Ah kadınlarımız!

A -
A +

'Ben' olmayı bilmeden yaşamanın anlamını düşündünüz mü hiç? 'Ben' ve 'birey' kavramları hiç aklınıza gelmeden. Hiç seçim yapmadan. Kendinizle, geleceğinizle ilgili karar vermeden. Duygu ve düşüncelerinizi yüksek sesle hiçbir zaman söyleyemeden. 'Gel' denince gelerek, 'git' denince giderek. Hayatınız için hep başkalarının karar verdiği, sizi sürüklediği bir yaşam... Olmaz mı? Yoksa siz hayatı kişinin kendi seçimleri ve sonuçları olarak tanımlayanlardan mısınız? Hatta böyle yaşayabilenlerden. Ne şanslısınız... (İyi ki varsınız!) Sahi kaç kişisiniz 'evet' diyen. Sesiniz daha güçlü çıksın istiyorum. Daha kuvvetli bir ses duyulsun. Hatta bütün kadınlarınki.... H Acılı kadınları dinliyorum her gün. Bir ömrü tamamlayan, ama kendi yaşamlarının içinden geçemeyen. Acıyı, çözümsüzlüğü bir mecburiyet zanneden. Belki hiç soru sormamış, belki hiç yüreği ısınmamış, yalnızlığını bile anlayamamış kadınlar... Yaşını değil, gözyaşını bilen, Adı bir kimliğe yazılmamış, resmî bir cüzdana basılmadan 'eş' olmuş, çoğu zaman kaç çocuk doğurduğunu bilemeyen, Aynı yazgıyı bir miras gibi kızlarına devrederken yüreğine en derin yaralar açılan... ........... Bugün tanınan, bilinen biriyle röportaj yapmak istemedim. Onlar nasılsa bir yerlerde konuşma fırsatını her zaman buluyor, biz de onları dinleyip, okuyabiliyoruz. Zaman zaman bu sayfaya programımdan portreler taşıdığımı biliyorsunuz artık. Hayatları boyunca belki de başka hiçbir yerde konuşma hakkı, cesareti bulamayacak bu kadınlara yer vermek istiyorum bugün de. (Kimse bir şey demedikçe bu portreler röportajlarla dönüşümlü yayınlanacak bu sayfada). 'Biz' diye başladığımız cümlelerimizde, onların da bizim gibi yaşayabildiğini, düşünebildiğini varsaydığımız kadınlardan. Yanı başımızdayken aramızda bilmediğimiz kadar uzaklıklar, yabancılaşmalarımızı fark etmeden yaşadığımız insanlarımız. Her gün en az on hayat hikayesi dinliyorum. Belki kesitler halinde, ama durumu kavramaya yeten konuşmalar bunlar. Ve her gün kafamdaki düşünce daha da güçleniyor: "Artık değişmeli. Artık herkes insanca yaşayabilmeli, kadınlar önce insan olduklarının farkına varmalı. (varılmalı)..." >>> 'Erkek doğuramayan kadın yaramaz' İstemediği biriyle evlenmektense sadece bir-iki kez gördüğü bir adamın ardından gidiyor 13 yaşındaki kız.. Kaçarak evlendiği için de ağabeylerinden korkuyor ve bir daha evine gidemiyor. Tam 28 yıl geçiyor aradan, 6 kızı oluyor. Ailesini buluyoruz, ama yine töreler giriyor araya sadece biri cesaret ediyor gelip kız kardeşini kucaklamaya. 11 kardeşten sadece biri. (Sevgi, affetmek kelimelerinin anlamı değişiyor mu yerine göre?) babasının öldüğünü öğreniyor ayrı geçen yıllarda. O arada eşi anlatıyor isyan ederek, her şeyi ardında bırakıp memleketten ayrılma nedenlerini. 'Altı kızım olunca beni zorladılar, 'bu kadın sana yaramaz yeni eş al, oğlun olsun' diye. Baskılara dayanamadık, memleketten ayrıldık.' Hâlâ doğacak çocuğun cinsiyetinden kadını sorumlu tutan, evladı kız-erkek diye ayıranlara ne denebilir ki! >>> 'Bana dön her şeye razıyım' İşte size seçim yapma hakkını elleriyle teslim eden bir başka kadın. 16 yaşındayken askerliğini yapan biriyle tanışıyor, hamile kalıyor. 6 ay boyunca kilo alıyorum sanıyor, annesi de durumu 7.5 ay sonra fark ediyor. Kızının birlikte olduğu adamı buluyor ve nikah kıydırıyor. Bu kişinin memleketinde resmi nikah olmadan evlendiği bir eşi olduğunu bilmeden. Asker yolu gözleyen bu genç kadın da olayın ardından baba evine gönderiliyor, oradan da bir başka kişiyle evlendiriliyor. Nikah hiçbir şeyi çözmüyor, deyim yerindeyse huylu huyundan vazgeçmiyor. Eşine yalanlar söylüyor, onu aldatıyor. 8 yılın sonunda da 'polis beni arıyor, yurt dışına gidebilmem için boşanmamız lazım, sen bir süre babanın evine git' diyor. O babasının evine gidiyor, ardından haber yayılıyor. Eşi 16 yaşında bir kızı kaçırıyor. Neyse ki kızın ailesi çocuklarına sahip çıkıp polisler aracılığıyla kızlarını teslim alıyorlar. Telefonla yayınımıza bağlanan adam, büyük bir rahatlıkla, bunda bir yanlış yokmuş gibi anlatıyor olanları, eşinin ona huzur vermediğini söylüyor. 16 yaşındaki kızların hayatıyla oynamak çok normal, hayallerini yıkmak önemsizmiş gibi konuşmaya devam ediyor. Ama kadın onun bu umursamazlığından beterini yapıyor 'Ne olur beni geri al, her şeye razıyım' diyerek. (Çaresizlik gururu, kendine saygıyı yutan bir canavar mı ne?) Hayatında bir erkek olmadan ayakta duramayacağını düşünen kadınlar oldukça pek çok hata tekrarlanacak galiba. >>> 'Kızım 20 yıldır evden çıkmıyor' 70 yaşını geçmiş bir anne, bir anneanne 'Ne olur yardım edin' diye yalvarıyor. 3.5 yaşından beri görmediği şimdi 23 yaşında olan torununu arıyor. Kızının kısa süren evliliğinden olan oğlunu bir süreliğine babalarına vermeleriyle başlıyor ayrılık... "Kızım bu acıya dayanamadı. 20 yıldır evden dışarı çıkmıyor, kimseyle konuşmuyor. Sadece arada bir, 'Beyaz atlı prensimi bekliyorum' diyor. Ne olur torunumu bulun belki o zaman kızım da iyileşir." Bir anne kızı ve torunu için ağlıyor. Evladının mutsuz evliliğinden sonra bütün hayatı alt-üst olmuş. Torunuyla beraber kızının da, kendinin de hayatı çalınmış. Çaresiz, insaf bekliyor torununun babası, dedesi, babaannesinden. Anneler canlarından can verdikleri yavrularına hasret yaşıyor. Birileri 'Artık göremezsin, boşuna uğraşma, pişman olursun' diyor. Ve bu kadınlar korkudan, çaresizlikten susuyor. Çocukları onlardan uzak büyürken, onlar içlerinde yalnızlığı evlatlarına özlemi, büyütüyor. Hayatlar yaşanmadan geçip gidiyor. >>> 'Ölmeden bir sarılayım' 85 yaşındaki bir teyzenin hikayesi kırılma noktalarından biri oldu. Kendisi Türkçe konuşamadığı için yeğenini göndermişti programımıza. "Daha kaç gün ömrüm var bilemem, ölmeden kızlarımı bulmak istiyorum. Onları göremeyeceğim, ama bir defa olsun kucaklamak istiyorum" diyerek. Yeğen hem mahcup, hem isyan eder bir halde anlatıyordu olanları: "Halam yıllardır hep ağlar, durur, bizim çocuklarımızı severek avunur. 15 sene önce de gözlerini kaybetti..." Halası çok genç yaşta evlendirilmiş, üç kız çocuğu doğurmuş. Yaşadıkları bölgede bu kadının bir hatası sayılır, erkek çocuğu doğuramayan kadının yerine yenisinin gelmesi gerekir. Eşi en büyük kızını berdel usulüyle evlendirir. Kızının görümcesini kendine ikinci eş olarak alır. Bundan sonra birinci eş için zor günler başlar. Şiddet, dışlanma derken kendisini baba evinde bulur. Anne-babası zaten hayatta değildir, senelerce kardeşlerinin yanında, onlara sığınarak yaşar. Onu hanımı olduğu evden kovan zihniyet kızlarına da hasret bırakır. 3 kızıyla bir daha hiç görüşemez. 35 yıl ayrılığın ardından bir annenin son isteğini gerçekleştirme sevincimiz yarım kalıyor. En büyük kızı olan Devlet'in hayatını kaybettiğini öğreniyoruz. Ama beni asıl üzen diğer iki kızıyla ilgili gelişmeler oluyor. İkinci kızı yayına bağlanıp, annesiyle telefonda olsun konuşamıyor. Çünkü oğlu istemiyor. En küçük kızı 35 yıl sonra annesinin sesini duyuyor ilk defa. Aslında karşılıklı ağlaşıyorlar. Türkçe konuşamayan 85 yaşındaki anne kızını teselli etmeye çalışıyor 'ağlama' diyerek. Yavrularının birini kaybetmiş olsa da diğer ikisini kucaklama hayalini gerçekleştireceğiz diye sevinirken, bu da yarım kalıyor. Üçüncü kızın eşi "Anneni görmeye gidemezsin" diyor, tıpkı ablasının oğlunun "Annem annesini görmeye gidemez" demesi gibi. (Sahi insan ne zaman, neye isyan eder?) Son arzusu evlatlarını kucaklamak olan bu anneye söyleyemiyorum kızlarının yanına gidemeyeceğini. Hayatları ellerinden çalınan kadınlar onlar. Yanlarındaki erkeklerin mutluluklarını çaldıkları. İstemedikleri adamlarla babaları tarafından fikirleri sorulmadan evlendirilen, üstlerine kumalar getirilen, sonra kovulan... Babalarından sonra hayatlarıyla ilgili hükümleri eşlerinin verdiği kadınlar. Onlardan sonra da oğullarının sözünden çıkamayan. (Galiba ellerinden alınamayan tek şey gözyaşları.) ------ Daha çok örnek yazabilirim size. Sabah gözünü dayakla açıp, akşam uykuya dayakla dalan kadınları, yıllarca gurbet yolu gözleyen eşleri, eşlerini başka kadınlarla paylaştığını bile bile susanları, dört duvar arasında ömrünü çürütenleri... Ama ben artık bunları yazmak istemiyorum, konuşmak da... İstiyorum ki umut dolu, mücadele eden kadınlar konuşsun artık. Yaptıkları doğru seçimlerle dimdik yürüyen, aklını, yüreğini kullanabilen kadınlar çoğalsın. 'Ben' diyebilsinler, 'İstiyorum' , 'Hayır' diyebilsinler... Ağlayan değil, yaşayan kadınların sesi duyulsun!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.