Taksim'in tam göbeğinde Dr. Yıldırım Aktuna Tıp Merkezi. Açılışı resmi olarak yapılmamış ama şimdiden yurdun dört bir yanından hastalar geliyor. Göz hastalıklarından genel cerrahiye, cildiyeden ortopediye kadar her branşta hizmet veren merkeze Yıldırım Aktuna'nın adı verilince sadece nöro psi-kiyatri alanında çalışmalar yapılıyor diye algılanmaya başlanmış. Yıllar sonra tekrar hastalarıyla buluşan eski sağlık bakanına bunun nasıl bir duygu olduğunu sorduk. "-Hastalarımla olmaktan çok mutluyum. Belediye başkanlığı da bakanlık da yöneticilikti. O işlerin de ayrı güzellikleri, zevkleri vardı ama temelde doktorluk çok önemli. Bu kadar yıl siyasette kaldıktan sonra tekrar hastaları karşıma aldığım için çok mutluyum. 20-25 sene evvel tedavi ettiğim hastalar buraya geldini buldu. Kopmuştuk onlarla. Türkiye'de hizmet esaslı çalışma anlayışı kalkmış maalesef. Herkes para kazanmaya yönelmiş. Hasta doktor ilişkisinde bu olmaz. Doktor alacağı parayı düşünerek yaklaşırsa o zaman yanlışlar olur. Burada çocuk mütehassısı iki arkadaşımla ortağız. Hem yöneticilik yapıyorum hem de hastalara bakıyorum..." -Neden Taksim de başka bir yer değil. "-Hem ulaşım bakımından kolay, hem de çevre itibariyle özel bir toplum kesimine değil herkese hitap eden bir yer olduğu için. Ulus ya da Etiler olsaydı o bölgenin özelliği dolayısıyle, paraya yönelik bir yer olarak gözükürdü. Bizim böyle bir kaygımız yok masraflarımızı çıkarsak yeter. Hizmeti amaçlıyoruz. Çarşamba günleri ben hastalarıma ücretsiz bakıyorum yakında diğer arkadaşlar da başlayacak. Burası hastane değil tıp merkezi. Ayakta muayene, teşhis ve tedavi veriyor. Her branşta bölüm açmak mümkün değil ama çeşitli anlaşmalarla değişik branşlarda hizmet veriyoruz. Bir tüp bebek ve anti-aging merkeziyle anlaşma yaptık gerekli tetkikleri burada yapıyoruz, diğer çalışmaları birlikte götürüyoruz. Güzel bir yer oldu. Tanıtım yapmadığımız halde bir hayli insan geliyor. Türk tabipler birliğinin belirlediği asgari fiyat listesini uyguluyoruz. Hatta bazı labaratuar tetkiklerinde daha düşük fiyat uyguluyoruz, hatta param yok diyenlerede yardımcı oluyoruz..." -Belediye başkanlığı, bakanlık, doktorluk. Türkiye'nin sağlık meselesi konusunda hangisi daha net bir resim ortaya koyuyor?... "-Siyasete girerken sağlık bakanı olmayı, sağlık reformu yapmayı amaçlamıştım. Hazırlıklarımızı yaptık, her şey tamamlandı ama Ankara'da reforma karşı zihniyetin hakim olması bizi engelledi. Türkye'de bir türlü merkezi yönetimden yerel yönetimlere yetkiyi veremiyoruz. Çünkü Ankara yetkiyi elinden bırakamıyor. Hiç unutmam bir belge gelmişti. Muş'un bir kazasının, bir beldesinin köyünde bulunan sağlık ocağınını damının aktarılması için para gönderilmesi konusunda. Düşünün bir sağlık bakanı bunlarla uğraşırsa hiçbir şey yapamaz. Ben hayatımda ilk defa Ankara'da başladığım bir işi bitiremedim. Yaptığımız çalışmalardan geçmiş hükümetler pek yararlanamadı, inşallah bu hükümet yararlanır. Recep Akdağ'ı aradım. 'tek parti hükümetisiniz bu reformu çıkartın' diye..." İstanbul'a başkan olma hayali -Nasıl bir ara bu?... Bir süre ya da beklediğiniz bir şey mi var?... "-Bakalım önümüzdeki günler gösterecek..." -Sizin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmayı hep istediğinizi biliyorum... Yerel seçimlerin erkene alınması sözkonusu. Sizi aday olarak görebilir miyiz?... "-Ben bunu hep istemişimdir, bana göre bir iş. İstanbul doğumluyum, İstanbul'u çok severim ve uzun bir süre burada yaşadım. Belediye hizmetlerinde Bakırköy'de deneyim kazandım. O zaman Bakırköy büyük bir ilçeydi şimdi beşe ayrıldı. Belediye başkanlığıı zevklidir. Doğrudan insana hizmet vererek, onlarla yaşıyorsunuz. Size hesap sorabiliyorlar. Ankara'ya gittiğiniz zaman seçmenden kopuyorsunuz. Onun için demokrasinin kurumsallaştığı yerlerdir belediyeler.Bakalım şartlar ne gösterecek. Şu anda herşeyden uzak duruyorum bekliyorum..." -Partiyle bağınız kopmadı değil mi?... "-DYP'nin bir üyesiyim ama aktif siyasette değilim. Uzaktan izliyorum. Herkes elinden geldiği kadar çabalıyor ama bir belirsizlik var. Önümüzdeki seçimlerde neler olacak bunları göreceğiz zaman gösterecek. Hangi parti kalacak, kaçan oylar nereye gidecek? Bu ara varış döneminde yapacağımız en iyi şey mesleğimizi icra etmektir. Böyle günleri geçiriyorum..." Yeşil kartlılara ücretsiz hizmet -Türk siyasetindeki renkli simalardan biriydiniz. Tavırlarınızdaki açıklık ve rahatlık dikkat çekerdi. Şimdilerde ise sizi görmek pek mümkün değil. "-Ben zaten görünmekten çok fazla hoşlanmazdım ama görevim gereği medyayla yakın ilişki, işbirliği içine girmek zorundaydım. Siyaset sanayi gibidir. Bir icraat yapıp onu halka tanıtacaksınız yoksa bir şey yapmıyor derler. O yüzden medyayı önemli görürüm. Siyasetten ayrı kalınca medyaya ihtiyacım kalmadı. Hiçbir şey yapmadan sırf kendimi göstermek için 'Yıldırım Aktuna bu akşam şuradaydıyı' sevmiyorum. Şimdi de burası tanınsın ve insanlar gelip yararlansın istiyorum..." -Çarşamba günleri hastalarınızı ücretsiz muayene ettiğinizi söylediniz. Yoğunluk oluyor mu o günlerde. "-Resmi açılışımızı yapmamamıza rağmen insanlar duymuş geliyorlar. Trabzon'dan Adana'ya her yerden insanlar geliyor. Biz burada yeşil kart sahibi hastalara bedava bakıyoruz. Zannediyorum şu anda Türkiye'de yeşil kartlı hastaya ayakta bakan, muayene eden, teşhis eden tedavi eden hiçbir kurum yok. Çünkü benim çıkardığım yeşil kart hastanelerde sadece yatarak tedaviyi karşılıyordu. Yaklaşık 13 milyon yeşil kart sahibi var va hiç bir özel kurumda da bugüne kadar kimse böyle bir şey yapmadı. Yeşil kart sahibi insanlarımız buraya gelip ücretsiz muayene olabilir..." -İstanbul'un nüfusunu ve ekonomik durumu düşününce bir yığılmadan korkmadınız mı?... Sonuçta burası kendini döndürmek zorunda?... "-Hayır... Gelen herkese bakarız... Yeşil kartlıların arasında pembe kartlılar olur onlar da bizim masraflarımızı, giderlerimizi karşılar. Parası olmayanlar buraya gelsin hizmet edelim..." Yolsuzluklar seçmeni bıktırdı -Son seçimlerde siyasetteki pek çok isim bu işin dışında kaldı. Bir kısmı tamamen bu defteri kapadıklarını söylerken, bazıları da sizin gibi ara verdi. Ve bu bir cezalandırma olarak yorumlandı. Kendi içinizde muhakkak nedenler konusunda bir muhasebe yapmışsınızdır. "-Ben bunu söylüyordum zaten. 12 Eylül'den sonra partilerin kapanıp yenilerinin açılmasıyla, bölünmeler oldu. Hemen hemen herşeyleri, doktrinleri aynı olan insanlar farklı partilerde hep kavga ediyorlar. Çiller'le Yılmaz, Ecevit'le Baykal kavgaları ve oylar bölündü. Bu kavgalar halkı bezdirdi, bölünmeden dolayı başarılı da olamadılar. Bunlara yolsuzluklar da eklenince yeni bir yüz ve partiye ihtiyaç duyuldu. Onları denemek için oy verdi insanlar. CHP de geçen dönem meclis dışında kalmıştı cezasını çekmiş kabul edildi. Eğer merkez sağ ve solda bölünmüşlük ve kavgalar olmasaydı herşey çok farklı olurdu..." ğ 28 Şubat'ta yanlış yaptım -Sizin alanınız için bir değerlendirme konusu olabilir mi bu?... Halk cezalandırmalarla karar veriyor... "-Bu hep böyle. Daha önceki yıllarda da böyle oldu... Birine kızıyor onu cezalandırmak için diğerini getiriyor, onu cezalandırmak için başkasını getiriyor. Bilinçli bir tercih yapma olmuyor..." -Sizin pişmanlıklarınız var mı siyasette?... 28 Şubat süreci mesela. "-Şimdiki arkadaşlarla aynı kabinedeydik. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener vardı... Onlara diyordum ki 'Türbandı, Taksim'e camiydi bu tartışmalara girmeyin, sonuç çıkmaz. Size tuzaklar da hazırlanabilir. Deyinki bizim meselemiz ekomomidir, işsizliktir, halkın mutluluğudur. Böyle söylüyorduk ama onlar bizi dinlemedi, medyada da her akşam bir kasetle bir vur yansına girdi. Ve Türkiye bir rejim sorunu sürecine girdi. O noktada kendi partim ve liderimle ters düşünme sürecine girdim. Çünkü 'koalisyonu bozalım' diyordum. İstifa ettim sağlık bakanlığından. 15-20 madde vardı MGK'da görüşülmüştü ve imzalanmıştı, Erbakan imzalamıştı. 28 Şubat olayıyla iktidar düşünce, Anasol-D hükümeti kuruldu Mesut Yılmaz başbakan oldu.. Ben sandım ki yeni hükümet kurulunca bu eylem paketi uygulamaya konacak. Onun için yıkıldı hükümet ama hiç oralı olmadılar. O zaman baktığımda bu bir oyundu diye düşündüm. Zorlanmamalıymış. -O gün kabinede olanlar bugün de kabinede ama daha farklı konuşuyorlar. "-Çünkü ders aldılar. O zamanki hatalarından ders aldılar şimdi daha dikkatli hareket ediyorlar. Kimse Çankaya'ya tarikat liderlerini davet etmiyor. Gerek yok ki bunlara. Türkiye'nin meselesi bunlar değil ki. Millet aç, işsiz. Şimdi daha akıllı hareket ediyorlar..." Hastaların yüzde 90'ı depresyonda -Hastalarınız hangi sıkıntılarla geliyorlar daha çok?... "-Depresyon. Stresliyim deyip duruyoruz ya. Bir olay vardır insanda strese yol açar, gerginlik oluşturur, öfkelenme, sıkıntı uykusuzluk olur. Bu devam ederse depresyona yol açar. Herhangi bir olayın tek başına strese yolaçmasının dışında parasızlık, işsizlik, geçim sıkıntısı bir tane değil binlerce depresyona yol çar. Çocuğu okula göndereceksin , faturanı ödemekte zorlanırsın, yol parası veremezsin, yemeğini sağlayamazsın. Netice itibariyle yaygın bir depresyon görülmesinin sebebi bu. 89'da belediye başkanı oldum o tarihe kadar doktorluk yaptım. 14 sene öncesinde bu kadar yaygın bir depresyon yoktu. Gelen hastaların yüzde sekseni, doksanı neredeyse depresyonda..." -Bu kadar yüksek bir oran bekliyor muydunuz?... "-Depresyonun yaygınlaşmış olacağını biliyordum. Siyasetten geldiğim için halkın durumunu bildiğimden bekliyordum. Bakanken bir arkadaşımla geziye gitmiştik. Bir adam cüzdan satıyordu. Adama 'kimsede para yok ki cüzdan alsın' deyince bir bakan böyle konuşur mu demişti arkadaşım...