Benim starım senaryodur

A -
A +

Titiz yönetmen -Daha önceki projelerinizde de bu vardı. Oyunculuk geçmişi olmayan, hiç bilinmeyen bir isime başrol oynatmak... Bu bir risk değil mi?... Böyle olunca 'Osman Sınav star keşfediyor' yorumları yapılıyor... "-Ben star keşfetmeye çıkmıyorum. Ben proje yaparım, karakter çizerim ve ona uygun yüzü, fiziği ararım. Ama yanlarında çok değerli, onu sürükleyen oyuncular var. Bir kadro tamamen yeni isimlerden oluşursa orada zorlanıyorsunuz. Ben hiçbir projemi bir oyuncudan, stardan hareketle yapmadım. Yapılabilir mi? Bilmiyorum o tarafını, yapanlar var. Bu 'starlarla çalışmam' demek değil. Benim starım senaryodur, projedir. O rol bir stara uygunsa onunla da çalışırım. Bir de bu sektöre yeni yüzler, oyuncular kazandırarak beslememiz gerekiyor. Bu sektörde başarılı olmuş kişilerin görevidir, bir zenginlik getirir..." Her yönetmen biraz senarist olmalı -Yönetmenliğin ötesinde bazı projelerde yapımcısınız, bazılarında da senarist... 'Benim starım projedir, senaryodur' deseniz de yönetmenler hep senaristlerin önünde... "-Kurtlar vadisinin tabiriyle 'bu işin raconu' bu, düzen böyle. Öncelikle yönetmen, yapımcı, senarist üçgeninden geçer. Bana göre her yönetmen biraz senarist olmalı. Ben her zaman projelerimin içinde bir buçuk senarist olarak bulunuyorum. Senaryo işin kitabı, kitapsız hiçbir şey olmaz. Sonra bunu anlayacak yapımcı gerekiyor. Yönetmen işin her safhasında var.Yapımcıyla yapımcı, oyuncuyla oyuncu, ya da yüceltici, yönlendirici rol oynaması lazım. İşin ruhunu, bu dünyanın tamamını yönetmen biliyor. . Onun için önce yönetmen adı gelir..." - 2000 yılı içerisinde yedi ayrı dizide isminizi gördüm. Hepsi de başa oynayan yapımlar. Aynı anda farklı projeleri yürütmek, bu yoran bir tempo değil mi? Bunların dışında hayatınızda neler var?... "-Ailem var, çocuklarım var. 16, 13 ve 10 yaşında üç çocuğum var. Eşim Hayat Bağları dizisinin sena-ristlerinden. Konservatuardan ayrılma; tiyatro drama eğitimi almış..." -Dizilerinizde aile kavramı hep ön planda zaten. Bu yoğunlukta kendi ailenle yeterince vakit geçirmek pek mümkün görünmüyor. "-Fedakarlık yapıyorlar. Önemli olan aslolan sevgidir ve bu sevginin ifade biçimidir. Paylaşmak için zamanımız az. Benim çalışma biçimim normal insanlarınki gibi değil, öyle mesai kavramı yok. Ama zamanı iyi kullanıp, verimli değerlendirmek lazım. İnsanlar sevdikleri şeyi yaparsa mutlu oluyorlar. Sinema yapmak benim sevdiğim bir iş. Ben çok şükür ki hobim olan bir işten para kazanıyorum. İnsanın yakalayacağı en büyük şans işinin aynı zamanda hobisi olmasıdır. Zaten başarılı kişileri biyografilerine bakınca da hep sevdikleri işi yaptıklarını görürüz..." -Hep dizilerle mi göreceğiz Osman Sınav'ı, sinema filmi var mı yakında?... "-Sinema filmi yapacağım, projeler de var.Yakında inşallah olacak. Sinemayı dış pazarı da düşünerek yapmak, öyle projeler dizayn etmek lazım onun için acele etmiyorum.. Onun dışındaki drama çalışmasıysa zaten yapıyorum 'televizyon dizisi mi' diye küçümseyen anlayışı da hoş karşılamıyorum. Yaptığımız şey aynı pazarı ve pazarlama platformu farklı..." -Sinema ve pazarlamaya söz gelmişken. İşte bütün dünyada gişe rekorları kıran, ülkemizde de biletleri günlerce önce satılan Matrix geliyor aklıma. Pazarlama sanatın önüne mi geçiyor?... -Sinema yüzde elli sanat yüzde elli endüstridir, pazarlaması şarttır. Çünkü geniş kitlelere ulaşmanız gerekiyordur. Yönetim sürecinden sonra iş biter ve ulusal ve uluslararası pazarlama gerekir. İnsanları suçlayamazsınız ama onu da duyurmak gerekiyor, iletişim çağındayız. Endüstri Matrıx'de çok daha üst düzeyde, Sanat onun içinde çok az bir yere düşmüş durumda. Ama temeli bu yine o olmazsa neyi pazarlayacaksınız. ABD'nin birinci gelir kaynağı silah endüstrisi, ikincisi sinema..." -Matrix'i beğendiniz mi?... "-Ben gidemedim, yoğunluktan evime bile gidemiyorum. Benim Matrix'ler evde.' - Nuri Bilge Ceylan Cannes'da ödül alınca 'keşke' dediniz mi?Bir de ödülden önce Bilge Ceylan ismi çok fazla kişi tarafından bilinmiyordu. İlla ödül mü gerekiyor? ... Bilge Ceylan'ı 'kıskandım' "-Bir kere çok mutlu oldum. Aklımdan geçti mi değil,mutlulukla kıskandım. Çünkü beni yakından tanıyanlar bilir bunu kendimi motive etme adına benim hedeflerimden birisidir Cannes'da büyük ödül almak. Bilge Ceylan'ı kutluyorum.." -Diğer hedefler.. "-Oscar tabii. Ha bu hedeftir. İnandığınız filmi yaparsınız ödül alırsınız ya da almazsınız ayrı bir şey. Pazarlama açısından da önemli bir uluslar arası fırsattır. Türk sinemasında uluslar arası üç önemli ödül vardır. Metin Erksan hocamızın Berlin'de Susuz Yaz filmiyle aldığı Altın Ayı, Yılmaz Güney'in 'Yol'la Şerif Gören'in bence aldığı ödül ve Bilge Ceylan'ın Uzak'la Can'da aldığı bu ödül. Önemli bir ödül varsa unuttuğum varsa affola mesleki olarak benim eksiğimdir. 'Yol'un ödülü politik bir ödüldür. Yılmaz Güney bana göre büyük sinemacıydı, sinema karizması olan biriydi. Yılmaz Güney'in gücü politik tavrından değil sinemasından gelir. Bunu malzeme yapmamak lazım. Yani Susuz Yaz ve Uzak'ın ödülleri sinemayla alınan ödüllerdir. Yol'da da Şerif Gören atlanmıştır, atlanmaması lazım bence..." 12 Eylül sabahı at gözlüklerimi attım -Sizinle ilgili yazılanlarda sık sık kullanılan bir ifade göze çarpıyor. 'Milliyetçi söyleme dizilerinde yer veren' diye.. "-Ben böyle bir ifadeyi ne dizilerimde ne de herhangi bir röportajımda kullanmadım. İdeolojik tavrı da 12 Eylül 1980 sabahı bıraktım. Ve o gün akşama kadar uyudum. Hayatımda uyuduğum en derin, uykuydu..." -En rahatı mıydı?... "-Evet en rahatıydı. Bütün Türkiye sonra nasıl bir Türkiye'ye uyandığımızı, o zamana kadar farketmediğimiz büyük provokasyonları gördük..." -80'e kadarki duruşunuz nasıldı, ne kadar içindeydiniz yaşananların?... "-Öğrenciydim ve ülkücüydüm. Ne yaşanıyorsa öyle yaşadım. Ben beni öyle düşündüren ve o duyguları yaşatan değerlerden bir şey kaybetmiş değilim. Bunu söylerken insanlar hâlâ oralardan, at gözlükleriyle bakıyorlar. Ben 12 Eylül sabahı o at gözlüğünü attım ve bir daha takmadım. Ve bunun hiç iyi bir şey olmadığını biliyorum. Evet ben Türk olmaktan, bu ülkede olmaktan mutluyum, vatanımı, bayrağımı seviyorum. Bu ülkede insanların adaletli bir biçimde, çalışan insanların hakettiklerini almaları gerektiğine inanıyorum. Bir şeylerin altını çiziyorsam da bunların altını çiziyorum. Deli Yürek ve Kurtlar Vadisi'nin temel fikri adalet talebidir..Geçmişe dair duygumu belki de böyle yansıtıyorum.. Özgürlükle-rimizden ve adalet talebimizden asla vazgeçemeyiz..." "Emir almam" -Sözünü ettiğiniz dizilerde güncel olayların sıcağı sıcağına işlenmesi de dikkat çekici. İşte 'Özel tim Irak sınırında silah sokarken yakalandı' haberi basında yer aldığı hafta dizide de benzer bir hikaye göze çarpıyordu. O zaman da 'nerden bu bilgiler' sorusunu soranlar oluyor... "- Olanları, öncesini ve mutlaka tarihi iyi okursanız ve bugün yaşananlara dikkatli bakarsanız satır aralarında nelerin gizlendiğini farkedersiniz. Bizim söylediğimiz hiçbir şey gizli değil, sürpriz değil. Ben ve senaryo grubundaki arkadaşlarım kılı kırk yaran bir tavırla araştırıyoruz, düşünüyoruz, tartışıyoruz. Çünkü her cümlenin arkasında durmamız lazım. Hayatımda hiçbir yerden bir dosya almadım, bir gün devlet memurluğum olmadı. Bu anlamda "Deli Yürek"te bir laf vardı 'ben hiç emir almam' diye. Hepimiz bütün dönem arkadaşlarım, benim içinde bulunduğum grup ve karşı gruptakiler , birlikte veya karşı karşıya çok büyük acılar yaşadık. Bu bize bir analiz yeteneği verdi. Bir daha inşallah o günlere dönmeyiz. Yani çok anlamsızca Yunus Emre der ya "gök ekin biçilmiş gibi..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.