Bayram ola

A -
A +

Bayram ola Büyüdükçe daha çok insana bayram ziyaretine gideceğimi sanırdım çocukluğumda. Daha çok kişiyle bayramlaşacağımı. Ama yetişkinliğim çocukluğumdaki kadar cömert davranmadı bana. Önce eli öpülecekler bıraktı beni bir bir... Sonra ben eli öpülecekler gurubuna girdim... ...... Babam bayram namazından gelmeden uyandırırdı annem bizi. Pırıl pırıl giyinip saçımızı tarar, uykulu gözlerle beklerdik kapının çalmasını. Bayramlıklarımızı annem dikerdi, büyük bir özenle. Kıyafete verilen değer bile başkaydı. Mutfaktan ufak ufak sesler gelirdi. Kaynayan çaydanlığın çıkardığı ses sabah serinliğinde dinginliğin içinden geçerdi. Kapı çalınınca annem seslenir, hep birlikte karşılardık babamı. Bayram namazından gelişinde babamın yüzünde başka bir hava olurdu bugün de çözemediğim. Her zamankinden huzurlu, her zamankinden rahat. Ve şimdi düşünüyorum da olduğundan çok daha uzun boylu, çok daha güçlü görünürdü gözüme babam. Sırayla herkes birbirinin bayramını kutlardı, bayram sevinci bütün eve dolardı. Dededen, anneanne, babaanneden başlayan el öpmeler, bayramlaşmak için yaş sırasına göre yapılan komşu ziyaretleriyle sokaklara taşardı. Yanyana dizilen sofralar, bütün aile ve gelen komşularla birlikte, kurban etiyle yapılan kavurmadan alınan ilk parçanın tadı. O kalabalık içerisinde yenebilen birkaç parçanın lezzeti. Hiçbiri yok artık!. Neyse ki kızım artık el öpecek yaşlara geldi. İnsanları adeta yutan bu şehirde ona 'bayrama dair neler verebiliyorum?' sorusu var şimdi kafamda. Bu bayram da insanlar yollara düştü yine. Karne tatilini de arkasına katıp bayramın, bir mola vermek için hayata... 'Bayram fakirlerin bayramı, sadece onlar kalıyor şehirde, onlar ziyaret gerçekleştiriyor' demişti birisi. Demek hayatını da, gönlünü de zengin tutabilenler yalnız onlar. Bilmiyorum, bu bayram çalınan kaç kapının ardında bekleyen birileri bulundu ya da kaç bekleyenin kapısı hiç çalınmadı. Kapılarınız hep çalsın, çalacak kapılarınız hep olsun dileğiyle. Son gününde olsa da bayramınız kutlu olsun... Bayramlar mı değişti biz mi? Genci, yaşlısı hemen herkesin dilinde 'nerede o eski bayramlar?' sözü. Bir alışkanlıktan mı söyleniyor, gerçekten değişti mi bayramlar, yoksa kaybettiklerimize hasretimiz mi artıyor bayramlarda? Belki hepsi. Eski bayramları konuştuk biz de bu hafta. Zaman zaman bayram şekeri tadında sohbetlerini radyodan dinlediğimiz TGRT FM Radyo Müdürü İlhan Apak'la. Herkesin söyleyişiyle İlhan abiyle. Çocukluğundan bugüne değişenleri, yaşananları anlattı. O konuştukça daha iyi anladım ki bayramlar hasretleri kat be kat artırıyor. Yaşla, dönemle ilgisi yok bunun. Siz siz olun bayramlarda kimseyi kendinize hasret komayın. * Bayramlarda en çok neyi özlüyorsunuz? En çok eksikliğini duyduğunuz şey ne? En çok özlediğimiz anne ve babamın, yakın akrabalardan kimsenin olmaması. Büyüklerin elini öpememek, sırtımızı sıvazlamamaları. 'Bahtın açık olsun, sıkıntı görmeyesin, yüzün gülsün' diye dua eder, alnımızdan öper, halleri vakitleri yerindeyse üç-beş kuruş verirlerdi. İnsan hangi yaşa gelirse gelsin, büyüklerini arıyor, özlüyor. Çocukluğumuzda bayram geceleri 'daha sabah olmadı mı?' diye anamızı uyutmazdık. Kadıncağız zaten bayram hazırlığı, evin her yanının temizlenmesi derken yorgun. Biz ikidebir uyandırıyoruz camiye, namaza gideceğiz onun heyecanı sarmış. Kış günü ana yüreği dayanamaz yavrusunun soğuk suyla abdest almasına, ona sıcak su hazırlar, büyüklere olduğu gibi eline döker. Sonra güzelce kurular, bağrına basar. O anlar yok mu, neler vermezsiniz şimdi yaşamak için. Caminin loş ışıklı hali, getirilen tekbirler, kılınan namazlar, sonunda kalkan eller, dualar, dualar... Körpecik vicdanlarda unutulmaz izler bırakan anlar... Nerede o eski günler * Genci yaşlısı hep 'nerede o eski bayramlar' diyor. Aynı tadın olmadığını söylüyor. Ne değişti sizce? Esas değişen sevgi. Sevgi yok, muhabbet yok, aramak yok, bağlılık yok. Ziyarete gitmek yük kabul ediliyor. Büyükşehirlerde hakikaten bayramda trafik kilitleniyor ama ne olursa olsun bu bir bayram ve ona göre tedbir alınmalı. Eski insanların karşılaması, sevgisi, komşusunu, akrabasını araması yok ki şimdi. Sevgiye, dostluğa hasret günler. Yaş ilerledikçe iki şeye çok yanarsınız. Birincisi, uçup giden gençliğiniz. İkincisi de dostlardan ayrılma. Arkadaş demiyorum. İyi günlerde sizinle olanları demiyorum. Hakiki dostlardan bahsediyorum. Nerede ayrıldığında gözyaşı dökülen, onlar için her şey feda edilecek hakiki dostlar. Şunu bilemiyoruz. Severseniz, sevilirsiniz, ararsanız aranılırsınız, kırarsanız, kırılırsınız, üzerseniz üzülürsünüz... Eskiler bunlara çok dikkat ederlerdi. Bir de çok söyledikleri, çocukken beynimize nakşettikleri mesut olmanın anahtarları vardı. Söylemesi kolay ama tatbikatı çok zor. Merak ettin değil mi? Sevdiğini iddia ettiğin insanların nazını çekersen dostun da çok olur. Nazını başkalarına çektirmeye kalkarsan yanında kimse kalmaz, dost bulamazsın. İşte formül, işte anahtar... Vah çocuklar vah! * Siz kendi torunlarınızla neler yaşıyorsunuz? Onlara aktarabiliyor musunuz bu güzellikleri? Ne kadar anlatmaya çalışsanız da bir süre sonra çocuklar bıkıyor. TV ve bilgisayar var çünkü, her şeyi orada bulduklarını zannediyorlar. Masala biraz geliyorlar ama erkek çocuklar onu da dinlemiyor. Eskiden akşam olduğunda mangalın başında (soba bizim çocukluğumuzda zenginlerin evinde vardı) rahmetli dede olsun nine olsun torunları yanına toplar, masal anlatmaya başlardı. Ağzının içine düşecekmiş gibi dinlerdik. Masal bir kültürdür. Örfünüzü, adetinizi verir, çocuğunuzun bakışını, hayalini geliştirirsiniz. Dostluğun formülü İlhan Apak'tan hakiki dostluğun formülü: Sevdiğini iddia ettiğin insanların nazını çekersen dostun da çok olur. Nazını başkalarına çektirmeye kalkarsan yanında kimse kalmaz, dost bulamazsın. Kurbanlık gelin gibi süslenirdi İlhan Apak unutulan bir geleneği bizlere şöyle hatırlattı: "Kurban kesileceği zaman evin büyüğü evde kim varsa ona öğretirdi. Dedem babama öğretmişti, o da bana. Eskişehir'den buraya gelinceye kadar hep kendim kestim kurbanımı ama burada nerede yaşayacaksınız o duyguyu. Bağ zamanı birkaç kuzu alınır beslenirdi. 3-4'ü neyse satılır biri de kurban için ayrılırdı. Bayrama 2-3 gün kala koyun güzelce yıkanırdı. Üşümesin diye düşünülür su ılıtılırdı. Hayvana eziyet etmemek lazım. Gelinlik kıza kına yakar gibi sırtına, alnına kına konurdu. Arefe günü de süslenirdi koyun. Alnına gelin teli bağlanır, boynuzları parlak çikolata kağıtlarıyla kaplanırdı. Boynuna mavi nazar boncuğu, boynuzlarının uçlarına da iki kırmızı elma konurdu. Evde nişanlı delikanlı varsa, nişanlıya koyun giderdi muhakkak. Bu kadar da değil. Boynuna beşibiryerde, sırtına da elbiselik kumaş konurdu. Evde beslenen koyundan ayrılmak çocuklara zor gelirdi, evin büyüğü neden kesildiğini, amacını anlatırdı." Yokluk vardı ama paylaşmayı bilirdik Eski bayramları hasretle anlatan TGRT FM Radyo Müdürü İlhan Apak'a sormadan edemedim tabii, "bir bayram anınız var mı paylaşabileceğiniz diye?" O da sanki tekrar o günleri yaşıyormuşcasına çocukluğuna gitti: Kurban etinden kavurma ve helva hazırlanıp yer sofraları kurulunca büyüklere su döktüğümüzü, ellerini yıkadıktan sonra peşkir (havlu) uzattığımızı hiç unutamıyoruz. Önce büyükler el yıkar, sonra yaş sırasına göre devam ederdi. Ardından çocukların dört gözle beklediği bayramlaşmaya gelirdi sıra. Eller öpülür, harçlıklar avuç içlerine sıkıştırılıverirdi. Anadolu'da adettir, sadece bayram günleri hanımlar beylerinin ellerini öperler. Büyüklerin yanında utanıldığı için onlar dışarı çıkınca öperlerdi. Ne sevinç, ne neşe Yarabbi... Bütün aile birarada, küçükler giyinmiş, büyükler yaptırabilmişlerse yeni elbise, yoksa en temiz fistanlarıyla. Biz ayakkabıyı, elbiseyi senede bir görürdük. Anne babanın en büyük sıkıntısı bayramda çocuğuna ne alacağıydı. Bundan sonra çocukları evde tutmak zorlaşırdı. Bir an önce akrabalara gidip harçlıklarını almak isterlerdi. Sonra ver elini bayram yeri, oyunlar, alamadıkları yiyecekleri sırayla alıp mideye indirme. Şimdi sadece para için kapı kapı dolaşılıyor, harçlık almanın anlamı da değişti, bu güzel değil tabii. Eğlencelik bayram yerleri Kasabaların büyükçe yerlerinde yazları bayram yerleri kurulurdu. Bizim Kula'da futbol sahasının yanında genişçe çimenlik bir yer vardı. Bayram yerinde çocuklar, kayık şeklinde yer alan salıncağa oturur, başındaki adam da sallardı. Bir de zincirlerle asılı olup ayakta binilen 'tekme salıncağı' denen türü vardı. O kadar yükseğe çıkardı ki, biz ters dönecek diye korkardık. Delikanlılar genç kızlara hava atarlardı. Bu eğlencenin yanında çocukların çok sevdiği taş helva, susam helva satılırdı. Şimdi çok çocuğun bilmediği macunun envai çeşiti bulunurdu. Tarçınlı, limonlu, portakallı... Harçlığını alan çocuk, bayram yerine koşardı, parasını arkadaşlarıyla paylaşırdı. Yokluk vardı ama paylaşmayı bilirdik. Şimdi bütün sıkıntılar 'hep ben' demekten çıkıyor.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.