Önce bandonun sesini duydu Higano Akira... Haydarpaşa tren istasyonunda Çarşamba gününün ilk saatlerinde yankılanan neşeli müzik en çok onu şaşırttı. Tekerlekli sandalyesinde sesin geldiği yere doğru daha bir hızlandı. Sonra onu alkışlayan eller arasında treni farketti. O Türkiye'ye gelmekle düşünü gerçekleştirmişti zaten. Ama asıl düşü karşısındaydı işte; Bir ayçiçeği treni... Umudun, barışın, iyiliğin sembolü ayçiçekleriyle bezenmiş tren düş yolculuğu için onu bekliyordu. Akira kadar Japon Başkonsolosu Akio Wada'yı da şaşırtmıştı bu tablo. Trene bindiği rampadan, öğrenciler tarafından özenle boyanmış masa örtülerine, peçetelere kadar her yere bezenmiş ayçiçekleri gülen, umutlu yüzlerle karşıladılar Japon konuklarını ve diğerlerini. Barış Manço'nun şarkılarına Japonca şarkılar eklendi kompartımanların içinde. Adapazarı'na iki saatlik yolculukta basın mensuplarına duygularını ifade etmekte zorlandı Akira; "Bandoyu duyduğum andan beri şoktayım. Çok çok heyecanlıyım, mutluyum..." diye tekrarladı sık sık. Onun düşünü gerçekleştirmesini sağlayan Ulaştırma Bakanı Oktay Vural da yoğun bir siyasi gündem içinden geçen ayçiçeği treninde kendi hislerini anlattı; "Bizim de kendi düşlerimiz var. İstanbul-Ankara arasının trenle dört saat olması mesela. Tüp geçit projesi, beklemeden gidilen bir trafik, insanların işlerine yorulmadan kısa sürede gidebilmesi mesela..." Yolculuk sırasında dağıtılan demiryolu gazetesinin ilk sayfasında da "50 yıllık hayal gerçekleşiyor" haberi yer alıyordu. Ayçiçeği treninin yolcularının ortak dileği de bu düşün en kısa zamanda gerçekleşmesi oldu. Öyle ya hepimiz 4 saatte Ankara'da olma hayalini duyarak büyümemiş miydik?... Sen de yapabilirsin Ayçiçeği treni gün ortasında yine alkışlarla girdi Adapazarı'na... Sıcak havaya rağmen toplanan kalabalık Higano Akira kadar bizleri de şaşırttı. TÜVASAŞ (Türkiye Vagon Sanayi) binasının önündeki çalışanlar, depremzedeler ve halk Japonya'dan uzanan yardım elini tutmaya gelmişti. Kırmızı halılar üzerinden geçirilerek tören alanındaki yerine alınan Akira'nın heyecanı iyice arttı. Yüzlerce insana bu düş öyküsünü anlatırken sesi titriyordu. Ve konuşmasının ilk cümlesi yine "Çok heyecanlıyım" oldu; "Düşlerimizde olduğu gibi hazırladığımız tekerlekli sandalyeleri Türkiye'deki engellilere ulaştırmaktan çok mutluyum. 1999'da depremden sonra arkadaşlarımla geldiğim Adapazarı Yunuskent'te ömründe hiç tekerlekli sandalyeye binmemiş, ihtiyaçları için sırtta taşınan yaşlı bir kadın gördüm. Ona kendi sandalyemi verdim. 20 dakika kadar dolaştı. Yüzünde gördüğüm sevinçle 'Sen de yapabilirsin' projesini başlattım. 50'ye yakın kullanılmış iskemle ulaştı bize. Gönüllü öğrenciler ve hocalarının çabalarıyla onları onardık. Ancak 24 tanesini kullanılır duruma getirebildik. Sayının çok az olduğunu düşünüyoruz ama lise öğrencileri duygularını katarak hazırladılar onları..." Sevgi yüklü tren Sandalyeleri onarılırken Higano ve arkadaşları bir düş kurmuşlar. Umudun, iyiliğin sembolü saydıkları ayçiçeği de bir sembol olmuş; "Buradan İstanbul'a bir ayçiçeği treniyle bu sandalyeleri götürsek, oradaki özürlülerle birlikte balık tutsak. Çok tutanlar tutamayanlarla paylaşsa sonra gelip bir de burada balık tutsak. O balıklarla bu balıkların tadını karşılaştırsak" diye. Böyle hayal etmişler ama sandalyeleri göndermeye kalktıklarında bir çok engelle karşılaşmışlar. Hayaller de ellerinde kalmış, sandalyeler de. Ta ki Ulaştırma Bakanı internette hayata geçirilmeyi bekleyen projeler arasında bu fikre rastlayana kadar. Boğaz Tüp Geçişi projesi için görüşmeler yapmak üzere Japonya'ya giden Bakan Vural, Higano Akira'yı buldurmuş ve bu görüşmeyle güzel bir hayalin gerçekleştirilmesine kapı açılmış. Bakan Vural sandalyelerin sayısının önemli olmadığını, iyi niyetli bir yaklaşımın karşılıksız kalmayacağını gösterdiklerini söylüyor; "Bu sembolik bir yaklaşım. Biz güzellikleri paylaşmak istedik. Belki sayı az ama öğrenciler harçlıklarından bunları almış, onarmışlar ve burada zor durumda olanlara yardım etmek istemişler. Bizim milletimizin çok önemli erdemleri, değerleri var. Yardımlaşma, iyi niyeti karşılıksız bırakmama gibi. Biz burada umutları gerçeğe dönüştürme yolunda katkıda bulunduk. Bu trenin yükü sevgi..." Dünyanın bir ucundan yüreklerden gelen desteklerle Adapazarı'na ulaşan 24 tekerlekli sandalye sahiplerine verildi sonra. Kimi depremde bacağını kaybetmişti, kiminin rahatsızlığı doğuştandı. Genç bir kız olan Nurcan, gelişme bozukluğu olan 6 yaşındaki Furkan, bir bacağını depremde kaybetmiş diğerinin de kesilme tehlikesi olan Orhan Bostan gibi. Onlar adına konuşan ve depremden sonra engelli olan Ali Rıza Berber "Uzak ülkedeki insanların bizim acılarımızı, kendi acıları gibi hissetmeleri ve yardım elini uzatmaları en büyük saygıyı hakediyor" diye ifade ediyordu teşekkürlerini... Olan biteni mutlulukla yoğrulmuş bir şaşkınlıkla izleyen Akira depremzede kadınların işlediği ayçiçeği motiflerinin yer aldığı plaketi aldı, depremzedelerle birlikte ağaç dikti, can suyunu verdi, havaya bırakılan dostluk güvercinlerini seyretti. Ve sürekli notlar tuttu, gördüklerini fotoğrafladı. Mademki bugün bütün düşlerin gerçekleştiği bir gündü sıra oltaları ele almaya gelmişti. Binlerce kilometre uzaktan gelen Akira için bu da bir sürprizdi. Adapazarı halkının sıcak gündemin etkisiyle "Seçim otobüsü mü bu" diye sorar gibi soran bakışları arasında ayçiçekleri ve balonlarla süslenmiş otobüsle engelliler, Ulaştırma Bakanı Vural ve Higano Akira Sapanca Gölü'nün yolunu tuttular. İyiniyete, yardımlaşma duygusunun büyüklüğüne teşekkürlerle salındı oltalar göle. Belki Japon denizindeki balıkların tadıyla karşılaştırılamadı Sapanca'daki balıkların tadı ama, herhalde Akira hayatındaki en lezzetli balığı o gün yedi. Sonra yağmur bütün bereketiyle yağdı güzel duyguları paylaşan insanların üstüne. Akira depremden sonra geldiği bölgeyi görmek için Adapazarı'nda kalacağı otelin balkonundan yorgun ama mutlu bir şekilde el sallayarak vedalaştı. Biz tekrar ayçiçeği trenine doluşup İstanbul'a dönerken üç aydır bir düşün gerçekleşmesi için çalışan Ulaştırma Bakanı basın müşaviri Nükhet Aşkın ve TCDD yolları İstanbul Bölge Müdürü Nejat Fırat başta olmak üzere emeği geçen herkeste tatlı bir yorgunluk görülüyordu. Tartışmaların, siyasi çekişmelerin tam da ortasından geçmişti yükü sevgi olan tren. Keşke hep böyle güzel şeyler yazabilsek diyerek noktaladık günü. 12 saat boyunca haberlerden, dakika dakika değişen senaryolardan ve aktörlerinden uzakta ılık bir yaz yağmuruyla yıkayarak içimizi; Teşekkürler çocuklar... Arigato kodomotachi... Engelsiz yolculuk! Higano Akira doğuştan engelli. Her yıl "Ayçiçeği treniyle seyahate çıkalım" diyerek, gönüllü gruplarıyla bir treni kiralayıp engelli dostlarıyla seyahate çıktıklarını anlatıyor; "Türkiye'de bunu gerçekleştirdiğimiz için mutluyum, umarım yoluna devam eder. Engellilerden dileğim tekerlekli sandalyeleriyle mümkün olduğunca dışarı çıkmalarıdır. Böylece onların görüntüleri de değişecektir. Biz Japonya'da 20-30 yıllık yoğun bir çaba sonucu otobüs ve trene binecek imkanı sağladık. Bunun zor ama mümkün olduğunu biliyorum..." Bu arada Ulaştırma Bakanı Vural, TÜVASAŞ'ın engelliler için hazırladığı vagonların bu yıl içinde hizmete gireceğini müjdeledi. Düşlerin peşinden koşmak Yıllar önce Japon yönetmen Akira Kurasawa'nın "Düşler" adlı filmini seyrettiğimde günlerce etkisinde kalmıştım. Üzerinden 10 yıldan çok geçmesine rağmen hâlâ gözümün önündedir, şeftali bahçelerindeki renklerin canlılığı, güzelliği, ya da tipi ve soğukla bir tünelde sıkışan ve karar vermeye çalışan askerlerin hali. Bugün size büyük ustanın filminden hatırladıklarımı aktaracak değilim tabii. Ama yine düş kuran (kurabilen) bir başka Japon'un Kurasawa filmlerini aratmayan öyküsünden söz edeceğim. Güzel bir düş öyküsünden. Temelinde en güzel, en insancıl duyguları barındıran, "iyi ki sizler hâlâ böyle düşler kurabiliyorsunuz" dedirten bir öykü. İsteyince dünyanın bir ucundan öbür ucundaki insanların yüreklerine dokunmanın hiç de zor olmadığını anlatan... Higano Akira'nın ve arkadaşlarının düşünün öyküsü. Bilmiyorum en son ne zaman bir düş kurdunuz?... Dahası ne zaman başkaları için güzel şeyler düşlediniz?... Ya da kaç kez düştünüz hayallerinizin peşine?... İşte insanı düşlerin ardından koşturacak sıcak, küçük bir öykü...