'En kolay iş bizimki' Konuşmam dedi önce Fatma Kıskanç... "Eşim çok kızar. Bakmayın bizim burada böyle durduğumuza beylerimiz çok kıskançtır." Sonra da birkaç cümleyle de olsa anlattı kendini. Eşiyle birlikte 25 senedir çiçek satıyor Taksim'de. Biri sekiz diğeri onsekiz yaşında olan iki çocuğu öğrenci. Sohbetimiz sırasında eşi mezatta çiçek almaya gitmişti. Her tezgah sahibi ayrı ayrı gidip, kendi çiçeğini alıyor iki günde bir... "En kolay iş bizimki. Çocukluğumuzdan beri çiçek satıyoruz. Kapalı yerde çalışamayız biz alıştık böyle dışarda olmaya." Tezgâhın altında duran küçük elektrik sobasında ayaklarını ısıtmaya çalışırken kışın üşümekten şikayet ediyor. Peki en çok çiçeği hangi gün satmış? "Sevgililer Günü'nde. Ekseri sevgililer için, doğum günü için alıyorlar. Kocam da "Sana bir tezgah dolusu çiçek aldım. Sevgililer Günü'nde" derken kahkahaları müşterilerin sesine karışıyor. "Herkes yönetici" Hanife Yorgun 32 senedir sarının yanına beyazı, maviyi, kırmızıyı katarak rengarenk demetler yapıyor. Kendi deyimiyle o demetleri 'sevgiyle' insanlara satıyor. Taksim'de çiçek tezgâhlarının yeri değiştikçe meydanın bir o yanına gitmişler bir bu yanına. Üç çocuğu, üç de torunu var ama hiç biri bu işi yapmıyor. Eşi bahçivan. Mezatlara da o katılıyor zaten. Hanife hanım sabahtan akşama kadar her gün tezgahın başında. Çok övündüğü tezgâhında orkideye kadar her çiçeği bulmak mümkün. "Cesaret lazım Taksim meydanında orkide satmak için. Ama müşterilerime yok dememek için orkideme kadar bütün çiçekleri koyuyorum tezgâha. Saksı çiçeklerim, kesme kuru çiçeklerim hepsi var" diyor. 15 milyondan aldığı orkideleri '20, 25, 30'a satıyor müşterisine göre. En çok hangi çiçeği alıyor insanlar acaba merak ediyorum. "En çok frezya satılıyor. Buketler de gidiyor. (Bir yandan renkli buketler tanzim ediyor) 10 milyon diyorum, 7.5'a, 5'e veriyorum. Tabii çiçekten çiçeğe de fark ediyor. Devamlı müşterilerim var. Yoldan geçen müşterilerle olsa kazanamam. Kendi müşterim geldiği zaman 'Nasılsın, iyi misin tombul diye' yaklaşırlar. Öyle güzel sohbetlerle satıyorum çiçeklerimi." İnsanın işi çiçek satmak olunca evine çiçek götürür mü acaba? "Evime çiçek götürmüyorum. Evimde saksı çiçeklerim var.. Bahçemde, salonumda... Onlarla konuşurum, sohbet ederim." Ya eşi? O çiçek alıyor mu ona? "Benim beyim hacıdır. Sevgililer gününde "Hacı bana ne alacaksın?" diye sordum. "Sana bir kamyon çiçek aldım" dedi. "Ben çiçek değil, başka hediye istiyorum" dediğimde ise "Olmaz hanımlara çiçek alınır" diye karşılık verdi" Dışarıdan bakınca çiçeklerle uğraşmak keyifli görünüyor da işin zorlukları nedir acaba? "Arkadaşlarla anlaşmada promblemler oluyor. Müşteri benim tezgâhı görüp gelirken, çağırıyor. Aramızda bazı yaramaz kişiler vardı onlar ayıklandı. Keşke herkes biraz daha düzenli olsa. Tezgâhını düzenli tutsa. Maalesef birbirimize uymuyoruz. Başımızda kimse yok. Herkes kendine göre yönetici burda." "Verem zenaatı" Derya sekiz yaşında... Çiçek tezgâhlarındaki en küçük eller onunkilerdi. Babaannesine yardıma geliyor arada bir. Okula gitmiyormuş. Bizimle konuşmaya sıkılıyor, babaannesinin arkasına saklanıyor. Adı da yaptığı işe yaraşan Gülşah hanım evlendiğinden beri çiçek satıyor. Yani 27 yıldır. 55 yaşında, iki oğlu, dokuz torunu var. Eşini 12 yıl önce kaybetmiş. Çocukları farklı işlerle uğraştığı için, işin bütün yük onun üzerinde. Haftada üç gün Etiler'e mezata gidiyor. Sabah dokuzda iki buçuğa kadar mezatta oluyor. Açık artırmayla aldığı çiçekleri bir arabaya yükleyip, Taksim'deki tezgâhın yolunu tutuyor sonra. Çiçeklerin hepsini seviyor ama işler kötü olunca sermayeyi kurtaramayınca onlardan da soğuyor. "260 milyonluk çiçek aldım dün mezattan. Bugün daha siftahım yok. Bizimki verem zenaati, görüldüğü gibi değil. Dükkana 75 miyon kira veriyorum, bir de elektrik parası. Şimdi su almaya uğraşıyoruz. Sabah yediden akşam ona kadar buradayım. Sonu yok bu işin." Pembe, gönlüm sende Adını sorunca "pembe, gönlüm sende" diyor üstüne basa basa 86 yaşındaki Pembe nine. Diğer tezgâhtakileri "gelinim" diye tanıtıyor. Onlar da "olsun bizim büyüğümüz, anamız sayılır" diyorlar. Kulakları ağır işitiyor, ayakta durmakta zorlanıyor ama yine de çiçeklerin başına gelmeden edemiyor haftada birkaç gün. Evi Tarlabaşı'ndaymış. Çocuklarından şikayet ediyor kendine has bir şiveyle: "Yalanız yaşayorum. Bakmayorlar" Çiçekçilikten, ne emekli olabilmiş ne de rahata kavuşabilmiş bir türlü. Çiçek tezgâhlarının arkasında geçen bir ömrü yine orada noktalamak ister gibi bir hali var. 'Sosyal güvencemiz yok' 45 yaşında Derya Barın... Dört çocuğu var. 30 senedir Taksim'de çiçek satıyor eşiyle birlikte. "Memnun musun işinden?" diye sorunca, "Memnun olmasak da mecburuz bu işi yapmaya Başka ne yapabilirim?" oluyor cevabı. Dedik ya bize keyifli geliyor bu iş dışarıdan seyredince. "Alıyorsun satamıyorsun, çöpe gidiyor. Bazen anlayışsız müşteriler oluyor. Hiçbir sosyal güvencemiz, sigortamız yok. Hastalansak, büyük problem oluyor. Sabah yedide geliyorum, akşam dokuza kadar buradayız. Yoruluyoruz. Eve hiç vakit kalmıyor. Ömrümüz burada geçiyor. Neyse ki evde gelinim var. İki torunum, üç yaşında da oğlum var. İstirahat etmeye vakit bulamadık ama çocuğa bulduk anlayacağın" diyor kahkahalarla... Çiçekçi dostlarım Havaların ısınmaya inat ettiği bir bahar gününde ayrılıyorum Taksim'deki tezgâhlardan. Aslında bütün çiçekleri kucağıma yığmak istiyorum ama. Hiçbirini gücendirmemek için çiçek almıyorum o gün. Bir tezgâhtan kızgın sesler geliyor ardımdan: "Konuştu çiçek almadan gitti" diye. Bu seslere bir demet Firezya ya da bir tek gül için yapılan pazarlıkların sesi karışıyor. Aklıma yalnız Ankara günlerinde kendime aldığım kır karanfillerini sıkı sıkı tutuşum geliyor. Şimdi ise bana çiçek alan ve benim de çiçek alabileceğim sevdiklerimin olmasının mutluluğuyla gülümsüyorum kendi kendime... Bir demet mutluluk Önce nergisler kaldırdı bükülmüş boyunlarını şehrin gri yüzüne yasladı. Güzel bir baygın koku karıştı insanların telaşına. Ardından frezyalar geldi. Sarısından beyazına ışığını vurdu kaldırımlara, birbiri ardına boy gösterdi demetler... Sonra binbir koku izledi onları... Yazdan kışa şehri hiç bırakmayan güllerin yüzü daha bir canlandı. Bahar al yanaklarına rüzgarını vurdu, damlalar yapraklarına can suyu oldu. Ve şehrin dört bir yanına yaydılar canlılıklarını, demet demet, kucak kucak... Kimi kaldırım kenarında bekledi, kimi arabalarımızın camlarından girmeye çalıştı. En çok da koyu tenli elleri sevdiler. Birbirinin aynıymış gibi duran elleri. Sonra biri bir demet aldı sevdiğine. O demet armağan edilen ise dünyaları... İşte sayfamıza kokuları sindi kır karanfillerinin, frezyaların, güllerin.. Ve onları 'sevdiğine bir demet' diye size uzatan, avuçlarında bütün çiçek kokularını tutan esmer elli kadınların... TEŞEKKÜR: Geçen hafta bir annenin seslenişi vardı sayfamızda. Bu sese cevap gecikmedi. İsminin açıklanmasını istemeyen hayırsever bir vatandaşımız Erkan'ın babasına maddi açıdan destek olurken onu bir iş sahibi de yaptı. Cevdet bey bundan böyle evine kendisi bakabilecek, Erkan da tedavisini sürdürebilecek... Başta, Erkan'a yardım elini uzatan hayırsever işadamımız olmak üzere, ilgilenen herkese teşekkürler...