuklandı.
Bradley Manning tutuklandıktan sonra Virginia’daki bir askerî üssün cezaevine gönderildi ve hakkında 52 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Yargılama sonucunda 14 Ağustos 2013’te 35 yıl ağır hapse çarptırıldı.
Bradley Manning bu cezayı aldıktan sonra ertesi gün bir açıklama yaptı ve cinsiyet değiştirdiğini, yaşamının geri kalanını artık Bradley değil, Chelsea olarak sürdürmek istediğini ilan etti. ABD ordusu ise cezaevinde hormon tedavisi görme arzusunu dillendiren Chelsea’nin bu isteğini karşılamayacaklarını duyurdu.
Chelsea Manning, yakında tahliye edileceği için hormon tedavisine başlayabilir artık. Ancak kadın kılığında çektirdiği fotoğraflarına baktığımda peruk olduğu anlaşılan saçlarıyla tek gözünü saklamaya çalıştığı dikkat çekiyor. Bunun sebebi sorgulama esnasında işkence görmesi ve tek gözünde ağır hasar meydana gelmesiydi. Manning'e, Virginia'dan önce götürüldüğü Quantico cezaevinde geçirdiği 11 aylık sürede günümüzün son teknikleri kullanılarak çeşitli işkenceler yapılmıştı. Bu sürede hep tecritte tutulmuş, çıplak uyumaya zorlanmıştı en hafifinden. Gözünü kaybetmesine neden olan "teknik"lerden biri de “ışık işkencesi”ydi. Günlerce uykusuz kalmasını sağlayacak biçimde tutulduğu odada ışıklar 10 saniyede bir yanıp sönmüştü.
Sonra aklıma Bradley Manning’le aynı suçu işleyen Can Dündar’ın cezaevinde gördüğü misafirperverlik geldi. Bunu ben söylemiyorum, bizzat Can Dündar yazıyor zaten. Yeni yıl mönüsündeki tavuk kızartma, pilav, tatlı ve vişne suyunu. Sofrasını kurup, vişne suyunu şarap yerine koyarak nasıl yeni yıl yemeğini yediğini, sıcak kaloriferin yanına yatağını serip yıldızlara bakarak gökyüzünü seyrettiğini o ağdalı, cıvık cıvık diliyle anlatıyordu. O Bradley Manning kadar şanslı değildi. “Türkiye diktatörlüğü” ona zulmetmiş, o da melodram kusan yazılarıyla kanırta kanırta kendini acındırmıştı zevkten sekiz köşe olan salaklara.
Oysa ne güzel olurdu Amerika’da yaşasaydı. Oralardaki cezaevlerinde insan isterse kadın bile olabiliyor. Can Dündar için bu inanılmaz bir özgürlük alanı değil de nedir?
Ya sıra sıra ödül aldığı özgürlükler ülkesi Almanya…
Alman medyasındaki Amerikan casuslarını anlatan “Satılmış Gazeteciler” kitabını yazan ünlü gazeteci Udo Ulfkotte de evinde “kalp krizi geçirip” öldü mesela. Adam hapse girebilirdi ama girmedi. Sadece evinde ölü bulundu gencecik yaşında. Tıpkı Neo Nazi davasının 9 Türk’ün öldürülmesiyle ilgili ipuçlarını verebilecek 4 tanığın da evlerinde “rahat döşeklerinde” ölmeleri gibi.
Batı medyasında gazeteciler çok özgürdür!
Hele devlete çalışırlarsa tadından yenmez. Onlara ABD’nin Irak’ı işgali sırasında embedded deniyordu. Şimdi dolaylı ajan diye tanımlanabilir. Türkiye’de de çok var bunlardan. Özellikle Kandil’i ya da PYD’yi çok severler. Güneydoğu’da cirit atıp “gazetecilik” yapıp operasyon çekiyorlar. Ama artık devlet onları havalimanlarından deport ediyor.
Dün biri daha sınır dışı edildi; Rod Nordland adlı New York Times muhabiri. Bu sefil yaratık, geçen ay TGRT’ye gelmiş ve Cem Küçük ile bir röportaj yapmıştı. Yanında da tercüman adı altında karanlık bir kadın vardı. Cem Küçük İngilizce bilmesine rağmen röportajı Türkçe verdi. Kadının çevirisine de dikkat etti. Sorulardan biri Cumhuriyet gazetesi ile ilgiliydi ve Cem’in yanıtı “Bu gazete PKK’lıların ve FETÖ’cülerin oyuncağı şu anda. Oysa bu gazetenin bir Atatürkçü geçmişi var ve tezgâhla ele geçirildi. Bu yüzden Atatürkçülere geri verilmelidir” şeklinde oldu.
New York Times’de çıkan röportajda ise yazan şuydu:
“Cem Küçük ‘Cumhuriyet gazetesi bize verilmelidir” dedi.”
İşte sınır dışı edilen alçak bu.
Bunların ülkemize sokulmamaları ile ilgili kaygılananlara söyleyeceğim tek şey var:
“Batı medyasını gözünüzde büyütmeyin. Trump bile bunları fake news ve berbat kurumlar olarak niteledi. Sizin savunmanız gerekmiyor.”
Aslında medyasından STK’sına kadar hepsi aynı kaptan yiyor.
Bakın işte size yeni bir haber:
Uluslararası Af Örgütü, Reina katliamcısı DEAŞ’lı terörist Abdulkadir Masharipov’un yakalandıktan sonraki görüntülerinden hayli endişelenmiş ve hemen bir mini rapor yayınlamış. Raporda “Gördüğü muamele endişe verici. Parmak izi olmasına rağmen itirafın işkenceyle alınmış olabileceği sanılıyor” denmekte.
Nasıl, beğendiniz mi?
Hadi bakalım.
İŞTE FUAT UĞUR'UN DİĞER YAZISI: