Bir bültende; "Bakırköy sahilinde balık tutan TV 8 kameramanlarını yıldırım çarptı, birinin durumu ağır" diye okumuştum haberi. Aradan aylar geçti ve o habere konu olan iki kameramanla oturduk, o günü ve sonrasını konuştuk. Hakan Durmaz ve Eser Bakan hala-dayı çocukları. Aynı yıl doğmuşlar, yanyana evlerde birlikte büyümüşler. Aynı işyerinde aynı işi yapıyorlar. Bir çeşit kader birliği var sanki aralarında. Şimdi gülerek, kahkahalarla anlattıkları olayda ikisi de ölümden döndü. Yaşadıklarını Eser anlattı çoğunlukla. Çünkü Hakan ne olayı hatırlıyor ne de öncesini. İki kuzenin inanılmaz öyküsünü okumak istiyorsanız buyrun, ama keşke onların kahkahalarını ve hayata olumlu bakışlarını aktarma şansım da olsaydı! İlk defa balık tutmaya çıktılar. 3 milyonda bir rastlanan bir olay gerçekleşti ve üzerlerine yıldırım düştü. Hakan kazadan sonra geçmişine dair hemen her şeyi unuttu, Onu ölmekten kurtaran kuzeni Eser ise şimdi neredeyse zamanının tamamını onunla geçirip her şeyi hatırlamasını sağlamaya çalışıyor. Eser sürekli terleyen alnını siliyor; "Biliyor musunuz bu kağıt mendillerden günde kaç paket harcıyorum" diyerek... Geçirdiği kaza sırasında sinir uçları yanmış ve 'toparlanması en az bir yılı bulur' demiş doktoru. Ben "Olay ne zaman olmuştu?" diye sorduğumda, Hakan gülerek verdiği cevapla durumunu özetler gibiydi: "Gazetelerin yazdığına göre Temmuz'un 17'sinde!.." "Bu kaza balık tutarken oldu. Peki sık sık gider misiniz balık avlanmaya?" diye sorunca ikisi de gülmeye başlıyor. Zaten sohbetimiz boyunca da eksilmedi gülüşleri. Ölümden döndükleri olayı öyle anlatıyorlar ki, ben de tutamıyorum kendimi... "İlk defa balık tutacaktık" Hakan- Hayatımızda ilk defa gidiyorduk balık tutmaya. Hatırlamıyorum, ama Eser'in söylediğine göre ben istemişim balık tutmayı! Eser- Ben o gün çalışıyordum, Hakan izinliydi, şirkete geldi. Çıktıktan sonra otobüste "balığa gidelim mi?" dedi. Çok şaşırdım, 'nereden çıktı' diye! Çünkü ikimiz de oltanın nasıl atıldığını bile bilmeyiz. Evimiz Bakırköy sahilinde, ama bir kere deniz kenarına inmemişiz. Bir başka kuzenimizden olta istedik; "anlamazsınız, bozarsınız" diye vermedi. Babasını arayıp ondan aldık. Hava biraz yağmurluydu sahile gittiğimizde. Orada bir adam bize; "gençler işi biliyorsunuz, balıklar bu havada sahile vurur" dedi. Ben döndüm Hakan'a; "Oğlum biz bu işi biliyoruz" dedim. Yağmura rağmen hiç geri dönmeyi düşünmedik. -ki ikimiz de tembel insanlarız, izin günümüzde bile pek dışarı çıkmaz, evde otururuz. Kader derler ya... ¥ İkiniz yanyana mıydınız olay sırasında? Eser- Evet. Yakınımızda biri daha vardı. Daha olta atmamıştık bile olay olduğunda. Hakan'ın oltasının ipi dolandı, onunla uğraşırken ben deniz tarafında birkaç şimşek gördüm, ama hiç düşünemedim tabii, aklıma böyle bir şey gelmedi. Dönmemle birlikte havadan bir şeyin gelişini gördüm. Bomba falan patladı sandım, kayalıklara düştüm, Hakan'ın da havaya doğru fırlayışını gördüm. ¥ Ya diğer kişi? Ona ne olduğunu biliyor musunuz? Eser- O da denize fırladı. Ona ne oldu bilmiyorum, kendi telaşımızdan onunla hiç ilgilenemedim. Ben kalktım, baktım tişörtüm yanmış! Ne olduğunu anlamadım, şoktaydım. Baktım, Hakan da iki metre ötede duruyor. ¥ Onun da yanık mıydı üzeri? Eser- Hakan'ın üzerinden dumanlar çıkıyordu, benim de nefesim kesilmişti. Hakan'ı kaldırmaya çalıştım, kaldıramadım. Sürüklemeye başladım. Düştüğünde kafasını çarpmış ve beyin kanaması geçirmiş. Yalnız o sırada yaşadığım bir şey daha var. Hakan'ın çok sevdiği bir dupont çakmak vardı, babasının hediye ettiği. Ona gözü gibi bakardı, sigaramızı bile yakmazdı onunla. Hakan düştüğünde çakmağı gördüm biraz ilerde. Kararsız kaldım bir an "Hakan'ı mı yetiştireyim, çakmağı mı alayım?" diye. Her şey bitti ondan bir hatıra olur diye düşündüm. Hakan'ı sürükledikten sonra bıraktım ve gidip çakmağı aldım. "Bomba patladı sandım" ¥ Kimse yardıma gelmedi mi? - Herkes sağa sola kaçıştı, çünkü bomba patladı sandı insanlar. O sırada bir araba durdu, onun sürücüsü yardım etti arabaya taşımama. "Diğerlerini de bekleyelim" dedi. Ben baktım Hakan'ın kalbi durmuş! "Yok, devam edelim" dedim.. Zaten Hakan'ın kalbi beşinci şoktan sonra çalıştı. İlk iki-üç denemeden sonra vazgeçselerdi!.. Hakan- Kalbin yerini bile bilmeyen Eser, bana kalp masajı yapmış arabada. Eser- Masaj yaptım, baktım gözler yerine geldi. ¥ Ne düşündün Eser o sırada? Eser- Her şey geçiyor insanın aklından. Ben 'artık bitti' diye düşündüm. Yoğun bir trafik vardı, akmıyordu. İndim, arabaların camlarına vuruyorum, bağırıyorum, herkes bana bakıyor, film gibiydi. Ara sokaklardan hastaneye vardık, Hakan'ı sedyeye aldılar, ondan sonra benim de pilim bitmiş, bayılmışım. Sonrasını ben de net hatırlamıyorum, TV 8'deki herkes bir anda oraya doluştu, yöneticisinden sahibine kadar. Onların o ilgisini, desteğini anlatamayacağım, çünkü çok güzel bir şeydi. Hakan- Biz onlara böyle yüzyüze teşekkür edemiyoruz, insan ne diyeceğini bilemiyor, ifade edemiyor. Ama arkadaşlarımız, yöneticilerimiz çok ilgilendiler. Hastane masraflarımızı işyeri karşıladı, çok da yüksek bir rakamdı; 85 milyar. Üstelik bizim başımıza bu olay çalışırken de gelmedi. ¥ Sizi hastaneye götüren kişi kimdi, onunla görüşebildiniz mi sonra? Hakan- Bilmiyoruz. Daha sonra da gelmiş hastaneye ama o telaşla kimse sormamış adını. Aslında bulmak lazım onu, çünkü ters yöndü ve o durup yardım etti. Buradan ona da çok teşekkür edelim. Olay anında cepten aranmış ¥ Üzerinizde giysi olarak ne vardı? Lastik ayakkabı mı giyiyordunuz mesela. Yıldırımı çekecek bir şey var mıydı? Cep telefonlarının yıldırımı çektiği söylentisi de var. Cep telefonu var mıydı üzerinizde? Eser- Hakan'ın cep telefonu vardı ve ben bu sebepten olduğuna inanıyorum. Çünkü daha sonra baktığımda tam o olay sırasında, 18:30'da gelen iki çağrı gördüm telefonda. Asker bir kuzenimiz aramış "ben de geleyim mi balığa?" diye. Telefonda darbe de vardı. ¥ Bir beyin ameliyatı geçirdin galiba, sağlık durumun nasıl? Hakan- Yere düşünce beyinde ödem oluşmuş, iki gün sonra beyin ameliyatına almışlar. Sinir uçları yanmış, "toparlanmak bir yılı bulur" dedi doktor. Çok terliyorum. Çok şiddetli ağrılarım var, ama içten. Onları giderecek bir ağrı kesici de yok ne yazık ki. Soğuk havalarda ağrılarım çok artıyor, fazla yürüyemiyorum. Bazı ilaçlar kullanıyorum, beyinle ilgili. Unutkanlığımın da zamanla geçeceğini, parçaların yavaş yavaş yerine oturacağını söylüyor doktor. "Babamı bile tanıyamadın" ¥ Neleri unuttun? Eve gittiğinde eşyaları, odanı hatırladın mı? Hakan- Hâlâ hatırlamakta zorlandıklarım var. Yavaş yavaş oturuyor yerine bazı şeyler. Çocukluğuma dair şeyleri hatırlıyorum, ama olaydan bir kaç ay öncesi ve sonrası yok. Mesela babama "Siz Salih Bey'e ne kadar benziyorsunuz" demişim. Onu bile hatırlayamadım önce. Hastanede kardeşime "Sinan'ı çağırsana" demişim, o da "Abi benim, Sinan" demiş! Ben de; "Kardeşimi tanımıyor muyum, ne diyorsun sen" diye bağırmışım, hatırlamıyorum hiç birini. Bir hafta öncesine kadar, üç gün önceki olayları hatırlayamıyordum. Şimdi zorlayarak, parçaları birleştirerek yakalayabiliyorum. Her şeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi... Öğrene öğrene ilerliyorum, yılmadan. ¥ Zevklerinde, alışkanlıklarında bir değişme oldu mu bu peki? Hakan- Mesela futbol karşılaşmalarını izlemeyi hiç sevmezdim. Şimdi hangi maç olursa olsun, ikinci ligdekileri bile 90 dakika oturup seyrediyorum. Eskiden çok yemek seçerdim, şimdi her yemeği yiyorum. Karnabaharı bile yemeye başladım, hiç hayatımda yememiştim. Eser- Hastanede; "Bak, ne kadar da lezzetli" deyip, yiyordu. İnanamazsınız... Hakan- Bir de eskiden çok sinirliydim, şimdi çok sakinim. Hâlâ inanamıyorum yıldırım çarpıp da böyle olduğuma. Hastaneye niye yattığımı bile bilmiyordum. Ben çıktığımda, trafik kazası zannediyordum. "Sana Yıldırım çarptı" dediklerinde, şirketin şoförü Yıldırım ağabeyin bana arabayla çarptığını sandım. "Getirin onu bana, nasıl çarpar?" demişim. ¥ Eskiden gök gürültüsünden, yıldırımdan korkar mıydınız? Şimdi yağmurlu havalarda sakınıyor musunuz kendinizi? Hakan- Yok hiç korkmazdım, şimdi de korkmuyorum. Eser- İnsana araba çarpınca ne olur, "ya tekrar olursa" diye daha dikkatli davranır, düşünür ya; bende de o var. "3 milyonda 1 olan olay" ¥ Peki bu kazadan sonra; "Yıldırım nedir, daha önce böyle olaylar olmuş mu?" diye araştırdınız mı? Mesela doktorunuz daha önce böyle bir vakayla karşılaşmış mı? Eser- Ben araştırdım internetten. Hatta biz olaydan bir hafta önce, televizyonda yıldırımla ilgili bir belgesel izlemiştik Hakan'la. Adam bir teli tutmuştu ve çok uzaktaki bir yıldırım onu etkilemişti. "Adama bak, nerede yakalandı" diye konuşmuştuk. Korktum vallahi. Hayatın bir anlık bir şey olduğunu ve herşeyin birdenbire değişebileceğini, yok olabileceğini anlıyorsunuz. Hiçbir şeyi kafaya takmayıp, "kimseyi kırmayayım" diyorum. Böyle söylüyorum, sonra yine aynı şeyleri yapıyorum ya, neyse... Doktorlar da ilk defa böyle bir olayla karşılaşmışlar. "Ne oldu?" diye sordular. 3 milyonda bir rastlanan olaymış!.. ¥ Psikolojik destek aldın mı Hakan? Hakan- Aldım, ama o da boşa gitti herhalde, hatırlamıyorum çünkü. Çok zorlanıyorum zaman zaman. İnsanlarla konuşuyorum, ama kimdir bilmiyorum. Biri arıyor cep telefonumdan yarım saat kadar konuşuyoruz, ama kim olduğunu bilmeden... ¥ Kamerayı, işini unuttun mu peki? Hakan- Stüdyo kamerası olduğu için rahat, hareketler belli, pek zorlanmadım. Ama aktüel çekime çıkınca ne yaparım bilemiyorum. Zaten şimdi tam olarak çalışıyorum denemez. Müdürler; 'alışayım, ortamdan kopmayayım' diye idare ediyorlar beni. Eser ve diğer arkadaşlar yardım ediyorlar bana. 'Düzeleceğini düşünmüyordum' Kuzenlere; "Tekrar balık tutmaya gidecek misiniz?" diye soruyorum. Eser; "Asla! Ben ağzıma balık bile koymam zaten" diye cevap veriyor. Hakan ise tebessüm ederek; "Olabilir, ben balığı severim çünkü" diyor... Sohbetin sonunda Hakan'a "Var mı eklemek istediğin bir şey?" diyorum. Geçmişe dair çok şeyi hatırlamayan Hakan; Eser'e dönüyor; "Bilmem, basın sözcüm bilir" diyerek takılıyor. "Sormayın, basın sözcüsü, sekreteri oldum gitti" diyor Eser. İkisi de gülmeye devam ediyor. ¥ Bir çeşit ikinci şans denebilir bundan sonrasına herhalde. Böyle bakıyor musun? Hakan- Kesinlikle ikinci bir hayat gibi düşünüyorum. Her an insanın başına bir şey gelebileceğini ve her şeyin bitebileceğini öğrendim. Orada ölebilirdik. Daha güzel, sakin yaşamaya çalışıyorum, hiçbir şeyi kafama takmıyorum. Manevi açıdan da duygularım daha güçlendi. Eser- Bizi tanıyanlar "Şaşırmadık başınıza böyle bir şey geldiğine" dediler, inanır mısınız? Bir gün Hakan'la Bakırköy'de yürüyoruz, tam ayağımızın dibine bir adam düştü. Başımızı kaldırdık üst geçitten düşmüş. Bir adım daha atsak üstümüze düşecekti. Düşünsenize başkalarına nasıl anlatacaksın "üstümüze adam düştü" diye! Evdekiler de duyunca inanmamış yıldırım düştüğüne... Ben düzelmeyecek diye düşünüyordum. Çünkü çocukluğumdan beri beraber olduğum insan, bana "Sen kimsin" demeye başladı. 3-4 ay, gece-gündüz hep yanında kaldım. Gece kalkıyordu mesela "Eser miğferim nerede? Getirsene, komutan kızar" diye konuşuyordu. Daha önceden hoşlanmadığı bazı insanlara da tepki gösterdi, tuhaf laflar söyledi. Bir gün işe gitmek için hazırlanıyordum. "Nereye?" dedi Hakan. "İşe gidiyorum" deyince; "Sen ne iş yapıyorsun" diye sordu. "TV 8'de kameramanım" deyince. "Ya tanıdığın var mı, bana da bir şey ayarlayabilir misin?" dedi, ben de "Bakarız" dedim. Bir gün de, o hazırlandı çıkıyor; "Nereye?" dedim. "İşe!" dedi. Ne iş yaptığını sorunca da, "Kahve işletiyorum ya" dedi...