Tel Abyad ve Suriye sınırımızda olup bitenlere ilişkin haberleri sunuş biçiminden, hükümet yetkililerinin değerlendirmelerine kadar bir yanlışlık girdabının içinde kaybolma tehlikesi var.
İsrail-ABD rejisiyle sahneye konulduğu, "Türkiye Türklerindir" gazetesi PYD-YPG güzellemeleri yaptığı, her yerden cemaat sırıttığı için Tel Abyad'da yaşananlara duygusal tepkiler veriliyor.
"Kürt koridoru", "Türkiye'nin Suriye sınırında Kürt devleti" ve "Tel Abyad'da PYD eliyle etnik temizlik" lafları ekseninde oluşturulan bir siyasetin ne Türkiye'ye ne de hükümete fayda sağlamayacağını görebilmek için büyük bir siyaset bilimci olmaya gerek yok. Bu yaklaşımdaki ırkçı çağrışımı görmezden gelemeyiz.
Etnik temizlikten başlayarak soralım o vakit:
a) PYD 200 bin Barzanici Kürt'ün Rojava'dan ayrılmasına sebep olduğu için etnik temizlik mi yapmış oldu?
b) DAEŞ (IŞİD) Kobani'ye saldırınca Türkiye'ye sığınan 250 bin Kürt ve Ezidi etnik temizlik yüzünden mi kaçtı?
Meseleyi doğru okumak gerekiyor.
ETNİK TEMİZLİK DEĞİL İDEOLOJİK DEVLET
PYD, ABD bombardımanıyla DAEŞ'in boşalttığı yerlere yerleşiyor ama bunu "etnik temizlik" olarak sunamayız. Kavramların içini boşaltmayalım. Unutmayalım ki DAEŞ Kobani'ye saldırdığında 300-400 kişi kalmıştı koca şehirde.
PKK uzantısı PYD-YPG ikilisi bölgede kendi ideolojisine uygun bir Sovyetik yapı kurmak istiyor. Etnik bir yapı değil, buna dikkat. Amaçları Stalinist ideolojiye "uyum sağlayan" kitlelerin, hangi etnik kökenden oldukları önemsenmeksizin Kanton adı verilen birtakım muhtar (özerk) bölgelerde yaşamalarına dayalı bir sistem kurmak.
PYD lideri Salih Müslim'in hemen ertesi gün "Sükûnet sağlandıktan sonra Türkiye'ye göç edenler topraklarına geri dönebilirler" açıklamasının arkasında durmasını beklemek ve bunu ısrarla takip etmek daha akılcı olmaz mı?
IRKÇI TEPKİLERİ DOĞURACAK BİR TANIM
Gelelim eski ulusalcı-milliyetçi tepkileri andıran "Kürt Koridoru" lafına...
Tamam, biliyoruz. ABD-İsrail koalisyonu bu projeyle Kürdistan'da çıkarılan petrolü Türkiye sınırları içinden değil de bu koridordan geçirerek Akdeniz'e akıtmak istiyor. Bunun için kullanabilecekleri en iyi aparat da Kandil ve PYD... Ama açılmak istenen koridora siz tutup da Kürt Koridoru dediğiniz anda tüm Kürtleri karşınıza alır ve Kobani'deki mütereddit hâlin yol açtığı faciadan daha beter vahşete benzer bir yolun kilometre taşlarını döşersiniz. Siyasi ya da askerî bir atağı etnisiteyle tanımlamaya başladığınızda, bu tür tanımlamaların hızla ırkçı tepkilere evrildiğini ve sınırlarınızın içinde yaşayan aynı etnik yapının bumerang etkisini görmeniz işten bile değildir. Bkz. 7 Haziran seçim sonuçları ve dindar Kürt oylarının istikameti.
IRAK KÜRDİSTANI'NI NASIL KAZANDIK?
Kandil-PYD sırtını uluslararası karanlık lobilere dayadı, tamam. Soralım, Barzani ve Talabani de Amerika-İsrail ikilisinin desteğiyle savaşmadı mı? 35. Paralel neydi? O vakit onlara da Amerikan projesi dendi. Hâlâ Washington'da kırmızı halıyla karşılanıyor Barzani?
Şimdi tersinden soralım.
Barzani yıllardır en iyi ilişkiyi kimle yürütüyor? AK Parti hükümeti sayesinde Türkiye ile. AK Parti Türkiye Cumhuriyeti devletinin eski ulusalcı reflekslerini devreden çıkardığı için ilişkileri bu noktaya getirip Irak Kürdistanı'nı kazanmadı mı? Bu sıcak ve karşılıklı çıkara dayalı ilişkinin Türkiye'ye ekonomik getirisi bir yana dış politikamızda ve PKK ile yürütülen sürece katkısı paha biçilemez değerde. Eğer CHP'de temsilini bulan zihniyetle Talabani ve Barzani "Peşmerge" denilerek sözümona aşağılanmaya devam edilseydi bugün Irak Kürdistanı diye bir sorunumuz olacaktı. Dolayısıyla şimdi yürütülen ABD-Tel Aviv merkezli siyaseti boşa çıkarmak için biraz daha fazla diplomatik zekâyı devreye sokmakta fayda var.
ANGELİNA JOLİE İLE BULUŞMANIN ÖNEMİ
Türkiye'nin bu koridoru engellemek hakkı. Ancak yöntem yanlış.
Türkiye yine aynı yolu izleyebilir. Tabii ki PKK ve PYD'nin "üst akıl"ın güdümünde olduğunu unutmadan, açık kapı ve şeffaf bir siyaset yöntemiyle. Suriye'nin kuzeyinde yaşayan Kürtlerin akrabaları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Tüm bölge halkının Türkiye'ye ve onun uzatacağı dost ele ihtiyacı var. Meseleye insani açıdan bakmak, diplomatik atakları doğru yapmak için çözüm süreci de zaten tarihî bir fırsat olarak duruyor.
AK Parti iktidarının ilk yıllarındaki dinamizmi özlüyoruz.
Misal, Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bugün Midyat'ta "Dünya Mülteciler Günü" nedeniyle 2 bin 378 Iraklı Ezidi ve 3 bin 47 Suriyelinin barındığı kampı ziyaret eden BM İyi Niyet Elçisi Angelina Jolie ile buluşacak olması bu fırsatı doğurabilir.