Bir dizi boncukta 17 yıllık hasret...

A -
A +

Bir kavuşma hikayesi anlatacağım bugün size. Bir anne-kızın 17 yıl sonra gelen buluşmasının hikayesini. Ayşe Ateş'in bir bebekken ayrıldığı kızını genç kızlığında buluşunun.... Küçük bir kız çocuğu var resimde; üzerinde bir gelinlik, ağzında emziğiyle ürkek bakışlı, ağlayan bir kız çocuğu. Daha bir yaşını bile doldurmamış. Öne doğru bir adım atmış, yaşlı gözleriyle birine 'gitme' der gibi duran bir bebek. Adı Şeyda!.. Eşinden aldığı cesaretle programımıza katılan bir kadın oturuyor koltukta. Çok genç yaşta yaptığı iki evlilikte aradığı mutluluğu bulamayan, iki derin yürek yarasıyla kalakalan bir kadın. Yıllar süren çileden sonra şansın yüzüne son eşi Musa beyi tanımasıyla güldüğü Ayşe Ateş. Onları Karaman'dan programımıza getirense bahsettiğim o derin yürek yarası... Hani her şey güzel olacaktı! İlk evliliğini 16 yaşında yapan Ayşe, eşinin ölümüyle yeni doğmuş Barış bebekle kalakalmış. 21 yaşında ikinci defa evlenmiş. Barış'a bir kızkardeş dünyaya gelmiş bu evlilikten. Adına Şeyda demişler. Eşinin hayali yurt dışına gitmekmiş. O'nun boşanma teklifini daha iyi bir hayat, çocuklarına daha iyi bir gelecek umuduyla kabul etmiş. Şeyda daha birkaç aylıkken babası evden ayrılmış. Ayşe onun yanına gideceğini düşünürken sadece 3 ay haber alabilmiş kocasından. Sonra arayıp sormalar kesilmiş. O umutla çocuğunun babasını beklerken görümcesi, "Boşandın, kocan da yok artık bu evde duramazsın" diyerek onu evden göndermiş... İkinci defa kucağında bebekle onu büyüten anneannesinin kapısını çalmış. Eşinden ayrılıp baba evine dönen pek çok kadının yaşadığı açmaza sürüklenmiş Ayşe hanım. "Bebeği bırak sen gel, o adamın çocuğunu istemiyoruz" demişler. "O kadar bunalmıştım, çaresizdim ki. Kafamı toplayamıyordum. Birkaç günlüğüne yetiştirme yurduna bırakıp sonra alırım diye düşündüm. Bir gelinlik aldım giydirdim. Kendi dizdiğim boncuklardan bir zincir yapıp emziğini boynuna astım. Belki gelin olarak göremem diye o gün fotoğrafını çektirdim. Bakın ağlıyor resimde, ondan ayrılmamı istemiyor..." 'Kızınız evlatlık verildi' O da istemez Şeyda'sından ayrılmayı. 15 gün sonra koşar Çocuk Esirgeme Kurumu'na. Aldığı cevap 17 yıllık bir ayrılığın kapısına açar: "Kızınız evlatlık verildi!" Bağırır, çağırır, araştırır, ama nafile! Kızından hiçbir iz bulamaz. "Ben onu bırakırken bir kağıt imzalamıştım. Kafam öyle karışıktı ki onun evlatlık verilebileceğine dair bir imza attığımın farkında bile değildim." Fotoğraftaki beyaz gelinlikli küçük kıza bakarken gözyaşları süzülüyor yanaklarından. 17 yıllık hasret damla damla dökülüyor yüreğinden. Eşi Musa Ateş onu "ağlama" diye teselli ederken kendi gözyaşlarını siliyor bir yandan da. Yıllardır karısıyla beraber Şeyda'yı bulmak için çabalamış ama bir sonuç alamamışlar. "Bizim çocuğumuz olmadı, evlat edinmeyi düşündük o da olmadı. Oğlumuz (Ayşe hanımın ilk evliliğinden olan Barış'tan söz ediyor) da yurt dışında şimdi. Şeyda'yı hep aradık, sonunda size geldik." Ayşe Ateş'in yüreğindeki ateşi söndürmek onu yavrusuna kavuşturmak istiyorduk. Ama kafamızda pek çok soru ve 'ya..' diye başlayan cümle vardı. Birbiri ardına gelen bu soruları düşünürken eninde sonunda Şeyda'nın bu gerçekle yüzleşeceğini düşündüm. Biz onu arayıp bulmasak da, o bir gün gerçek ailesini bulmak için çabalayacaktı. Ayşe hanımın "Ben onun mutluluğunu bozmak istemiyorum, sadece bir fotoğrafı bile yeter" cümlesi bizi iyice gayretlendirdi. Yıllar süren ayrılıktan sonra bir annenin en büyük hakkıydı yavrusunu kucaklamak... ? 'Ben de Şeyda'nın annesiyim' Biz böyle düşünürken gelen telefon hepimizi rahatlattı. Telefondaki kişi kendisini "Ben Şeyda'nın annesiyim" diye tanıtıyordu. Ayşe hanımın şaşkınlığı ve gözyaşlarını görünce, "Yani Ayşe hanım da annesi, ama ben de annesiyim, lütfen ağlamasın. Şeyda her şeyi biliyor, zaten biz de koruyucu ailesiyiz" diyerek devam ediyordu konuşmasına. Selimiye hanım konuştukça sevincimiz ikiye katlandı. Çünkü koruyucu aile olarak bugüne kadar bakıp büyüttükleri Şeyda'ya gerçeği anlatmışlardı, o da annesini bulmak istiyordu. Ancak Şeyda özel durumu nedeniyle yatılı olarak eğitim görüyordu. İşitme engelli olan kızlarını özel bir eğitim kurumuna verdiklerini anlatıyordu Selimiye hanım. Ayşe hanım bir an önce kızını görmek istiyordu, stüdyodaki konuklar da Şeyda'yı büyüten aileyi tanımak. "En yakın zamanda" cümlesiyle noktalanan yayından sonra gelen kavuşmayı tarif etmek zor aslında. Stüdyoda heyecandan titreyen Ayşe hanım kızını göreceğine inanamıyordu. Bir başka odada oturan Selimiye hanım ve eşi Mehmet bey ise bunca yıldan sonra gerçek annesiyle karşılaşacak çocuklarını izliyorlardı. Şeyda da bir an önce annesini tanımak için sabırsızlanıyordu... Film gibi kavuşma anı Yanına gittiğimde Selimiye hanım çantasını açtı, küçücük bir elbise çıkarttı. "17 yıl önce Şeyda'yı yetiştirme yurdundan aldığımda üzerinde bu elbise vardı. Belki bir gün annesi bu elbiseden tanır diye hep sakladım. Bir de emziği bu zincirin ucundaydı." Avucuma bir dizi boncuk bırakıyor Selimiye hanım. Bir film gibi her şey. Ama hiçbir senaryo böyle ilmek ilmek işlenemez ki. Ayşe hanımın en büyük hazinesi olarak sakladığı o fotoğraftaki boncuklar bunlar. Bu boncuklar öyle değerli ki stüdyoya kadar zor taşıyorum. Ayşe Ateş'in yanına oturup avucumu açıyorum, tek bir söz etmeden. Elimden nasıl alıyor onları fark etmiyorum. Bağrına basıyor, kokluyor, öpüyor. Şeyda'sına bütün hasretiyle, özlemiyle. Gözyaşları rengi solmuş boncukları ıslatıyor. "Bunları ben dizdim, ucuna da emziğini taktım düşmesin" diye. Devamı gelmiyor cümlenin... Stüdyodaki bütün konuklar onunla birlikte ağlıyor, tek söz edemiyor kimse. O, boncuklardan oluşan zincire dalıp giderken Şeyda giriyor stüdyoya "anneciğim" diyerek. 17 yıl sonra anne-kız ilk defa kucaklaşıyor. Daha yeni yürüyen bir bebekken ayrı kaldığı yavrusuna neredeyse gelinlik çağına gelmişken kavuşuyor anacığı. Musa bey gözyaşları içinde izliyor bu anı. Sonra İngiltere'deki abisi Barış katılıyor yayına. En yakın zamanda görüşmek için sözleşiyorlar... ------ Herkes ortaya çıkıyor ŞEYDA'yı küçücük bir bebekken alıp, yüreklerinde büyüten, sevgiyle koruyup gözeten Selimiye hanım ve eşi Mehmet beyi stüdyodakiler ayakta karşılıyor. Ayşe Ateş de nasıl teşekkür edeceğini bilemiyor, dualar birbirine ekleniyor. Duyamadığı için dudak okuyarak konuşulanları anlayabilen Şeyda hem şaşkın, hem mutlu anlatıyor duygularını: "Ben de annemi bulmak istiyordum, anneme söylemiştim." Sağında Ayşe annesi, solunda Selimiye annesi, ikisinin arasında oturuyor. "Ağlama anne" diye siliyor Ayşe hanımın gözyaşlarını. Bu güzel kavuşma anında Hollanda'dan bir telefon geliyor: "Ben Şeyda'nın gerçek babasıyım, ben de seni bulmak istiyordum!" Onu minicik yavrusuyla bırakıp giden eski eşinin sesini duyan Ayşe hanım donup kalıyor. Kandırılan, vaatlerle hayatı karartılan, eşinin yolunu gözlerken evladından ayrı kalan bu kadının yüzündeki ifade öyle çok şey anlatıyor ki... Konukların 'Neden bıraktın eşini, kızını?" sorularına cevap veremiyor İbrahim Tolu. Birbiri ardına telefonlar geliyor. Şeyda'nın amcasından, dedesinden.... Kalabalık bir aileye kavuşan genç kız şaşkın, ama mutlu bir ifadeyle izliyor olanları. ------ Evlat edindikleri Şeyda'yı yüreklerinde büyüttüler SELİMİYE-MEHMET çiftinin çocukları olmayınca evlat edinmek istemişler, uzun yıllar beklemişler bunun için. Selimiye hanım Şeyda'yı ilk görüşünü, geçen yıllarda yaşadıklarını anlatırken kızına sevgisi her halinden belli. O ve eşinin yaptıkları, söyledikleri karşısında saygımız bir kat daha artıyor. Şeyda bebek onların yüreğinde öyle güzel büyümüş ki: "Çok güzel bir bebekti, hemen alıştık birbirimize. İlk gördüğümüzde çok sevdik ve aldık Şeyda'yı. Ertesi gün çok hastalandı. İshal olmuş, ayakta duramıyor, doktora götürdük. Hareketlerinde bir tuhaflık var zihinsel bir problem var zannettik önce. Doktor işitmediğini söyledi. 'Bu bizim kaderimiz' dedik ve geri vermeyi hiç düşünmedik. Kendi doğurduğum çocukta da olabilirdi. Yaramaz bir bebekti, sabahlara kadar ağlardı. Eşimle nöbetleşe beklerdik başında." Selimiye hanım ve Mehmet bey Şeyda'nın koruyucu anne-babası. O'nu nüfuslarına almama nedenleri ise yine geleceğini düşünmeleri. "Şeyda'nın durumu yüzünden almadık. Bize bir şey olursa Şeyda ortada kalmasın, devlet ona bir iş versin diye düşündük. Yoksa şimdi nüfusumuza almak istiyoruz, o bizi bırakmadıkça biz asla onu bırakmayız. Bütün aile, kardeşlerim hepimiz çok seviyoruz Şeyda'yı." Küçücük bir bebekken aldıkları Şeyda'ya gerçeği nasıl söylemişlerdi acaba? "Çok akıllı bir çocuktu. Bir süre nüfus cüzdanının yanlış yazıldığını zannetti. 'Babamın soyadıyla benimki niye farklı. Niye sizin isimlerinizi yazmamışlar?' diye sorardı hep. Doğruyu anlattığımızda çok değişti. O dönem çok zorlandık. Gece kâbuslar görüyordu, annesini çok merak ediyordu. 'Niye beni bıraktı?, Ne durumda?' diye. Ben de annesini bulmasını çok istiyordum içindeki merak gitsin diye. Bundan sonra tatillerde, bayramlarda gidebilir annesinin yanına." Kızı için hem çok seviniyor, hem de tedirgin Selimiye hanım. Belki içinde değil ama yüreğinde büyüttüğü yavrusu acaba bundan sonrası için nasıl bir karar verecek?.. ------ Koruyucu aile hizmeti ÇEŞİTLİ nedenlerle öz ailesi yanında bakımları bir süre için sağlanamayan çocukların kısa veya uzun süreli olarak, anne-baba özelliklerini taşıyan ücretli veya gönüllü statüdeki uygun aile ya da kişilerin yanında devlet denetiminde bakımlarının sağlanmasıdır. Ülkemizdeki ilk koruyucu aile uygulaması 1949 yılında yapılmıştır. Hizmetin geniş olarak uygulanmasına ise 1952 yılında başlanılmıştır. Gelişmiş ülkelerde korunmaya muhtaç çocukların yüzde 75'i koruyucu ailelerde bakılırken, ülkemizde bu oran yüzde 4'tür. Ülkemizde son 10 yılda her yıl ortalama 88 çocuk koruyucu aileler yanına yerleştirilmiştir. Halen 536 koruyucu aile yanında 575 çocuk bulunmaktadır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.