'Eskiden azıcık üzülsem, etrafıma toplanır, benimle birlikte ağlarlardı. Şimdi ağladığımda (kes sesini, ne oluyor sana?) diye konuşuyorlar. Konuşmaları, bana karşı davranışları değişti çocuklarımın. Artık sözümü dinletemiyorum, çok tuhaf laflar ediyorlar!' En büyüğü 16 en küçüğü 11 yaşında iki kız, iki erkek çocuk sahibi 32 yaşındaki Gülzade Karslıoğlu... Gözlerinden boncuk boncuk akan yaşlarla çaresizliğini haykırıyor herkese. "Ben çocuklarıma yetemiyorum, kurtaramıyorum" diye. Nasıl feryat etmesin ki! Programımıza geldiğinde dört gündür çocuklarından haberi yoktu Gülzade'nin. Çocukları evden kaçmışlardı ve onun eli kolu bağlıydı. Üstelik bu ilk gidişleri de değildi. Gülzade ve eşi Murat 1995'te gelmişler Tokat'tan İstanbul'a... "Geldiğimize bin pişmanım. Ama mecbur kaldık, ekmek parası diye geldik. Memlekette iş yok ki. En küçük oğlum üç aylıktı geldiğimizde. Sütten kestim onu ve çalışmaya başladım, hâlâ da çalışıyorum. Çocuklarımı bir gün bile kendi elimle okula götüremedim. Bütün çektiklerim onlar için, yeter ki çocuklarım kurtulsun!" diye anlatırken ağlıyor ve çocuklarının bulunması için yardım istiyor... Çocuklarımı kandırıyorlar İki sene önce eşi Murat geçirdiği beyin kanamasının ardından felç olmuş. Bir süre çalışamamış, ama şimdi sağlık durumu daha iyi ve çalışmaya başlamış. O zamana kadar çocukları için çalışıp çabalayan Gülzade için bir yıl önce herşey değişmiş... "Çocuklarım evden gidip gelmemeye başladılar. Büyük kızım ortaokulu bitirdi, ama diğerleri okulu bıraktılar. Ne yaptımsa gönderemedim tekrar. Kollarında çizikler, kesikler görmeye başladım. Sorduğumda; 'Arkadaşlarla yaptık bir daha yapmayacağız' deyip bir şey anlatmıyorlardı. Sürekli kollarını bandajlıyordum iyileşsin yaraları diye. Ne yaptıysam, ne ettiysem evden gitmelerine engel olamadım. Gece geç geliyorlardı, öyle ki ayda üç-dört kez gittikleri oluyordu, sayısını unuttum. Ve ben onları Gazi Mahallesi'nde sokakta bulup getiriyordum ancak. Sorduğumda da hiçbir şey anlatmıyorlardı. Bana karşı konuşmaları, tavırları çok değişti zaten. Ama çocuklarımı kandırdığından şüphelendiğim biri var. Pazar günü ben merdiven silecektim, kızlarım 'yardım edelim' dediler ben de sevindim. Binanın içinde bir anda hepsi birden ortadan kayboldu ve hâlâ hiçbir haber yok..." Evi değiştirdim ama... Gülzade stüdyoya geldiğinde günlerden Çarşamba'ydı. Yani bir anne dört gündür dört çocuğundan habersizdi. Ne yaptıysa nereye koştuysa onların izine rastlayamamıştı... Madem ki bu ilk gidişleri değildi çocuklarının, şimdiye kadar ne tedbirler almıştı, niye engel olamıyordu onlara? Gazi Mahalleliler yollarda "O adamdan kurtarayım çocuklarımı diye evimi değiştirdim. Biz 300-500 milyon aylıkla çalışan insanlarız. 3-4 ay peşin verdim, depozit, emlakçı parası derken çok borçlandım. İki kat kiraya ev tuttum. Çalışmadığım ayların karşılığı para çektim işyerimden, parmağımdaki yüzüğüme kadar sattım, yeter ki çocuklarım kurtulsun diye. Ama yine olmadı, engelleyemedim. Çareyi işe giderken onları eve kilitlemekte buluyordum. En son gidişlerinden sonra küçük kızım bir ara 'o adam bize hırsızlık yaptırıyor' dedi sadece. Başka bir şey anlatmıyorlar. Onları doktora götürecektim ki yine kaçtılar." Gülzade çocuklarını arıyordu çaresizlik içinde. Dördü de 18 yaşın altındaki çocukları nerede, kimlerle beraberdiler? Başlarına ne gelmişti? Biz her kayıpta olduğu gibi çağrılarımızı yapıp, seyreden herkesi dikkatli ve duyarlı olmaya çağırdık. Ve bir kez daha ekranın gücü ortaya çıktı. Ertesi gün yayınımıza katılan Gülzade herkese teşekkür ediyordu. Bu kez sevincinden ağlıyordu. "Polisimize, Gazi Mahallesi halkına, size, hepinize çok teşekkür ederim. O akşam gittiğimde Gazi Mahallesi'nde herkes ayaktaydı, benimle birlikte aradılar ve çocuklarımı o adamın yanında bir gecekonduda bulduk. İçerisi içki şişeleri ve haplarla doluydu. O da öyle sarhoştu ki ayakta duramıyordu. Çok şükür çocuklarıma kavuştum. Allah sizden razı olsun." Kolları kesik, yanıklar içinde Çocukların gözündeki korku daha ilk bakışta fark ediliyordu. Sadece incecik kolları değil yüzleri de kesik ve yanık içindeydi. Anlattıkları ise insana "iyi ki bu programı yapmışız, Gülzade'yi iyi ki yayına almışız" dedirtiyordu. Korkumuzdan anlatamadık! Sorduğum sorulara cevap verirken kesik kesik konuşuyorlardı. Eski evlerinin olduğu yere, okul arkadaşlarının yanına gittiklerini ve o kişinin de gelip onları yakaladığını söylüyorlardı... * Bu kişiyi siz nereden tanıyorsunuz? Ne iş yapıyor? - Hiçbir iş yapmıyor. Daha önceden tanıyorduk ama böyle biri olduğunu bilmiyorduk. Okula giderken bizi çevirip 'gitmeyeceksiniz' diyordu. Cebimizdeki harçlıkları alıyordu, bizi tutuyordu 11-12'ye kadar. 'Yanımda duracaksınız' diyordu. * Okulu bırakma nedeniniz o mu? - Evet. Hep serserilerle üstümüze yürüyordu. * Bunu kimseye anlatmadınız mı? Anene, babanıza, öğretmeninize? - Korktuğumuz için anlatamıyorduk. Tehdit ediyordu; annene, babana zarar veririz diyordu. 'Baban felçli bir şey yapamaz, annene kötü şeyler yaparım' diyordu. Bizi tutup bir eve sokuyordu. Sonra dedi ki, 'Sizi hiç bırakmayacağım!' Kapıyı kilitleyip anahtarı alıyordu, içki içiyordu. Anahtarı cebinden almaya çalışıyorduk, ama kaçamıyorduk. 'Bu kapıdan çıkarsan bıçağı saplarım' diyordu. - Zaten bir kere bıçağı attı ablamın boynunun yanından geçti. * Başka büyükler de var mıydı onunla birlikte? - Bir büyük vardı, onu da zorla tutuyordu. 'Anahtarı sana emanet edeceğim kalktığımda bunlar gitmiş olmasın' diyordu. Bir çocuk vardı, onun kollarını hep kesti bıçakla. * Size bir şey içirdi mi? İçki, hap gibi? - Bana içirmek istedi, ama ben içmedim. Ablama içirmeye çalışıyordu, zorluyordu, ablam içmedi. Küçük kardeşlerime de. Bizim bir arkadaşımız vardı ismi M. "İçeceksin bu birayı yoksa seni döverim" diyordu ona. Zorla içiriyordu. İki bardak rakıyı içirdi, bir birayı bir dikişte bitirtti zorla. Sonra çocuk sarhoş oldu, yere düştü ve bayıldı. Jiletle çocuğun kollarını doğradı. Kendisi hap alıyordu. Bir kere ablama uzattı; o da reddetti, ben de. Yanında Ö. diye bir çocuk vardı, o fena korkmuş; aldı, içti ve hemen yere düştü. * Hepinizin kollarında izler var. Kesikler ve yanıklar, bunları o mu yaptı? - Kibritle ve jiletle yaptı. * Nasıl dayandınız bunların acısına? - Çok kan akıyor. Diğer çocuklara daha çok yapıyordu. Yine bizin annemizden korkuyordu. * Neden kaçıp biriyle konuşmadınız? Nasıl bir evdi kaldığınız? - Bir gecekondu, iki odalı. Yerlere halı falan sermişlerdi. Kapı kilitliydi. "Bu kapıdan çıkanı yakalarım, bu eve sokarım, bu sefer evden cesedi çıkar" diyordu. Bir arkadaşımız daha var; "Sen motorunu satacaksın silah alacaksın" diyordu. Silahla bizi vuracakmış... "Hepinizi temizleyeceğim" diyordu... * Başka neler yapmanızı istiyordu? - "Bahçelere girin, demir çalın, bana bira getirin" diyordu. Zorluyordu. "Camilere gidin, kapıları çalın iyi para eder" diyordu. Biz de çaldık. * Hayır derseniz? - Bıçağı alıp atıyordu. Zaten hep jilet atıyordu. Ablamın gözüne sigarayı bastırdı. İki kişiyi hırsızlığa yolluyordu. "Kaçarsanız ablalarınız burada. Onları öldürürüm, ben bunların yanından hiçbir yere ayrılmam" diyordu. Onları rehin tutuyordu geri gelelim diye. Bir yere giderken peşinden götürüyordu bizi. Gidip başkalarını çağırırız diye takip ediyordu... Biraz biri anlatıyor çocukların, biraz diğeri. Anne, babaları ve kardeşlerine zarar vermekle tehdit edilen bu yavrular günlerce işkence görmüş alıkonulmuş. Belki kollarındaki, yüzlerindeki kesiklerin izi geçecek zamanla, ama asıl iz yüreklerinde, beyinlerinde kalacak şüphesiz. Tutuksuz yargılanacak Gülzade bundan sonrasında onları korumak, kollamak için de herşeyi yapmaya hazır. Ama; çocuklarının, kendilerine bunları yaptığını söylediği kişinin mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması ve koridorda parmağıyla "görürsünüz" diye tehditler savurması düşündürüyor şimdi onu. "Çocuklarıma herhangi bir uyuşturucu veya hap verilmiş mi, test yapılmadı. Kendim götürüp yaptıracağım muayenelerini. Günlerdir işe gitmiyorum, bir süre daha gidemeyeceğim. Ne yapacağımı şaşırdım, onları yalnız bırakmak istemiyorum, ama çalışmam gerekiyor. Kendi evimde hapis gibiyim. Kapıyı kilitliyorum anahtarı da eşofmanımın ipine bağlayıp oturuyorum. Çocuklarımla uyuyorum geceleri. Küçük oğlum diyor ki; 'Anne hâlâ inanamıyorum Sanki rüyadayım.' Çocuklarım dalgın. Onları öyle bir zamanda bulmuşuz ki, kızlarımın başına çok kötü şeyler gelebilirdi. Bir başka çocuğa cep telefonu gasp ettirip sattırmış, silah alıp şehir dışına gitmek niyetindeymiş. O zaman ben ne yapardım? Bir daha göremezdim yavrularımı? Her şeyi onlar için yapıyorum, iyi olsunlar ben gece sabahlara kadar çalışırım." Hayallerine kavuşturacağım Gülzade yavrularına kavuştu. Şimdi tek isteği yarım kalan eğitimlerine devam etmelerini sağlayabilmek ve onları kötülüklerden korumak. Bunun için çok mücadele etmesi gerektiğinin farkında. "Kızlarımı çalışmaları için değil, gözümün önünde olsunlar diye işe götürüp getireceğim. Ve erkek çocuklarım da (ah İnci hanım keşke görebilseydiniz çocukluk fotoğraflarında var) hep kaptan, komutan olmayı isterlerdi, onun gerçekleşmesi için çabalayacağım." Bu dört yavru polis-vatandaş ve medyanın işbirliğiyle bir batağın kenarından kurtarıldı. Ama ne yazık ki yalnız onlar değildi bu durumda. Her gün sokaklarda gördüğümüz binlerce çocuk tehlikenin içinde, büyük suçların eşiğinde yaşıyor. Ve problemi çözmek için birkaç kişinin gayreti yetmiyor. Topyekün bir hareketle çok geç olmadan bir şeyler yapmak gerek...