Bâb-ı Ali'de kadın olmak

A -
A +

Meslekteki ilk yıllarında "evlenmeyeceğine ve çocuk sahibi olmayacağına" dair söz istemişler ondan. Gazetecilik yapma isteğini "koca arıyor" diye yorumlayanlar olmuş. İşte bu sözler ve işten atılma korkusu Vasfiye Özkoçak'ın bir yuva kurmasını ve çocuk sahibi olmasını engellemiş. Önce İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi'ni bitirmiş Vasfiye Özkoçak. Tayininin yapılmasını beklerken yeni açılan Gazetecilik Enstitüsü'ne girmiş. "İlk kazananlardan biriydim. İlk yıl 600 kişiydik. İkinci sınıfta 30'a düştük. Sonunda üç kız üç erkek altı kişi mezun olduk. Ve iki kişi kaldık Cumhuriyet Gazetesi'nde. İlk üç yıl her habere gittim. Sonra kendi isteğimle adliye muhabiri oldum. Yedi yıl çalıştım istihbarat şefiyken 1959'da ayrıldım..." Cumhuriyet'ten sonra Abdi İpekçi, Vasfiye Özkoçak'ı Milliyet'e çağırır ve 1993'e kadar sürer bu bağ. "Abdi İpekçi gibi bir başka gazeteci tanımadım Bâb-ı Ali'de. Muhabirine onun kadar sahip çıkan, şans tanıyan bir beyefendi..." Yassıada günleri... Vasfiye Özkoçak'ta daha çocukken başlamış olayları görüp, başkalarına ilk aktaran kişi olma isteği. Jandarma subayı olan babasından birisinin geleceğini, ya da bir şey olacağını duyunca o konunun peşine düşermiş. 10-12 yaşlarındayken ölüden çok korkmasına rağmen, idam edilen bir adamı daha ipteyken ayakkabılarına kadar inceleyip gördüklerini arkadaşlarına anlatmış. "Biliyordum ki onu kimse görmeyecek. Ben görmek ve arkadaşlarıma anlatmak istedim. O resim hâlâ kafamda. Sonra çok kötü oldum, kustum..." Yıllar sonra o kız Yassıada'da devleti yöneten kişilerin yargılanma sürecini baştan sona takip eden gazeteci oldu. Ve idam kararının açıklandığı duruşmaya kadar gelişmeleri ilk duyan kişilerden biri yine O'ydu... "Çok zordu. Bir arkadaşım da idamla yargılanıyordu; Kenan Koç. Bütün devleti yönetenler karşınızda. Duygularınızı bırakmanız gerek yoksa yazamazsınız. Bir gün hastalandım ilaçlar verdiler, iğneler yaptılar yine gittim. Karar açıklandı, arkadaşım kurtuldu ve ben ağlamaya başladım. Ben başından sonuna kadar hepsini yazdım. Onlarla bir kitap yazabilirim. Hiç orada olmayanlar ne kitaplar yazdılar, ne uydurmalarla. Yok süngülü askerler sanıkları denize sokup adayı dolaştırıyormuş. Orası öyle derindir ki vapur bile zor yanaşır..." 38 yıl adliye muhabirliği yapmış ama cenazelerde hep kötü olurmuş bazen kendini tutamayıp ağlarmış. Ve sonunda cenazelere gitmemeye başlamış. "Koca arıyor" dediler... "Televizyonların, gazetelerin başında erkekler oldukça ve onlar da kadına sadece 'kadın' olarak baktıkları müddetçe kadına verilen haklar hiçbir zaman iyi olmaz. Siz şimdi pek çok kadının olduğu bir dönemde çalışıyorsunuz. Ben girdiğim zaman Bâb-ı Ali'de bir tek Esin Talu vardı bayan gazeteci. O da Ercüment Ercan Talu'nun kızıdır. Bir gazeteci kızı, herkesi tanıyor, son derece rahat, yurtdışında eğitim görmüş. Ben herkese kendimi tanıtmak, ispatlamak zorundaydım. Benim istihbarat şefim 'Bu biraz güzel bir kız koca bulmaya geldi' demiş. Ben çok kızdım 'Koca ararsam dışarda bulurdum' diye. İşte o söz beni bekar bıraktı. İnat ettim 'Bâb-ı Ali'ye evlenmek için değil gazeteci olmak için geldim' diye. Ve gazeteciliğimi çok güzel yaşadım. Ben başarılı olmasaydım arkamdan bu kadar büyük bir kız akını gelmezdi." "Bekarlık sözü ver" "Bizim zamanımızda kadın gazeteci evlendiği zaman hemen işten ayrılsın istenirdi. Hatta bana bir teklifte bulunulmuştu. Cevat Fehmi bey bir gün bana 'Nadir bey seni yazıişlerine istiyor ama bir şartla. Evlenmeyeceğini bildirsin öyle' dedi. Ben böyle bir şey yapamam. Ben belki hiç evlenmem ama bugünden evlenmeyeceğim diye kimseye söz veremem' dedim. 'Öyleyse evlensen bile çocuğun olmamalı' deyince 'onu da söyleyemem' efendim dedim. Hayret etmiştim ama Cevat beyin bende ayrı bir yeri vardı. Bir arkadaş, bir baba, bir kardeş gibi o yüzden ona bir şey diyemedim. Menfaatlerini istiyorlar tabii. Hamile olan kadını hemen bir bahane bulur ayırırlardı. Erkekler kendilerinin çocuğu olsun istiyorlar ama kadının çocuk sahibi olmasını istemiyorlar. Ben kocasız ve çocuksuz kaldım. Kimin umurunda bugün? Ama benim ailemin umurunda oldu. Demek ki beni o hale sürükleyen bir gün beni atacaklar endişesiydi." "Gazetecilik gidiyor..." "Herşey iyiye gidecek sanıyorduk, kötü oldu. Gazeteler yeni yeni elemanlar alıyor. İki yıl çalıştırıp dışarı atıyor. Onlar da kendilerini gazeteci sayıyor. İki sene çalışan gazeteci gazeteci değildir. Fakülte bitirmek insanı gazeteci yapmaz. Bu arada o çocuklar cemiyete üye oluyorlar. O insanlar sizin sırtınıza yükleniyor. O insanın hayatı da mahvoluyor. Gazetecilikten emeklilik hayal artık. Bizler çok büyük paralar kazanmadık ama bir dönem gazeteciler oradan oraya çok iyi paralar kazandılar. Eğer onlar kazandıkları paraları biraraya getirselerdi bugün 'gazeteci patronlar' olurdu. Bizde sadece binalar büyüyor, insanlar artıyor fakat gazetecilik gidiyor..." Veda ilanı 41 yıllık çalışma hayatının sonunda gazeteden ayrılışıyla da bir ilke imza atmış Vasfiye Özkoçak... 1993 Nisan'ında yayınlanan veda mesajında işini yaparken ona yardımı olan herkese teşekkür ederek Milliyet'ten ayrılmış; "Son zamana kadar, beni ölüm temizler, öyle giderim. Bâb-ı Ali'den katiyyen ayrılamam derdim. Çünkü benim için ruh meselesiydi..." Tuvalin arka yüzü Tuvalin üzerindeki fırça, son derece dikkatli bir şekilde renklerle dans ediyor... Resimdeki kadının yüzüne hüzün değil özgürlüğün coşkusunu yansıtmak istiyor fırçayı tutan eller... Ama model öyle değil. Onda yoğun bir hüzün, renginde yaşına yakışmayan bir solgunluk var... Oysa resmi yapan kadın bütün yaşadıklarından, görmüş geçirmişliklerinden kendine kalan dinginliği ve hayata karşı kazanılmış haklı gururuyla modele canlılık katmaya çalışıyor. En küçük bir ışık huzmesini bile kaçırmamak için tam pencerenin kenarına yerleştirdiği taburesi ve tuvaliyle resminde yoğunlaşan bu kadın Cumhuriyet'le yaşıt. Şimdi büyük bir özenle fırçaya hükmeden eller, tam 41 yıl sayısız habere imza atmış. Tuvaldeki portreye yansıtmak istediği doğallık onun haber yazarken de en büyük düsturu olmuş. Hiçbir şeyi abartmadan, olduğu gibi anlatmak... Burhan Felek'ten Cevat Fehmi'ye, Nadir Nadi'den Abdi İpekçi'ye Türk basınının önemli isimleriyle yan yana çalışan, yazılı basında neredeyse yarım yüzyıl boyunca yer alan Vasfiye Özkoçak fırçayı tutan... Mesleğe 41 yılını vermiş, basın sektöründeki ilk kadın muhabirlerden biriyle konuşmak heyecan verici olduğu kadar da zor. Elbette çok şeyler konuştuk Vasfiye Özkoçak'la. Size aktaracak pek çok anı ve olay dinledim. Ama sayfamızın sınırları da belli. "Yüreğine, kalemine sağlık Vasfiye abla" diyerek bu sohbetten bir bölümü paylaşıyoruz sizlerle. Tuvalinizde canlı renkler hiç solmasın...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.