Konya'dan Karaman yoluna doğru ilerliyoruz, Meram'a. Meram deyince insanın aklına bağlar, güzel evler geliyor. Ama bizim izlediğimiz yoldaki görüntü hiç de öyle değil. Evlerle yan yana sıralanan hayvan barınaklarının arasından geçiyoruz. Arabanın tekerinin her dönüşüyle yükselen toz bulutu, üst üste sıralanmış tezek kokusuna karışıyor, düz ovaya dağılıyor. "Minareli Cami"yi arıyoruz. Çünkü adres öyle tarif edilmiş bize. İki sokakta bir küçücük camiler görünce, neden böyle tarif edildiğini anlıyoruz. Çocuklara, gördüğümüz herkese soruyoruz elimizdeki adresi. Birkaç kez yanlış gittikten sonra küçük bir bakkal dükkanını işleten bir kadından öğreniyoruz evin yerini. Feride Çalışkan'ın evi aradığımız yer. Bizi buralara kadar getiren de onun inanılmaz hikâyesi. Doğuştan bacakları olmayan Feride'nin azmi ve verdiği hayat mücadelesinin peşinden gidiyoruz yani... Anne- babasının karşı çıkmasına rağmen evlenen ve üç çocuk sahibi olan Feride'nin yaşama sevincini görmek istiyoruz. Hiçbir yeşilliğin olmadığı toprak yoldan ilerleyerek üç katlı bir evin giriş katına geliyoruz. Feride'nin en büyük çocuğu Ayşe çıkıyor kapıya önce. Ardından da annesi ve kardeşleri. Önce pırıl pırıl parlayan gözlerini görüyorum, gülen gözlerini... Heyecanlanıyor, şaşırıyor; "sizin geleceğinizi beklemiyordum" diyor. Sımsıkı sarılıyoruz Onu kucaklamak istiyorum, yüzündeki aydınlığa öyle kapılmışım ki; bacaklarının olmadığını, sarılmak için eğilmem gerektiğini algılayamıyorum bir an. Diz çöküyorum. Sımsıkı sarılıyor... İçinde birkaç sünger minder, bir soba ve televizyon bulunan evin salonuna geçiyoruz. Feride'nin dünya tatlısı çocukları sarıyor etrafımı. Ve birazdan "hoş geldiniz" demek için ev sahibi beliriyor kapıda. Feride; "O benim için bir anne. Annemi 2.5 yıldır görmedim, o bana destek" diyerek tanıştırıyor bizi. Ev sahibi de bir üst katta oturduğunu, kimsenin Feride'ye evini kiralamadığını anlatıyor. "11 yılda 11 ev değiştirdik. 'Kiralık' yazan bir eve gidiyoruz, benim oturacağımı anlayınca vazgeçiyorlar. Ya da kiraya verdikten sonra 'çocuklarımız etkileniyor' deyip çıkartıyorlar bizi. Artık bundan çok yoruldum. Bu tavırlardan kurtulmak için bütün istediğim iki göz bir evimin olması" diye başlıyor konuşmaya Feride. Evet, 11 yıl önce başlıyor Feride ve Veli'nin hikâyesi. Feride aslında Kütahyalı ve ailesindeki tek engelli. Eşiyle de, onun askerliği sırasında bir arkadaşının vasıtası ile tanışmışlar, sevmişler birbirlerini. 6 ay telefonda konuşmuşlar sadece. Feride durumunu anlatmış, Veli de "olsun" demiş... Tezkereyi aldığı gün de ağabeyiyle birlikte Feride'nin ailesiyle tanışmaya gitmiş, evlenme niyetinden bahsetmiş. Ama Feride'nin de Veli'nin de anne-babası "olmaz" demiş, karşı çıkmışlar. Onlar da çareyi kaçmakta bulmuş. Kütahya'dan Konya'ya gelmiş Feride ve evlenmişler. "Ailem önceleri benimle hiç konuşmadı. 'Sen evliliği yürütemezsin' dediler. Kayınvalidem de istemedi, oğluna yakıştıramadı beni. Hep 'topal' derdi, 'bundan sana kadın olmaz' derdi. Şimdi hepsi alıştı ve kabul ettiler, ama çok zorlandık" diye anlatıyor o günleri... "Dalga geçiyorlar" Feride ve Veli'nin üç çocuğu var. 10 yaşındaki Ayşe, 7 yaşındaki Bekir ve 4 yaşındaki Emre. Üçü de birbirinden akıllı, dünya tatlısı çocuklar. Annelerinin bütün yaşama umudu, varlığı onlar. Kendi durumunun çocuklarını etkilemesine, onların üzülmesine sebep olmasına dayanamadığını söylüyor gözyaşları içinde: "Kızımla okulda hep dalga geçiyorlar 'topalın kızı' diye. Bir ara okula gitmedi Ayşe. Ben her sabah gönderiyordum, meğer arabaların arasında, bahçede oynayıp okulun çıkış saatinde de eve geliyormuş. Bir gün oyuna dalıp eve dönmeyince anladık durumu. O etkilenmesin diye sürekli okul değiştirdik. Bir ara benden nefret ediyordu, görmek istemiyordu. Psikologlar sayesinde şimdi düzeldi. Eşim bir okul müdürüne benim durumumu anlatıp, kızımla alay edildiğini söylemiş. Müdürün de 'O halde annesi okula gelmesin' cevabı beni çok üzmüştü." O bunları anlatırken 7 yaşındaki Bekir, "Beni de oyunlara almıyorlar, 'senin annenin bacakları yok, sen git' diyorlar" diye konuşuyor. Ayşe ise, "öbür dünyada annemin bacakları olacak, ama onların olmayacak" diye kızgınlığını dile getiriyor. Küçücük çocukların yaşadıkları zorlukları anlamaya çalışıyorum. Ve onların incinmesine, kırılmasına dayanamayan Feride'yi... O bir anne ve bütün çabası çocuklarının iyi yetişmesi, mutlu olmaları için... "Ayşe'nin bir kulağında işitme problemi var. Ona şimdi 'topalın kızı' diyorlar, ilerde 'topalın sağır kızı' diyecekler diye çok korkuyorum. Ama maddi imkânsızlıklar yüzünden tedavisini yaptıramıyorum" diye yakınıyor çaresiz anne... Dostu sarmaşık! Feride'nin demleyip ikram ettiği çayı yudumlarken odanın tavanını dolaşan bir sarmaşığa takılıyor gözüm... Ayşe fark ediyor ve annesinin o çiçekle dertleştiğini, içini ona döktüğünü söylüyor, "Annemin arkadaşı o" diyor. Feride'ye bakıyorum. Gözleri çakmak çakmak, yüzünden gülümsemesi hiç eksilmiyor. Bu güzel yüzdeki gözler sadece yavrularından bahsederken buğulanıyor: "Çocuklarım beni hiç ayakta görmediler. Eskiden kullandığım protezlerimi zorla bana giydirmeye çalışıyorlar. 'Onları giy, boyun uzasın, ayakta dur' diyorlar. Bir de bana 'neden sizin düğün resminiz yok? Senin gelinlikli halini görmek istiyoruz' diyorlar. Kendim için değil onlar için protezim olsun istiyorum. Çocuklarımın elinden tutup, okula götürebileyim, beni ayakta görsünler diye..." Bu kez ıslanan sadece Feride'nin gözleri olmuyor, yönetmenim Ebru da benim gibi gözlerini saklamaya çalışıyor. > "Dilenci sanıp para veriyorlar çok üzülüyorum" 29 yıllık hayatında sadece 6-7 ay protez kullanabilmiş Feride. Okula annesinin sırtında gidip gelmiş. Ve beş yılı dört senede tamamlamış. Bir hayırsever ona protez aldığında 17 yaşındaymış. Evlenip hemen hamile kalınca, aldığı kilolar nedeniyle artık o protezleri kullanamaz hale gelmiş. Ama hiç atmamış onları. Evin bir köşesinde duvara yaslanmış duruyorlar. Feride'yi en çok üzen konulardan biri de onu tekerlekli sandalyede görenlerin dilenci sanıp para vermeleri. Oysa Konya'nın bir ucunda çalışan eşi evde olmadığından Feride evinin bütün ihtiyaçlarını kendi karşılıyor. Pazara gidiyor, temizliğini, yemeğini yapıyor, çocuklarına bakıyor. Eşi işi gereği 1-2 aylığına başka şehirlere gittiğinde en büyük yardımcısı çocukları oluyor. Herkes şükretti! Böyle bir yaşama sevincini, mücadelesini görünce; "Feride'yi herkes tanımalı, hayata katılmadan dört duvar arasında ömrünü tamamlayan engellilere örnek olmalı onun hikâyesi" diye düşünüyorum. Toplumumuzda engellilere karşı tavır belirlemedeki bilgisizliğin, onların problemlerine karşı ilgisizliğin; ancak bu konuların tartışılması, konuşulmasıyla aşılacağına olan inancımla Feride'yi TGRT'de sunduğum programa davet ediyorum.Bu davetin ardından program ekibiyle beraber hazırlıklara başlıyoruz. Feride için neler yapabiliriz? diye... Çocukları ve eşiyle ilk kez İstanbul'a geliyor Feride. Onun hayat hikâyesini duyanlar dert ettikleri küçük problemlerden utanıyor, gücüne, kocaman yüreğine, eşiyle birbirlerine duydukları sevgiye hayran kalıyorlar. Stüdyodaki bütün konuklar bu çifti alkışlıyor, Veli Çalışkan'ı tebrik ediyor davranışından ötürü. Feride "herkes eşimin de engelli olduğunu zannediyor, onu gördüklerinde çok şaşırıyorlar. Sanki engelli biri, sağlıklı biriyle evlenemezmiş gibi davranıyorlar" diyor. Kalıcı protezler Biz de Feride'yi şaşırtıyoruz biraz. Önce kızının tedavisini üstleneceğini söyleyen Kulak-Burun-Boğaz uzmanı Dr. Mahmut Bardakçı'yı bağlıyoruz yayına. Kızı Ayşe'yle "topalın sağır kızı" diye dalga geçilmesinden korkan Feride sevinçten ağlıyor, doktorun söylediklerini duyunca. Sonra protezleriyle ilgili haber geliyor. Marmara Üniversitesi Rehabilitasyon, Ortez ve Protez merkezinden Yrd. Doç. Dr. Yaşar Tatar ile konuştuktan sonra Feride'yi muayene için hemen gönderiyoruz. Önce geçici protezlerine kavuşuyor Feride, üç ay sonra da kendisi için yapılacak kalıcı protezlerin hazır olacağını öğreniyor. İLK KEZ gelinlik giydi ayakta göründü > Ve sonraki yayın gününde her genç kızın hayalini kurduğu beyaz gelinliği giyiyor Feride. 11 yıllık evlilik ve üç çocuğundan sonra... Ayağında geçici protezler, üzerinde bembeyaz gelinliğiyle seneler sonra ilk kez ayakta durmaya çalışıyor Feride. Bir kolunda damatlıklar içindeki eşi, diğer kolunda ben, stüdyoya alıyoruz onu. Sağ tarafında olmama rağmen yerinden çıkacakmış gibi çarpan kalbinin atışlarını hissediyorum. Heyecandan 'düşeceğim, ne olur beni sıkı tutun' diyor. O sevinçten ağlarken, stüdyodaki herkes eşlik ediyor, Feride'nin çabasını hayranlıkla izlerken sahip oldukları için sessizce şükrediyorlar. Ondaki bu güç karşısında herkes eziliyor sanki. Onu koltuğa oturtuyoruz, çocukları sarıyor etrafını. Annelerini gelinlik içinde ilk kez ayakta görmenin mutluluğu ile... Programı kapatırken Feride teşekkür ediyor yaşadıklarına inanamayarak... "Bacaklarıma bakın İnci Hanım" diyerek gelinliğin eteğini biraz çekiyor. İki metal boru parlıyor gelinliğin altından. Yüzüne bakıyorum nasıl da mutlu! Daha fazla dayanamayıp ayrılıyorum yanından. Program boyunca boğazımda çözülmeyen yumruk da benimle geliyor. Odama gittiğimde "Feride size getirmiş" diye bir poşet gösteriyorlar. Açıyorum, küçücük bir saksıya dikilmiş sarmaşık fidesini görüyorum. Fideye bakarken; onu, İstanbul'dan Konya'ya uzanan bir sevgiyle büyütmeyi diliyorum. Feride'nin de kendi sarmaşıklarını, hayalini kurduğu evinde sıkıntılarını değil, mutlulukları paylaşarak büyütmesini dileyerek...