O bir ceviz ağacıydı! Öyle kaptırmıştık ki kendimizi Firdevs ve Abidin'in oy yüzdelerine; ömürlerini müzik üretimine verenlerin yüzlerine dönüp bakamıyorduk bile! Biz zaten uzun süredir böyleydik. Günlük 'star'lar peşine takılıp; 'klip hayatları'nı, her hafta yenilenen 'büyük aşkları' izliyor, yaşıyorduk. Yanıbaşımızda 'ceviz ağaçları' vardı. Dallarına kar yağıyordu, ama onlar yaprakları kar altında olsa da dimdik duruyordu. Gülhane Parkı da eskisi gibi değildi. Ve bir sabah... 'Bir gün beni anarsan, bak o zaman resmime!' diyerek vedalaştık... Hep söyleriz; bir defa da ben söyleyeyim: "Neden kaybettikten sonraya bırakılır, hak edilenleri hak edene vermek?" 'Cem kırgın gitti' Yıllar öncesinden bugüne Anadolu Pop Müziği'nin öncüsü Moğollar'ın uzun, beyaz saçlı delikanlısı Cahit Berkay; bugünlerde çok hüzünlü. Sabahlara kadar uzayan sohbetlerin tekrarlanamayacağını, gitara çağıldayan sesin bir daha eşlik edemeyeceğini bilmek... İşte Berkay'ın yaşadığı şok bu! Kuşaktan kuşağa, köylüsünden kentlisine hepimizin, kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz yüzlerce eser armağan eden Moğollar'ın yolu, müzik anlamında 1972'de Cem Karaca ile kesişir. Cahit Berkay'ın deyimiyle de o güne kadar olan küçük bir arkadaşlık ilişkisi; ondan sonra büyük bir dostluğa dönüşür... * Acı haberi alınca ne hissettiniz? - Sabah kızım uyandırdı, haberi almış. Bana söyledi. 'Sen ne dediğini biliyor musun kızım?' dedim. Önce derin bir nefes aldım; sonra da zaten hissiz bir hale geldim. O kadar çok şey paylaştık ki birlikte... Dostum, sevdiğim, saygı duyduğum biriydi. Çok farklı kesimlerden dostu, hayranı vardı. Cenazeye Kıbrıs'tan gelen de oldu, Avustralya'dan kalkıp da yetişemeyenler de!" O tam 'bizlik'ti! * Cem ile bir araya gelişinizin hikâyesi nedir? - Moğollar'ın hedefi yurtdışına gidip müzik yapmaktı. Gittik de! Plak yaptık, ödüller aldık, ama dil bilen bir solistimiz olmadığı için hep bir yerde tıkanıyorduk. Cem çok iyi İngilizce bildiği için; sesi, sahnede duruşu ve yorumuyla hep kafamda 'Onun gibi bir solistle Moğollar ne kadar muhteşem olurdu' düşüncesi vardı. Bir gün plak yapımcımızla bir görüşmedeydik. Cem de oradaydı. Ben, laf arasında kafamdakini söyledim. O da 'Yaa keşke olsa! Moğollar gibi bir grupla çalışmayı çok isterdim' dedi. Biz anında grupları takas ettik. Bizim şarkıcı Kardaşlar'a gitti. Kardaşlar'ın Cem Karaca'sı bize. Cem Karaca-Moğollar oldu. Öbür taraf ise Ersen-Kardaşlar. Görüşümüzü yansıttık 1971 yılında Fransa'da 'Behind The Dark' ile, daha önce Jimi Hendrix ve Pink Floyd'un aldığı 'Academic Charles Cros' büyük ödülünü alan Moğollar; Cem Karaca gibi bir solistle 'Asri Gurbet, Namus Belası, İhtarname, Çökertme' gibi pek çok 45'lik ve çok büyük konserler yapar. Şimdi çok az dolan salonlara; o zaman hayranları sığmaz, dışarda kalır. Berkay, o yılları şöyle anlatıyor: - İçinde bulunulan günler Türkiye için zor günlerdi. Siyasi çekişmelerin siyah-beyaza dönüşmeye, kemikleşmeye başladığı günler... Biz de ister istemez siyasi görüşlerimizi; ortaya koyacağımız parçalarla vermeye çalıştık. Siyasi görüşümüz de örtüşürdü Cem'le. Bunun için belli bir görüşün ifadesini taşıyan parçalar yapmaya başladık. İyi de yaptık, hâlâ gençler o şarkıları söylüyor. Cem Karaca-Moğollar birlikteliği, Cahit Berkay'ın Fransa'ya gidişine kadar devam eder. Ama müziğe, sanata bakışları ve dostlukları hep aynı yerde kalır... * Cem Karaca'nın vasiyeti çok konuşuldu ve herkes onu bir taraflara çekmeye çalıştı!.. - Ben söylüyorum, Cem kırgın gitti. Bir sanatçı için alkış en önemli şeydir. Alkış dopingtir, en büyük teşviktir. 'Alkışlamayın' demesindeki amaç başkaydı. Tekbir de ayrı şey, onun isteğiydi. 'Bu saatten sonra alkışlamayın beni' dedi Cem. Onu solculuğu sağcılığıyla değil; yaptığı işlerle, müziğiyle anmaktır bize düşen. Cem Karaca üç sene, beş sene önce Müslüman olmuş bir adam değil. 72'de beraber çalışırken, besmeleyi çeker öyle çıkardı sahneye. Bunu herkes bilsin. Şimdi herkes bir tarafa çekmeye çalışıyor. Kimse 'O bizdendi' diyerek siyasi platforma çekmeye çalışmasın, ayıp. Korsan bitirdi * Cem Karaca'nın birçok bestesi ve albümü var. Bununla birlikte bir barda sahne alıyordu. Ona gereken değer verilmedi mi? - Cem'in her yerde parçaları kullanılıyor. Bütün bunlara telif ödenmek zorunda. Bırakın 30-40 seneyi, bu haklar altı sene önceki haliyle sağlam çıkarılıp uygulanmış olsaydı; bugün Cem Karaca belki keyif için senede iki konser verirdi. Haftada iki gece saat 11'den 2.30'a kadar barda şarkı söylemek zorunda kalmazdı. Bunlar çok ayıp, ama acı gerçekler. Korsan kaset CD bir sektör olmuş, birileri trilyonları götürdü. Ya niye uyuyorsunuz? Biz MESAM olarak çalıştık bu kanunun eser sahiplerinin aleyhine olduğunu söyledik ama dinlemediler. Benim yüzlerce bestem var. İlk defa 1999'da MESAM'dan para aldım ve kendime bir araba aldım. 2001 senesinden beri kimse para ödemiyor. Ben manyak mıyım her ay iki tane filme müzik yaptım? Yaşamak için yaptım. Telif yasası adam gibi çalışıyor olsaydı senede 30 tane film müziği değil, 2-3 tane yapardım ama adam gibi yapardım. * "Beklenmedik bir zamanda ayrılan 35 yıllık bir dosta yeni albümde bir şarkıyla 'güle güle' demez mi Cahit Berkay" diyorum. Ama o; dolu dolu gözleriyle, bir dosta karşı duyulan sevgiyi bile saklayacak duruma gelişimizi anlatıyor: Ne hale geldik - Bestenin en güzeli, Cem'i anlatan bir şarkı yapmaktır. Ne kadar çok yakışır. Son kasetime de yaparım, ama bizim milletimiz öyle garip ki. Cem benim dostum, canım, ciğerim, 35 senelik arkadaşım. Ama derler ki: 'Bak ölüsünden bile fayda çıkartacaklar!' Bu samimiyeti insanlarımız anlamıyorlar. Bunun için sevgimizi saklamak zorundayız. Ne hale geldik bir bakın. Bir köşede birikmiş 1800 dolarım vardı. Cem'in cenaze günü 'lazım olur' diye cebime koydum. O parayı hiç hissettirmeden çalmışlar cebimden. Ben kimseye söylemedim, utandım. * Cem Karaca çok eleştirildi, döneklikle bile suçlandı. Bütün bunlar onu nasıl etkiliyordu? Cem Karaca kadar ülkesini seven; kültürüne aşık bir adam zor bulunur. Babası Acem, annesi Ermeni kökenli. Ama onlar (her ne kadar onun müzisyen olmasını engellemek için adam tutup konserlerde yuhalatsa da) bu ülkeyi seven öyle bir çocuk yetiştirmişler, öyle bir kültür aşılamışlar ki hayran kalırsınız! Cem düşündüğünü söyleyen, sakınmayan, hazırcevap biriydi. Bu ülkede kaç kişi özeleştiri yapmıştır? 'Türkçe'yi iyi kullanırdı' Ne yaptıysa 'ben yaptım' derdi. Beş evlilik yaptı; hepsinde de severek evlendi. Döneklikle suçlandığı dönemde kendi şarkısıyla en kibar, en estetik haliyle cevap verdi: 'Döndüm diye memleketime döneksem, döndüm işte babo, döndüm.' Cem Karaca'nın muhteşem bir Türkçe'si vardır. Türkçe'yi çok kötü kullanan, (yöresel ağızlardan söz etmiyorum) şarkı sözleri bir şeye benzemeyenlerin ders olarak parçalarını dinlemesi lazım. Cem Karaca buna olağanüstü bir örnektir. 500 tane parçası vardır, otursunlar dinlesinler. BİR HATIRA Altın Güvercin şarkı yarışmasına katılacağım; beste yaptım. Cem'e 'Lütfen sözlerini yazar mısın?' dedim. 'Sen mi okuyacaksın' dedi. 'Evet' dedim. Bir saatte yazdı 'Kahya Yahya'nın sözlerini. Bir kasete okudum ve gönderdim. Parça finale kaldı. Arayıp söyledim finale kaldığımızı. Yine 'Sen mi okuyacaksın?' diye sordu; ben de 'Evet' dedim. 'Sen şarkıcı mısın?' diye çıkışmıştı bana. Ona açtığım üçkağıt da tuttu ve birinci olduk. Orada kazandığımız para ödülüne de çok ihtiyacımız vardı... Yaşarken öldürmeyin Türkiye'de pop müzik öyle kullanılıyor ki; bütün alanı kaplıyor, bizim alanımızı daraltıyor. Biz bir yerlere çıkıp, bir şeyler yapma fırsatı bulamıyoruz ki! Konserler yapıyoruz, ama bir TV'de, bir gazetede hiçbir haber yok bizimle ilgili. Hâlâ ellerimizle, tırnaklarımızla kaza kaza devam ediyoruz. Bundan sonra da artık istemiyoruz! Yayınladığı klipler için para isteyen bir kuruluş, Cem Karaca'nın kliplerini oynatıyor şu günlerde. Ne yüzle oynatıyorsun be adam? Bu ülkenin değerleri var! Onlara zamanında yer ver. Avrupalılar'ın 30 sene evvelki iyi sanatçısı, müzikçisi bugün hatırlatılıyor, unutulmuyor. Zaten orada kötüler gelemez bir yere. Edit Piaf öldü gitti, ama beş yaşındaki çocuk bile tanıyor. Bizde ise öldükten sonra 'Aaa, ne kadar güzel şeyler yapmış' diyoruz. Heykeli yapılıyor, parka adı veriliyor. Bunu daha önce yapın; bu adamları yaşarken öldürmeyin. Yeni albüm müjdesi... Şu günlerde yeni bir kasetin hazırlığındayız. Sözleriyle, besteleriyle dopdolu, yepyeni parçalar dinleteceğiz hayranlarımıza. Bir tepki albümü, ismini daha koymadık. Mesela Ahmet Arif'in bir Adiloş bebesi vardır, Ahmet abinin yeğenidir. Bu Adiloş şimdi otuzlu yaşlarda ve muhtemelen şimdi onun da bir bebesi var. Ben ilk kuplesini yazdım, devamını toparlayamadım, Can Dündar'dan rica ettim o da devamını yazdı. Sonra 'Süreyya' diye de bir parçamız var, milli atletimize yazdığımız. 'Kan fışkırıyordu ekranlardan, çölde gökyüzü' gibi bir parçamız daha var. Çetin Altan'ın yıllardır yazdığı 'Önemsiz önemliler' sözünden yola çıkan bir parça da var. 'Sanatçı' değilim! Ben bizim kesim için 'sanatçı' sıfatını kullanmıyorum artık, utanıyorum. Çünkü kimlere bu sıfatı yakıştırdıkları ortada! Biz müzik işçisiyiz, müzisyeniz. Cem Karaca kartvizitine 'sanat yapan' yazılsın isterdi. Ben de kendime 'Çalgıcıyım' diyorum. Gitar çalıyorum, saz çalıyorum. Bir çok müzik aleti çaldığıma göre 'zengin çalgıcı'yım ben. Bu ülkeyi çok seviyorum, bundan başka Türkiyem yok. Bu ülkenin iyi idare edilmesi en çok istediğim şeydir. Aradığım şey; dürüstlüktür, sahip olduklarımızın hakkaniyetle paylaşılmasıdır. Türkiye üzerinde çok oyunlar oynandığına inanıyorum, hepimiz el ele vererek bu oyunlara karşı gelmeliyiz. Amaç, para olmuş 200'den fazla filme, 90'a yakın diziye müzik yapan, sayısız besteye imza atan ve bir seveninin söyleyişiyle 'sandalye bacağına tel bağlasanız, onu da çalacak' olan Berkay; son günlerde uzayıp giden 'popstar olma kuyruklarına' bir anlam veremediğini söyledi ve devam etti: Mahalle arasında top oynayan çocuk da 'Ben İlhan Mansız olmayı istiyorum' der. Ama kolay mı? Çok çalışmak, emek ister. Müzikte de böyle, bir yerlere gelmek istiyorsan uğraşman gerekiyor. Yoksa balon gibi çıkartıldığın zaman, alt tarafın boş olduğu için tepe takla düşersin. Estetiğin hoş, sesin de güzel diyelim! Sen ne söylüyorsun? Ali'nin Veli'nin şarkısını! "Zerrin'i sildim" Müzik dünyası büyük bir endüstri haline geldi. 'Yatırdığım parayı nasıl katlarım' diye düşünüyorlar. Yoksa estetik kaygı, sözlerle ilgili bir kaygı adamların umurlarında değil. Popüler olmak, bizde şöhret ve onu paraya çevirmek olarak algılanıyor. Medya belli bir ismin üzerine gidip, bir nevi beyin yıkamayla onu işlerse, siz de o insanı seversiniz. Türkiye'nin kültürü, değerleri, yaşadığımız erozyon kimsenin umurunda değil. İnsanlar öz kültürlerinden uzaklaştırılmaya başlandı, bu korkunç bir şey! Bayhan'ın 'Dostum dostum' şarkısını dinleyen Zerrin Özer; o kötü yorumdan etkilenip ağlıyor. Televizyondan izleyen milyonlar da, 'Bak ne güzel söyledi, Zerrin Özer de etkilendi' diyorlar. Ben Zerrin'i sildim gitti zaten. Ahmet San ise çok iyi konser organize eder, gitsin onu yapsın. Ben bunu, bir eğlence programı gibi görmek isterdim. Şimdi 'yeni bir Tarkan' geliyor diyorlar. İlk defa Tarkan'ı savunmak durumundayım. Tarkan eğitimli, hiç olmazsa balon değil, ona ayıp yaa! Türkiye'nin starı, bu yarışmanın birincisi olacak; tahtını bile hazırlamışlar! Bu; yıllarca okullarına giden, tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelenlere yapılan büyük bir ayıptır. TV sadece para aracı oldu, çok akıllıca tezgahlanmış bir şey... Kalite önemli Bizler profesyonel insanlarız, yaptığımız işlerden tabii ki para kazanacağız. Ama üretirken 'böyle bir parça yapsak şu kadar satarız' diye bir kaygımız yoktu. Şimdi popüler müzikte yukarda kalma süresi kısalıyor, üç ay önce ortalıkta olan isim, bakıyorsunuz yok. Onlar aslında bindikleri dalı kesiyorlar, ne kadar ucuz yaparsan, o kadar kısa sürede tepe takla olursun. Pop müzik karşıtı değilim, toplumun bir kesiminin sevdiği müzik budur. Sözlerinde biraz aşk olacak, içeriği önemli değildir, önemli olan biraz ritmik olmasıdır. Ama bunu da kaliteli yapmak gerekir.