Bu bayram var mısınız!

A -
A +

Kucaklanmak, bağra basılmak bekledikleri Hesap- kitap yaptınız.. Belki bir giysi belki de (sembol oldu ya) bir çift yeni ayakkabı aldınız çocuğunuza... Gözündeki mutluluğu, sizi kucaklayışını hayal ederek dolaştınız mağazaları. Sonra karınca kararınca ziyaret edeceklerinize ne götürebileceğinizin telaşı sardı sizi. Şimdi 'bayram' kapıda bekliyor. Bayram sabahı çocuğunuzun elinizi öpüşündeki duygu ve gurur her seferinde bir ilkmişçesine taptazedir ya siz de onu bekliyorsunuz. Belki de ilk kez bu bayram öpecek elinizi. Küçücük elleri ilk kez bir eli tutacak büyüklüğe ulaşmıştır. Oysa bir bayram sabahı yatağından erkenden kalkıp anne-babasının, dedesinin yanına bir an önce koşmak için telaşla giyinmenin güzelliğini bilmeden büyüyen nice çocuk var. Bayram sabahındaki kahvaltıda, o hiç çözülemeyen huzurlu havayı koklayamayan... Uyandığında yastığının yanıbaşına konmuş bayramlıkları, her gün zaten harçlık aldığı babadan o gün alınan paranın başkalığını. Tek tek dolaşılan, gidilemezse aranan eş dost, akrabayı bilmeyen, bilemeyecek olan.. Bayramları da herhangi bir gün gibi geçirip yetişkin olan nice çocuklar. Nerede olduklarını bilmedikleri ailelerinden ayrı hayata ta en başından yapayalnız başlayan... Onlara da giysiler alınıyor belki, ihtiyaçları gideriliyor ama... Ama onların istediği bambaşka...Onlar kucağa alınmak istiyor, sıkı sıkı sarılmak, koklanmak. Birinin bağrına basılmak. Ne dersiniz tatil dokuz gün. Hiçbir tanıdığınızın, akrabanızın evi yok mu bir kimsesiz çocuklar yuvasının yakınında. Bu dokuz günde onlara ayırabileceğiniz 1-2 saat? Yaşınız ne olursa olsun. Birkaç saatliğine de olsa 'abla, abi, anne, baba' demeyi özleyen bu çocuklara koşsanız. Onlar da 'bayram etse'. Ama sonra; tekrar tekrar gitseniz, kendinizi özletmeseniz... Bayramınız kutlu olsun! Hepsi üzerimize doğru koştular... Kimi foto muhabiri arkadaşımızın, kimi şoförümüzün üstüne atıldı 'baba' diye... Ve bacaklarıma dolandı minik kolları 'anne' diyerek... Biz sessizliğe gömüldük önce... Hepimizin çocukları vardı, bilirdik bir çocuğu kucağına alabilmenin tarifsiz güzelliğini... Ve bilirdik bir çocuk için anne babayı karşılamanın ne demek olduğunu... İyi de şimdi bu çocuklara ne diyecektik? Bunu hiç öğrenmedik ki biz. Hiç bilmedik ki 'ailesizliğin' ilacı nedir? Özellikle İstanbul'da sokağa terk edilen yeni doğmuş bebeklerin sayısındaki artış dikkat çekici. SHÇEK'na bırakılan bebekleri , sokakta yaşayan çocukların durumunu İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kahraman Eroğlu ile konuştuk. -Özellikle İstanbul'da 'Polisler sokağa terk edilmiş bir bebek buldular' cümlesini çok sık duyar olduk. İnsan yeni doğmuş bir bebeğin sokağa bırakılmasını hiçbir kalıba, hiçbir nedenin içine sokamıyor... -'Göç, aile içi sorunlar, bölünmeler, yapılan yanlışlar sonucunda bu sayıda bir artış var. En büyük artış İstanbul'da ve yılda 150-160 civarında terk bebek oluyor. Bazı anneler gerçekten başka bir yolu olmadığı için, çaresizce bırakıyor 'sonra durumum düzelince gelip alırım ' diye. Bir hata sonucu çocuk sahibi olan genç kızlar var aile ve çevre baskısından korktukları için bırakıyorlar çocuklarını. Zaman zaman gelip gizlice ziyaret edenleri oluyor. Çocuklar ne yaparsa yapsın aileler affetmeli. Affetmemek daha büyük hatalara yol açabiliyor, intihara, geri dönülemeyecek yollara sürükleyebiliyor gençleri. Kendisi de çocuğu da yok oluyor. Annesi olan bir çocuğu yuvaya bırakmak doğru değil. Hem kendisi, hem anne baba ömür boyu azap çekiyor. O bebeğin de hiçbir suçu yok...' 40 çocuklu anneler -Yuvalar ve imkanlarınız yeterli mi bu çocuklara bakmak için? - 'İstanbul'un tek 0-6 yaş çocuk bakımevi burası. 300 çocuk olması gerekiyor ama 400 çocuk var. Bırakıp gitmişler bakmak zorundayız. Bir gönüllü anne burada 40 çocuğa bakıyor. Yıkaması, giydirmesi.. Bir anne 40 çocukla ne kadar ilgilenebilir ? Özellikle genç emekli annelere, amcalara, üniversite öğrencisi olup vakti olan ablalara, abilere gönüllü olmalarını hep söylüyoruz. Bir çocukla temas kurmak, saçını okşamak onun için çok önemli... Her gün baklava, börekle, parayla mutlu olmuyor çocuklar. Onu mutlu eden 'ben senin abinim, babanım...' denmesi elinin tutulması, gezilmesi. Devlet her şeyini veriyor bu çocukların, giyeceklerini, yemeklerini. Tek bir şeye ihtiyaçları var; ilgi ve sevgi..' -Buradaki çocuklar devletin koruması altında. Ama bir de sokakta yaşamaya çalışanlar var. Bir çocuğu sokağa iten ekonomik nedenler mi başka problemler mi? -'Yaptığımız çalışmalar en önemli nedenin aile içi baskı, şiddet ve istismar olduğunu gösterdi. Şiddet gören anneyi kurtarma duygusuyla çocuk çalışmak istiyor, sokağa çıkıyor ve tekrar geri dönüşü olmuyor. Sokakta çalışan 7-8 bin çocuk var. Onları desteklemezsek bir süre sonra sokakta yaşayanlarla aynı duruma ve büyük tehlike haline gelebilirler. Sokak her türlü tehlikeye ve istismara açık. Çoğunlukla göç etmiş, sosyal ve ekonomik anlamda zor durumda olan ailelerin çocukları ama sosyo-ekonomik durumu iyi olup aile içi geçimsizlik nedeniyle sokağa kaçan çocuklarla da karşılaşıyoruz. Ben sosyal hizmetler il müdürü olarak sokaktaki çocuklarda azalma olduğundan eminim. Aracımız beş yıl, üç yıl önce sokağa çıktığında 15 çocuk getiriyordu, şimdi sabaha kadar geziyor en fazla aldığı çocuk sayısı üç.' Tinerci çocuk değil, tinerci adamlar - Siz sayı azaldı diyorsunuz ama bir çeşit çeteler var sokaklarda. Madde bağımlılarının sayısı artmış, suç işleme yaşı düşüyor, oran da artıyor. -'Bu maalesef yılların birikimi. Artık onlara tinerci çocuklar değil tinerci adamlar dememiz gerekiyor. Yaşları 24- 25-26.30. İspirto içenler, her türlü maddeyi kullananlar var. Şu an bizim kurumlarımızda 17 yaşında olup ilkokul ikiye giden çocuklarımız var. Hiçbir eğitimden geçmeyen çocuğun sokaktaki halini düşünün. Biz uçucu madde bağımlılarının istem dışı da olsa tedaviye alınması için mahkeme kararı çıkarttık. UMATEM'de onların tedavilerini yapıyoruz. İstanbul'da 11 tane çocuk ve gençlik merkezi var. Bu konuda topluma ,özellikle basına görev düşüyor.' Sokaktan, santranç şampiyonluğuna -Bu merkezlerde eğitilen çocukların tekrar sokağa dönme ihtimali ne? Normal hayata katılabiliyorlar mı? -'Beş yıl içerisinde sokakta yaşayan 1470 çocukla birebir çalışma imkanımız oldu. Bunlardan 672'si tekrar ailesine döndürüldü.300'e yakın çocuk korumamız altında. Bir kısmı okula devam ediyor. 5 yıl sokakta kaldıktan sonra iki yıllık bir çalışma neticesinde Türkiye satranç birincisi olan var. Aşçılık yapanlar, otelde çalışanlar, marangozlar, pek çoğu meslek edindi.' -Suç işleme yaşı da gittikçe düşüyor. Kap-kaçtan, gaspa kadar pek çok olayda çocuk denecek yaştakileri görüyoruz. Sokakta yaşayan çocuğun suça karışma oranı ne? -'Hepsi. Sokakta yaşayan çocuk yaşayabilmek için her türlü riske, zararlı alışkanlıklara, tehlikeli işlere girmek zorunda. Yoksa sokakta yaşayamaz. Belli bir guruba katılmak zorunda.' Her şeylerini karşılıyoruz Senede 160-170 civarında kimsesiz çocuğu evlatlık veriyoruz, gerekli yazışmalar yapıldıktan sonra. Bu kadar nüfusun yaşadığı İstanbul'da koruyucu aile konusunda istediğimiz sonucu alamadık. 42 civarında koruyucu ailemiz var. Oysa çocukların giyecek ve yiyecek giderlerini de karşılıyoruz. Aileler maalesef bu konuya yaklaşmadılar. Çocuk benim kime ne!.. Çocuklarını sokakta yaşamaya, çalışmaya zorlayan ailelerle ilgili 533 dava açtık. Sonuçlanan 78 davadan 77'si çocukların yararına... Ailelere 6 ay-1 yıl hapis cezası verildi ve bu paraya dönüştürüldü. İki aile hakkında da çocuklar üzerindeki velayetini kaldırma kararı alındı, çocuklar bize verildi. Çocuk benim istediğimi yaparım imajının yerine, benim olduğu kadar devletin demek ki imajı yerleşti. Adın "Sevgi" olsun... -Adlarını 'Kader' koymayın ne olur bu koca gözlü yavruların.. Adlarıyla birlikte yüklemeyin omuzlarına hiç de payları olmayan 'hayata eksik, yalnız başlayışın' hüznünü... Onların da öpecek elleri olsun bayram günlerinde. Sıkı sıkı sarılacak büyükleri. Sen koca, kara gözlü çocuk... Üç yaşındaymışsın.. Yaşını bile söyleyemedin, adını da... Ama öyle sıkı sarıldın ki kucağımdan inmemek için boynuma!.. Gel adın Sevgi olsun, mutluluk, olsun... O gözlerinde de sana en çok yakışacak, hakkın olan gülümseme... Ve sen de bayram sabahlarında evin içinde dolaşan büyüklerinin, ayak seslerine uyan. Kucağımdan inmedi, Çağla... Hep kucağımda kalmak istedin Çağla... Hani yaşın benim kızım kadar... İki elinle tuttun saçlarımı iki yandan hiç bırakmadan... Senin de Emine'nin de, Kader'in de saçları kısacık kesilmiş... Böyle daha kolay bakıyorlar size herhalde...Uzasın saçlarınız...Ve sıcacık dokunan eller tel tel tarasın onları... Bir bayram sabahı iki yandan iki kulak yapılsın kurdelelerle. Senin, Emine'nin, Kader'in... Diğerlerinin, hepinizin....

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.