Babadağ'dan dünyaya... Denizli'de küçük bir atölyede başlıyor 50. yılını kutlayan Zorlu Holding'in hikayesi. Babaları Mehmet Zorlu'nun attığı ilk adımı Zeki ve Ahmet Zorlu'nun 'en iyi olmak' hedefi bugünlere taşıyor. 1946 Denizli Babadağ doğumlu Ahmet Zorlu ilk mağazasını Trabzon'da açıyor.. 1968'de hayallerinin peşinde İstanbul'a gelip Sultanhamam'daki küçük dükkanı açıyor. Onu Bursa'daki ilk dokuma fabrikası izliyor. İlk tekstil mağazasından sonra Türkiye, Fransa, Amerika, Güney Afrika ve İran'daki fabrikalar katılıyor Zorlu Tekstil'e. Ve başarılara eklenen yenileri... Vestel, Avrupa'nın en büyük TV üreticisi. İhracat şampiyonu. Kendi enerjisini karşılayacak ve satacak Zorlu Enerji. Ve finans alanında da Denizbank. Kısacası 50'ye yakın şirketle dünyanın her noktasına ihracat yapan bir dev şimdi Zorlu Holding. Çocukluğu babasının dokuma tezgahında geçen Ahmet Zorlu şimdi Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyor.. Sürekli çalışmaktan, üretmekten söz ettiği sohbet boyunca, enerjisi ve hedeflerine koşmaktaki kararlılığı dikkat çekiyor. Kendisiyle çalışmanın zor olduğunu söyleyenlerin 'çalışmayı sevmeyenler' olduğunu söyleyen Ahmet Zorlu '50. yılı kutluyor, 100'ü planlıyoruz' diye de ekliyor. Ev tezgahında başlıyor Zorlu ailesinin uzun ve soluksuz yolculuğu. Babadağ'dan Trabzon'a oradan İstanbul'a adım adım büyüyerek. Sonrasında koşar adımlarla pek çok alanda zirveye oturmayı başarıyorlar. Şimdi dünya çapında tanınan markaların sahibi bir holdingin 50 yıllık öyküsünün baş kahramanlarından Ahmet Nazif Zorlu'yla uzun bir bekleyişin ardından nihayet sohbet imkanı bulduk. Trabzon'a bir başka yatırım sözü almayı beceremedim, 'Vestel Manisaspor'u aldınız ama hani Trabzonspor da başkansız' dedim. O da olmadı. Ama her başarılı işadamıyla yaptığım konuşmadan sonraki kanaati bir kez daha yaşadım. 'Başarı tesadüfi değil ve hepsi de az çok evlerini ihmal etmenin ezikliği içindeler.' Üretmeden tüketiyoruz Sizin Türkiye'de çok tatil yapıldığına inandığınızı okumuştum. Dokuz günlük bir bayram tatilinden sonra ilk hafta geride kalıyor. -'Dokuz değil on gün, ben cumadan sayıyorum. On gün üretmeden devamlı tüketiyorsun. Yıllar önce 'üçüncü dünya savaşının çıkacağına inanmıyorum, zaten ticari bir savaşın içindeyiz' demiştim. Çalışmadan tüketmeye devam edersek bizim bir yere varmamız, bu savaşı kazanmamız mümkün değil. Enerji genel müdürüm 'Ramazan ayındaki kaybımız % 30, enerji satamadık.' dedi. 9 gün sanayi çalışmadı, onun da kaybı bu. 'Bir bayramımız var' diyeceksin? İki gün bayram yap sonra gel, çalış. Babam derdi ki deliye her gün bayram. Temsilde hata olmasın ama.' Daha çok çalışmalıyız da, çalışan açısından değerlendirme yaparsak uygun çalışma şartları sağlanıyor mu, yapılan işin karşılığı alınıyor mu? -'Uzakdoğu son senelerde gösterdiği kalkınmayla Avrupa'yı Amerika'yı sallıyor. Bunun nedenine bakmak lazım. Durup dururken bu ekonomiler büyümez. O insanlar, toplumlar fedakarlık yaptı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da insanlar sekiz saat kendileri için çalıştıktan sonra dört saat de ülkeleri için çalışmışlar. Almanya'nın durumunu görüyorsunuz. Eğer ülkenizi düşünüyorsanız toplum olarak bunu yapmalısınız. Bu da çalışmakla olur. Durup dururken kimse kimseye bir şey vermez. Bana bugüne kadar kimse getirip bir şey vermedi, hep istiyorlar. Bugün finansçı arkadaşla bazı projelerle ilgili konuşurken yarım saat içinde iki yerden telefon geldi, yardım istiyorlar. Kardeşim yardımla nasıl olur bu iş? Yok okul, yok spor salonu, bilgisayar, kitap defter... İstemekle dilenmekle bu işler olmaz. Bizi neden AB'ye almak istemiyorlar diye düşünmemiz lazım. Nereye bakarsanız bakın nereyi tutsak elimizde kalıyor. Bayramları seyranları unutup çok çalışmamız lazım. Önce üreteceğiz sonra tüketeceğiz. ' Zamanı satın alamazsınız Pek çok farklı şehirde ve ülkede yatırımlarınız var. Siz mesailerinizi nasıl bölüştürüyorsunuz? -'Benim mesai saatim yok.. Her yerde çalışmak gerekiyor, bir yerden telefon gelir, bir şey olur. Ayın 12'sinde ikisi de birbirinden önemli iki toplantım var. 'Kopyalamak lazım' diye düşündüm.. Zaman çok kıymetli, onu satın alamazsınız. O yüzden iyi değerlendirmek lazım. İki gün Manisa'ya İzmir'e gidiyorum. Ondan sonra Çorlu, Bursa, İstanbul, dolaşıyorum... Ben seyyar satıcıyım..'. Çalışmayınca hasta olurum Sizin çok titiz olduğunuzdan hatta sertliğinizden söz ediliyor. 'insan sarrafı' diyorlar. Zor mudur sizinle çalışmak? -'Benimle çalışmak çok kolaydır. Benim kapım hep açıktır. Çalışamayan insanlar beni sert mizaçlı bilir. Çalışmak bir ibadettir.. Benim şirketlerdeki sloganım şuydu: Dürüst, çalışkan; çalışkan dürüst. Bu olduğunda önün açılır. İkisini birleştireceksin. Çalışıyorsun, üretiyorsun insanlar onu alıyor ve onunla çalışıyor. Ben çalışmayınca hasta olurum.' Ülke, kurum, aile... 22 bin çalışanıyla Zorlu Holding temelinde bir aile şirketi. Bundan sonrasında aile üyeleri ve profesyonellerin dağılımı nasıl olacak yönetimde? -'Profesyonelleşme en önemli noktalardan biri. Banka, fabrikalar tamamen profesyonellerin elinde. Burada tabii ailem olacak, burası bir aile şirketi. Ailenin görevi ne, yön vermek. Birebir işe müdahale etmek, kontrol etmek değil. Bizim görevlerimiz artık belli. Arkadaşlar da sağolsunlar bize her yönde yardımcı oluyorlar. Biz ikinci kuşağız ve şimdi üçüncü kuşak geliyor. İnşallah, Önemli olan kurumların sürekli olması, insanların değil. İnsanlar geçicidir.. Ülke, kurum, aile..' Samanlık seyran olmuyor Önce kurum sonra aile dediniz. Peki kendi ailenizin bunca yoğunluk içerisinde durumu ne? Yeterince vakit ayırabiliyor musunuz? -'Onlara sormak lazım. Ev, iş, çocuk bunlar çok önemli tabii. Onlara tam zaman ayıramamış olabilirim, bir işadamının herkesi memnun etmesi mümkün değildir. Geçenlerde on gün evime gitmedim. İş hayatı bu. Öyle işadamları var ki adam bir ay bir buçuk ay evine uğrayamıyor. Üst düzey yönetici, altı ayını dışarda geçiriyor. Bu böyle... Samanlık seyran diyorlar ya, samanlık seyran olmuyor.' Nazar boncuğu 'Her zaman nazar boncuğu takarım. Annem onsuz yola çıkarmaz, bütün kıyafetlerimde vardır. Televizyonu seyreder, ters bir şey varsa. 'Sen sakın oralara gitme, yeter çalıştığın artık' der. Bir seyahatteysem 'Kış günü bu karda uçaklar gidiyor mu?' diye, bir uçak kazası haberi duysun'sen bir yere gidecek misin?' diye arar mutlaka.' Devlet portakal üretir mi? Özelleştirmedeki gecikmelerin ekonomiye büyük zararlar verdiğini belirten Ahmet Nazif Zorlu'ya soruyoruz: PETKİM ihalesinden konsorsiyum olarak çekildiniz. Sonra ihale de iptal edildi. Ve dediniz ki 'şartlar oluşsun ondan sonra karar vereceğiz.' Acaba devlet neden özelleştirmede istediğini yapamıyor. Rakamlar mı çok yüksek? -'Bu konuyu fazla irdelemeyelim. Geçenlerde bu konuda konuştum herkes ayağa kalktı. Önce herkesin 'neden 20 senede özelleştirmeyi tamamlayamadık ?' bunu sorgulaması lazım. Ben bir şey konuşunca hep yanlış anlaşılıyor. Bunu kısa ve öz olarak söylüyorum. Bir yerden geçiyoruz; 'Devlet Üretme Çiftliği'... Bana göre 'devlet üretme' değil 'devlet tüketme' çiftliği orası. Devlet portakal üretir mi ya? Olay burada. Benim o yerde kafamda tasarladığım projeyi özel sektör yapabilir, devlet yapamaz. Çünkü o projelerin yürümesi için insanların gövdesini taşın altına koyması lazım. Dünyaya bakmamız lazım. Yeniden keşfe gerek yok. 11 milyar dolar özelleştirme yapılmamış, 11 milyar dolar da harcanmış. Elindeki avucundakini mezatlarda 'saattım..' deyip satacaksın, kurtulacaksın. Özel sektörde 'kanayan yara' deriz, zarar eden bir yer varsa burayı elden çıkaracaksın. Vergiler oralarda çarçur edilmesin.' Petkim dışındaki özelleştirmelerde, Türk Telekom, Milli Piyango gibi.. Bunlara da talip olur musunuz? -'Üretim odaklı bir grup Zorlu. Özelleştirmede bizim hesabımıza kitabımıza uygun bir yer olursa, sizin dediğiniz gibi şartlar oluştuğu vakit soyunuruz, meydana çıkarız.' Hedef 5 milyar dolar PETKİM'in yabancılara gitmesine içiniz razı olur mu? -'Bana göre yabancı yerli ayırımı yapmak yanlış olur. Globalleşen dünyada yerli olsun yabancı olmasın düşüncesi yanlış. Bilen bilmeyen bir yerin fiyatını biçiyor. Görmeden kulaktan dolma bilgilerle. Bir fabrikanın resmini görerek fiyat veriliyor. Rusya bile özelleştirmeyi yapıyor. Almanya 1991 yılında 15 milyonluk Doğu Almanya'yı özelleştirdi. Ve dairelere varıncaya kadar sattı, yalnız kiliseler kaldı. Bazı KİT'ler için 3 milyar dolar, 4 milyar dolar, 5 milyar dolar telaffuz edildi. 3 milyar doların ne kadar bir para olduğunu biliyor musunuz?. Neler yaparım o parayla ben.' Neler yaparsınız? -'Öf.. Öf.. Türkiye'yi ayağa kaldırırım.' Vestel ihracat şampiyonu. Bundan sonraki lokomotif şirketiniz hangisi olacak? -'Türkiye'de milyar dolar ihracatı bizim grup telaffuz etti. Biz bunu konuşunca kimse rağbet etmedi ama şimdi herkes telaffuz edebiliyor. Demek ki biz grup olarak ileriyi görebiliyoruz.Ülkemize yararlı yatırımları gerçekleştirmemiz lazım. 2005 yılında 5 milyar dolar rakamını telaffuz ettik. Yeni yatırımlarımız var. Her yana da cephe açarsanız, kontrolü sağlamakta zorlanırsınız. Daha güçlü kurumlar oluşturmak peşindeyiz. Elektronikte, tekstilde, finansta, enerjide.. Güçleri dağıtmamak lazım."