Bazen sessizlik konuşur...

A -
A +

Huş ailesi için bir buçuk yıl önce değişti her şey. Her zamanki gibi birlikte çıktılar evlerinden ve Tuna Huş eşini işyerine bıraktıktan sonra ayrıldılar. Sonra o telefon geldi Berrin hanıma "Eşiniz hastanede" diye. Kalp rahatsızlığı vardı Tuna Huş'un ve öyle sandı Berrin hanım. Ama bambaşkaydı hastalık. Uzun süren hastane günleri, ard arda geçirilen zor ameliyatlarla sıkıntılı bir dönem başladı. Beyne giden damarlardan biri tıkanınca beyin kanaması geçirmişti "Türkçe ustası"... Sağ tarafına inen felçle birlikte sanki o güzel sesi, doğru Türkçe'yi kıskananların nazarıydı yaşananlar. Bir pıhtı beynin "konuşma" yönünde emir vermesine engel olmuştu. Artık kelimeler çıkmıştı hayatından "Ba... ba... ba..."lara kalmıştı. İşte bütün bu zorluklar içerisinde yanında eşi ve kızı vardı Tuna Huş'un . O günden bu yana eli, kolu, konuşan dili olan Berrin Huş anlatıyor yaşadıklarını. "-O günlerdeki halini kimse görsün istemedim. Biz bile unutmak istediğimiz için sadece bir fotoğrafı var. Bir iskelet gibiydi. Kafatasından kemik alınıp karna konmuştu, önce şişlikler ve sonra da kafasındaki çöküşlerle korkunç görünüyordu. Kış çok zor geçti eve kapanıp kaldık. Belli kişiler dışında kimse de arayıp sormayınca çok sıkıntı yaşadı Tuna..." ğ Yayın dünyası vefasız -Siz daha önce de bir röportajınızda bu konudaki siteminizi dile getirmiştiniz. Vefasız mı yayın dünyası? "-Ben konuşunca Tuna kızıyor, kimseye laf ettirmez.'Herkesin bir yolu' var diyor. Bu hastalığın en büyük ilacı moral. Bir ara gerçekten unutulduk. Ben gözönünde olmayı sevmem, Tuna'nın çok gözönünde olduğu günlerde de hep uzak kalmışımdır. Pek tanımam o dünyayı ama en sonunda dayanamadım ve konuştum. Ama siz içindesiniz biliyorsunuz. Tuna 13 yılını basketbola vermişse neredeyse 30 yılını bu işe verdi. Spikerlik ve hocalık yaptı. Siz olsaydınız hangi taraftan daha çok ilgi beklerdiniz. Hastalığın başından itibaren spor camiasından hep destek geldi. Ülker- Efes Pilsen maçının gelirini tedavi için verdiler. 96'dan hastalanan kadar hocalık yaptığı dil kursundakiler mesela. Bir kez hastanede ziyarete geldiler ondan sonra telefon mesajıyla 'iyi bayramlar' diliyorlar. Biliyorum onu bu halde görmek, dayanmak zor ama. Çok mu zor bir saat gelmek. Görsün sizi, o günleri tekrar yaşasın. Onlara kızgın... Spor camiası daha vefalı.. Ama öğrencileri çok seviyormuş Tuna'yı. Aramaktan hiç vazgeçmeyenler var..." ğ Önce "anne" dedi Bu arada Tuna Huş eşinin bu konuda konuşmamasını istediğini belirtmeye çalışıyor. Biz de konuyu değiştirip, herkesi kendi vicdanıyla başbaşa bırakıp yeni yaşam düzenleri hakkında konuşmaya başlıyoruz. Öğleden önceleri fizik tedavi merkezinde bir bebek gibi her şey en baştan öğretiliyor Tuna Huş'a. Manyetik terapiyle, hücre yenilenmesi ve dokuların canlanması sağlanıyor. "-Hayatımızda bir düzen oluşturduk. Her gün fizik tedavi ve konuşma terapilerine devam ediyoruz. Hiçbir şeyimiz yokken bir 'ba, ba,ba'mız varken, şu anda cümle telaffuzlarına geldik. Hatırlamalar çoğaldı, kelimeler açısından çağrışımlar arttı. Gözle okuyabiliyordu ama eşleştirmelerde problem vardı. Önceleri ben tereddütlüydüm 'ne olur' diye. Ama bazı şeyleri gördükten sonra, şimdi çok daha iyi duruma geldi. Çok aceleye gelmeyecek bir durum. Bizim için önemli olan bir objeyi gördüğünde eşleştirmeyi yapıp adını söylemesi. Biliyor ama bunu söylemesi önemli. Hatırlatmalar yapıyorum, küçük bir dudak hareketime bakıp kelimeyi söylüyor şimdi. Resimli bir defter hazırladım isimlerle beraber. İlk söylediği kelime annemin resmine bakarak 'anne' oldu. Ama bunu söleyene kadar bir hafta uğraştık, hemen telefon açıp anneme haber verdim..." Eşine dönüp 'İnci hanım, Türkiye gazetesinden geliyor' diye söylüyor Berrin hanım. Ve büyük bir dikkatle, özenle tekrarlamaya çalışıyor usta spiker. Kelimeler ne kadar zor çıksa da, kulağa çok hoş geliyor Tuna Huş'un sesinden. Bir zamanlar "röportaj teknikleri" konusunda ondan ders aldığımız günlerdeki özeniyle aynı geliyor şimdiki çabası da. Ve Berrin hanım anlatmaya devam ediyor. "Artık ne söylerseniz tekrarlayacak durumda. Bunu günlük işlevlerine, kendi isteme şekline dönüştürmemiz lazım. Hatırlamayla ilgili problem yok, o komutun gitmesi lazım beyinde. Beyin algılıyor ama, emir veremiyor. O da yavaş yavaş oluyor. Bu hastalıkta belli bir düzelme için beş yıl gerekiyor... Hiç konuşamaz diyen doktorlar bakalım şimdi ne diyecek..." ğ Evde durmak istemiyor Rahatsızlığının başından beri en büyük destekçisi olmuş Berrin hanım Tuna Huş'un ama 'bizim gücümüz Tuna'dan geliyor' diye anlatıyor; "-Bizim evden kahkaha hiç eksik olmaz. O neşesinden hiç bir şey kaybetmedi. Hepimizin moral kaynağı, hastanedekilerin de. Gitmediğinde 'neredesiniz siz bizim moral kaynağımız, neşemizsiniz' diyorlar hemen. Bu hastalığın kademeleri var. Daha iyi durumda olan pek çok hasta tedaviye cevap vermiyor ama Tuna öyle değil çok gayretli, şaşırtıyor herkesi. Tuna çok hareketlidir, yine de öyle. Evde durmak istemiyor. Evden çıkarken de beni toparlıyor, 'anahtarlarını al, şunu al, bunu al' diye. Hastaneye gidiyoruz, tutturuyor 'sahile gidip çay içelim' diye. Biz eskiden de Paşalimanı'na giderdik, Tuna balık tutardı. Şimdi yine gidiyoruz, çayımızı içiyoruz, balıkları kızımız Zeynep tutuyor..." Kahvelerimizi içiyoruz, bakışlarımızla anlaşmaya çalışıyoruz Tuna Huş'la. Ve ayrılma zamanı geldiğinde kapıya kadar uğurluyor bizi Tuna Huş. Felç nedeniyle sağ kol ve bacağını kullanamasa da koltuk değneğini bırakıp öyle yürüyerek. Gülmeyi de ihmal etmeyerek. Ben de bir an önce o güzel sesten, o güzel ve doğru Türkçe'yi tekrar duymayı diliyorum pek çok seveni gibi. 'İç'inizdeki sesleri unutmayın... "Ne oldu?.. Neden böyle olduk?.. " diye soruyor herkes birbirine... Sanki bozulmaları, değişmeleri, insanca değerlerden uzaklaşmaları yaşayan, incelikleri, gönül almaları, hoş tutmaları ortadan kaldıran başkalarıymış gibi... Başka bir diyar değil başka bir alemden gelmiş sanki çirkinlikler. Telaşlara, günlük koşturmalara, maddi hırslara kapılanlar, vefayı, aramayı, sormayı unutanlar da bizler değilmişiz sanki... Sanki yanımızda yeşermemiş yalnızlık ve unutulmuşluk, sanki biz sırt çevirmemişiz acı çekenlere... Sanki hiç görmediğimiz başka eller sulamış, gübrelemiş onların toprağını... Bir yaban el değmiş o güzelim aramalarımıza, dertleşmelerimize, omuz vermelerimize... Ya siz, ya ben, ya biz?.. Neredeydik peki?.. Bu kadar mı az insanı desteklemeye yeterdi gücümüz?.. Bu kadar mı azdı içimizdeki sevgi, üçe beşe bölünce başka kimseye kalmıyor?.. Kim kuruttu onları, kim kopardı köklerini de böyle açıkta ve çaresizce kuruyorlar... Yok olmaz, bu kadar kolay olamaz. Etine, kemiğine sinmiş insan kokusundan yürek bu kadar habersiz kalamaz, kapayamaz kulaklarını. Yok olmaz insan dediğin "Aman o dündeydi ben bugüne bakarım" diye sorumsuzca sırt çeviremez öncesine. Bir "İçe bakmak" lazım. Kendi içimize, bakabildiğimiz kadar derine. Gözleri zorlayarak, hafızanın gözünü de ekleyerek... Ve kulakları da dörde dört ekleyip açarak. Bir dinleyin nice sesler, nice resimler geçiyor içimizden. Çoktandır bakmadığımız, çevirmediğimiz sayfalarda kimler var?.. Kimlerin sesleri, anıları, resimleri... Çocuklğunuzun sokak simitçisinden, okulda elinizden düşen ilk tebeşirin gürültüsüne, annenizin sokağa seslenişinden, babanızın işten dönüşteki ayak sesine... Sevdiğiniz ilk gençlik şarkısının melodisinden, radyoda dinlediğiniz arkası yarınlara, televizyonlardaki haberlere!... Orada durun şimdi... Durun, dinleyin ve seyredin. İşini iyi yapan birkaç resim ve ses var ancak. Ve onlar arasında da biri... Hani beyaz saçlı, bıyıksız. Hani her akşam evinize konuk oluyor. Siz daha çocuksunuz, belki ilk gençlik yıllarınız, ya da emekli olmuşsunuz kulağınız ajansta... İşte o resimden söz edeceğiz bugün. O sesten. Pek çoğumuzun ortak hafızasına kazılı resimlerden birinden. Hadi adını ben söyleyeyim; Tuna Huş... Şimdi hep birlikte bir daha söyleyelim; Spiker Tuna Huş... Çünkü o şimdi kendi adını bile söyleyemiyor. İnci Ertuğrul

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.