Sürgün tehdidi altında... Ahıska Türkleri'nin vatansızlık hikayesi, "uğursuz" Osmanlı- Rus savaşı ile başlıyor... Ahıska kalesinin düşmesi ve 16 Mart 1921 Moskova antlaşmasıyla Ahıska bölgesinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında bırakılması, acı dolu günlerin de habercisi gibiydi... Ve ardından sürgün hikayeleriyle devam ediyor hayatları. Dört bir yana dağılan Ahıska Türkleri birbirlerini, akrabalarını yitirseler de dillerini, inançlarını yitirmiyor, örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlanıyorlar. Bir gece vakti tanışıyorlar 'sürgün'le ilk kez. 14 Kasım 1944'de 80 bin Ahıskalı kadın , çocuk, yaşlı, genç demeden trenlere doldurulup bir bilinmeze, evlerinden 'ayrılığa' zorlanıyorlar. Yaklaşık 20 bin kişinin yolda öldüğü bu sürgünün devamı 4 haziran 1989'da geliyor. Bu kez Özbekistan'daki 60-70 bin Ahıska Türk'ü düşürülüyor yollara. Her bir aile bir tarafa savruluyor. Şimdi ise dünyanın dört bir yanına savrulmuş Ahıska'lıdan Rusya'nın Krasnador bölgesinde yaşayanlar üçüncü sürgün tehdidi altında. İşte vatanlarından sürülüşlerinin 59. yılında Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz'la dünden bugüne Ahıska Türkleri'nin dramını konuştuk. Pek çoğu hala boş olan evlerine dönmek istediklerini anlatan Oğuz 'biz kendimizi taş üstündeki kuşa benzetiriz. Bir taş atılınca hemen uçacağız' diyor.... Asırlardır Anadolu'nun bir parçası olarak Ahıska'da yaşayan Ahıskalı Türkler, Stalin döneminde soğuk bir gecede yüzlerce yıllık vatan topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Sürgünün sebebi Türk olmalarıydı sadece. Ve bu ilk sürgünün devamı da geldi. Ortaya, Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz'un deyimiyle 'dünyanın en dağınık, vatansız, sürgün milleti' olarak anılan toplumu çıktı. Biz de Oğuz'la sohbetimize 'hala Ahıska ve Alaska'yı karıştıranlar var' sözünden hareketle Ahıska'nın nerede olduğu ile sohbete başladık. -'Şu anda Gürcistan'ın 260 köyü olan bir ilçesi. Ardahan Posof'a sınır. Osmanlı zamanında Ahıska, Ardahan'a kadar Ahıska'ymış. -Sürgünlere uzanan gelişmler ne zaman başlıyor? -'1876-77'de Osmanlı-Rus harbi oluyor ve Rusların zulmü başlıyor. 93 harbinden sonra Ahıska bölgesinden Anadolu'ya göçler de başlıyor. 1921'de Osmanlı-Rus anlaşmasıyla tazminat karşılığında 5 ilçe Ruslara bırakılıyor maalesef. Komünizmin gelişinden sonra sıkıntılar iyice artıyor. Sindirme politikaları, sürgünler, önde gelen kişileri suçlamalar, Sibirya'ya gönderme, ya da öldürme... 2. dünya savaşında eli silah tutanlar Alman Harbi'ne gönderiliyor. Bir gece zalim Stalin'in emriyle insanlar meydanlarda toplanıyor, anaların pişirdiği ekmek sacın üstünde, sütler ineğin altında kalıyor, kimse ne olduğunu bilmeden toplanıyor.Trenlere, üstü açık vagonlara dolduruluyorlar. Anneler, çocuklarından gelinlerinden ayrı vagonlarda kalıyor, biraraya gelmelerine izin verilmiyor. Tıka basa dolu vagonlardaki yolculukta ilk mola üç gün sonra veriliyor. Tuvalet olmayan vagonlarda insanlar ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor. Günlerce sürüyor yolculuk. 80 bin kişiden 20 bini telef oluyor. Ölüleri vagonlar hareket halindeyken atıyorlar karın üstüne. İhtiyaç için durulduğunda insanlar trene binmeden hareket ediliyor, kalanlar kurda kuşa yem oluyor. Tren rayları üzerinde pek çok kadın eziliyor. ' -Erkekler savaştayken aileler sürgün ediliyor yani. -'Almanya'da savaşanların çoğu ölüyor, evlerine sağ dönenler kimseyi bulamıyor, çok azı ailesine kavuşuyor, hala ailelerini arayanlar var. Orta Asya'ya sürgün edilenler Türk cumhuriyetlerine dağıtılıyor ve oradaki insanlara 'yamyam' olduğumuzu bizimle görüşmemelerini söyleyip korkutuyorlar. Yerleşilen yerler 'olağanüstü hal bölgesi' ilan edildiğinden 12 sene köyden köye gitmek yasaklanıyor. 2'şer-3'er aile dağıtıyorlar her tarafa.' 2 sürgün -1989'daki ikinci sürgün Özbekistan'da, bir Türk Cumhuriyeti'nde yaşanıyor. -'Evet... SSCB dağıldıktan sonra Rusya'nın marifetiyle oldu. Özbekistan'da Fargane vadisindeki olaylarda yüzden fazla insan öldürüldü, binden fazla ev yakıldı. Ve bizi tekrar Rusya'ya, Ukrayna'ya, Azerbaycan'a dağıttılar. Şu anda Özbekistan'dan 1989'da ayrılıp Rusya'nın Krasnador Vilayeti'ne yerleşen 15-20 bin kişi vatansız-kimliksiz bir şekilde, baskı altında yaşıyor. Üçüncü sürgünü bekliyoruz.' -Türkiye'deki Ahıska Türklerinin sayısı nedir? Ve buradakilerin durumu durumu nasıl? -'Son gelenlerle birlikte sayı 40 bine ulaştı. Ağırlıklı olarak Bursa'da. Türk hükümetine şükranlarımızı sunuyoruz, devletin bakış açısı müspet ama yetmiyor. İnsanlarımızın çoğu okumuş ama burada denkliğe takılıyor. Vatandaşlık veriliyor ama işlemler uzun sürüyor. Gelenler turist olduğu için kaçak, az ücrete, hep yakalanacağız korkusuyla çalışıyor. Polis yakalayınca haydi Mehmet Oğuz yabancılar şubesine.' Ahıska'yı Alaska'yla karıştırıyorlar -Nedir Ahıska Türklerinin gelecekten beklentisi, ne istiyorsunuz? -'Biz vatan bildiğimiz, evlerimizin, hayvan barınaklarımızın hâlâ çoğunun boş durduğu topraklara dönmek istiyoruz. Şimdi orada sadece adını değiştirip Gürcü adı alan bir tek aile var. Köylerin çoğu boş ve orada yaşayan yaşlılar bir gün Türklerin geleceğine inanıyor. İnsan hakları nezdinde hakkımızı aramaya çalışıyoruz ama bizi kimse tanımıyor.. Türkiye tanımıyor ki dünya tanısın. Hâlâ Ahıska'yı Alaska'yla karıştıran çok okumuş insanlarımız, milletvekillerimiz var. Gürcistan 5 bin kişi getireceğim ama üç şartla diyor. Gürcü olacaklar, isimlerini değiştirecekler ve iç bölgelere yerleşecekler. Müslüman Türk olduğumuz için sınırda olmamızı istemiyorlar, oysa biz tarihte böyle bir şey yapmamışız. Biz diyoruz ki azınlık haklarımız verilsin Gürcü vatandaşı olarak kimliklerimizi muhafaza ederek yaşayalım" Hedef bütün Ahıskalıları kucaklamak 1997'de kurulan Ahıskalılar Vakfı'nın başkanlığını yapan Mehmet Oğuz'un dedeleri Ahıska'nın Cağısman köyünden gelmiş. 1954'de Ardahan'ın Posof kazasında doğan Oğuz vakfın amacını 'dünya genelinde bulunan bütün Ahıskalılar'ı kucaklamak, dertlerine çareler aramak, maddi ve manevi yönlerden destek olmak' diye özetliyor. Garip Türk 'İlk sürgünde trenlere kadın erkek karışık bindirilen insanlar ihtiyaçlarını vagonlarda karşılamak zorunda kalmışlar. Bir doğum hikayesi var. Hamile gelin kayınpederiyle aynı vagondaymış ve sancıları başlamış. Erkeklerin içinde ne yapsak diye düşünürken sırt sırta dönmüşler. Gelin vagonda bir erkek çocuk doğurmuş. Fakat utancından kendini öyle kasmış ki bağırsakları düğümlenmiş ve ölmüş. O çocuğa 'Garip Türk' adını vermişler. İlk sürgün yolunda doğan bu kişi şimdi 59 yaşında ve Türkiye'de yaşıyor.' Hüzünlü yolculuk 'Dedem Koçali Üzeyiroğlu 1875'de Ahıska bölgesinin Mugaret köyünde doğdu ve1944'e kadar orada yaşadı.. Hanımı ve üç kızıyla beraber Orta Asya'ya zorunlu göç ettirilen dedem Azerbaycan'a yerleşti ve orada 111 yaşında vefat etti. Dedem yedi göbeğine kadar atalarımızın ismini ezbere sayardı. İki oğlu da askere alınan dedem savaşa giden oğullarının bir gün döneceği ümidini hiç yitirmedi. Ama onlardan bir daha hiç haber alamadı. Dedem bütün hayatını Ahıska özlemiyle geçirdi. Bir gün onun erik ağacının altında oturup ağladığını gördüm. Neden ağladığını sorunca 'Torunlarım bugün yaşımı sordu. 110 yaşıma gelmişim, bütün hayatım gurbette vatan özlemiyle geçti ve bu özlemle de öleceğim' dedi. Onu ne pahasına olursa olsun Ahıska'ya götürmeye karar verdim. Büyük zorluklar ve riskler üslenerek Ahıska'ya gittik. Dedem elindeki asasını arabada unutarak önde koşuyordu, ona yetişemiyordum. Mezarlığa gittik, mezar taşları yıkılmış, harabeye dönmüştü. Dedem oturup Kur'an okudu. Köye gittik, 41 sene önce bıraktığı köyü aynı bulmak istiyordu. Evin yarısı çökmüştü, ocak taşına oturdu ve ağlamaya başladı. Ziyaretten sonra sekiz ay yaşadı.'