GÜNLERDİR süren hazırlıkların sonuna gelindi. Yarın sabah hemen her ailede tatlı bir telaş yaşanacak. Özenle hazırlanmış önlükleri giyerek kitapları sırtlayacak bir kez daha öğrenciler. Ama en büyük telaş, okula ilk adımını atacak çocuklarla çiçeği burnunda 'veli'lerin olacak şüphesiz. Psikiyatr doktor Ayhan Akcan sadece okula başlayacak çocukların değil anne babaların da bu duruma hazırlanmasını ve eğitimlerinin her aşamasında çocuklarıyla konuşarak paylaşımcı olmaları gerektiğini söylüyor. Okul korkusundan, servislerine kadar anne babaların kafasını meşgul eden konularda konuştuk Dr. Akcan'la. Ama söze geçtiğimiz günlerde Rusya'da okulun açıldığı gün meydana gelen olayın etkileriyle başladık. Anne-babalar dikkat! -Rusya'da yaşanan okul baskını görüntüleri tekrar tekrar yayınlandı televizyonlarda. Fotoğraflar da günlerdir gazetelerde. Okulların açıldığı ilk gün meydana gelen bu olay, okula gidecek çocukları nasıl etkileyecek? -Çocuklar seyretti ve duyguya yönelik korkuya kapıldılar. Direkt yaşayanlarda ciddi ruhsal travma bekleniyor. Anne babasını kaybetmişse çocuk hemen o döneme dönüyor bu tür olaylarla.. Parçalanmış cesetler, ölmüş çocuk görüntülerini görmüşse ve bunun okulda olduğunu bilirse dolaylı yoldan çocukların okula karşı bir korkusu gelişebilir. İlk defa okula başlayacak çocuklar için anne ve babalar bu konuda uyanık olmalı özellikle. Sanki okula kapatılacak, teröristler gelecek orada kalacak ve o olayı kendisi yaşayacak gibi çocuk gerçekle hayal dünyasını karıştırır. Bu karıştırma zaten çocuğun hayal dünyasını oluşturur. Bir yetişkin olayın terör ayrımını yapar ama çocuklar yapamaz. İşi çözümleyecek, durumu kolaylaştıracak kişiler de anne ve babalar. Eğitim seviyesi yüksek olan aileler zaman içinde bu durumu telafi edebilir, ama eğitim seviyesi düşük olanlar için zor. Çocuklarınızla konuşun -Anne babalar ne yapabilir? Nasıl izah edecekler çocuklarına bu durumu? -'Bu bir haber ve bizimle ilgisi yok, bizim dışımızdaki bir olay tamamen kontrolsüz bir şekilde birileri biriyle kavga ederken arada çocuklar kalmış' diye en basit biçimde anlatmak gerekiyor. O, korkunun önüne geçer. Yarı yarıya problemi halleder. Tanımlayamama, anlayamama korkunun altındaki konu.. Anne baba kendi nasıl anlıyorsa ona anlatmalı ve çocuğunu takip etmeli. Yemek, uyku düzenini, konuşmasını takip etmeli. Yaş grubuna uygun davranıyor mu diye bakmalı. Anlayacağı dilden konuşmak çözümde temel nokta. Susmak korkuyu o seviyede bırakıyor sürekli. Çocuğun anladığı bu olumsuzluğu siz olumlu hale çekeceksiniz. Anne ve babanın o seyredilme esnasında uyarılar yapması lazım ama çoğunlukla yapılmıyor aileler de kaptırıyor kendini. Aslında yapılması gereken hiç seyrettirilmemesi. Önce öğretmenini sevmeli -Çocukları belli bir düzene alıştırma konusunda nasıl bir yol izlemeli aileler? -Eğitime annenin babanın da katılması lazım. 'Kayıt yaptırdım, defter kitap aldım tamam' değil. Artık riskler çok fazla. Bu basit bir kavgadan tacize kadar gidebilir. Çocuk kötü alışkanlıkları grup içerisinde ediniyor. Tıpkı bir yetişkin gibi karşınıza alıp konuşmanız, dinlemeniz, açmanız gerekiyor. Kendinizden koparmamak için okul başlarken ve okul boyunca ilgilenmek gerekiyor. Çok rahat yetiştirilmiş kendi odası olan, her isteği yerine getirilen, titiz, kendi evi dışında tuvalete gidemeyen, yemek yiyemeyen çocuklarda da risk var. Bu çocukların anneleri de genellikle takıntılı oluyor. Bu konunun üstüne gidilmesi lazım. Okulda tuvalete gitmesi, kantinden alışveriş konusunda bir davranış eğitimine girilmesi lazım. En önemli nokta öğretmeniyle diyalog kurmak. Çocuk en başta öğretmenini sevmezse okulu da sevmez. Görüşmek gerekiyor öğretmeniyle. Öğrenciyle de konuşmak lazım. 'Sana görev verdi mi, nereye oturttu, ceza veriyor mu? ödüllendiriyor mu?' diye ilgilenmek gerekiyor. Bir de anne babaların çocuğun kendisinin okula hazırlanması, geldiğinde kıyafetini değiştirmesi konusunda özendirmeleri lazım. Okul çantasını annesi hazırlıyor, kıyafetini giydiriyor, beslenmesini annesi taşıyor. Bu üniversiteye kadar sürüyor ve çocuk sorumluluk alma konusunda problem yaşıyor. Eğitim, o eğitimle ilgili malzemelere sahip olmakla ilgili bir şey. Şiddet ve dayak konusunda anne ve baba uyanık olmalı. Özellikle kendisi için önemli olan bir şey varsa gidip okul yönetimiyle mutlaka konuşmalı yoksa altından kalkılamayacak problemler oluşuyor. Aileler aşırı koruyucu olmamalı -Pek çok çocuk 'okul korkusu' yaşıyor. Açıkça ifade edemese de farklı şekillerde bunu dışarı vuruyorlar. -Bu oran çok yüksek bizim ülkemizde. Sanki anne baba çocuğu aileden koparıyor sokağa atıyor gibi hissediyor çocuk. Okul korkusu veya tedavi gerektiren durumların çok iyi tespit edilmesi lazım. Tedavi olması gereken çocukların genellikle anne ve babaları da sıkıntılı, gergindir. Çocuk aileden beslenir ve beslendiği ölçüde problem oluşturur. Bu tür çocukların aile içinde problemler görüyoruz ve problem konusunda mutlaka yardım alınması lazım. En kötü ihtimalle okuldaki psikologdan yardım alması lazım. Okul korkusuyla ilgili en basit formdan en zor forma kadar belirtiler var. Basit formu, okula giderken çocuğun sürekli idrara gitmek istemesi, kusma, karın ağrısı gibi belirtiler sayılabilir. Daha ilerisi kaskatı kesilip, sürekli ağlaması. Bu durumda anne eşlik edebilir çocuğuna.. Başlangıçta okula birlikte gidip sıraya birlikte oturmak, sonra yavaş yavaş sınıfın dışına ve okulun dışına çıkarak belli bir periyoddan sonra arkadaş edinme ve öğretmeniyle ya da okulun psikolojik departmanının yardımıyla bu problemi çözebilirler. Bırakın rekabete alışsın -Anne babalar da bu ayrılık duygusunu yoğun olarak yaşıyor. Biraz da onlar besliyor galiba bu durumu. Onların da eğitilmesi gerekiyor mu? -Anne babanın da hazırlanması lazım. Çocuk ağlasa da zorlansa da, kendini yerlere atsa, hemen eve gitmek istese de onu beslememesi lazım. Bunun gerekli olduğunu, zaman alacağını, şu anda kendisi için zor olduğunu duygularını da katarak anlatması gerekiyor. Bazı durumlarda anne aşırı kollayıcı, koruyucu, o zamana kadar kısa süreli de olsa çocuğundan ayrılmamış oluyor. Okul öncesi eğitimin en büyük önemi burada ortaya çıkıyor, bu tür problemleri hiç yaşamıyorlar. Her çocuğun rekabet etmesi lazım. Bu sokakta kendi yaşıtları olabilir, apartmandaki çocuklar olabilir, anaokulundaki arkadaşları olabilir. Aslında okul öncesi bu problemin hallolması lazım. Çocuğun kendi yaşıtlarıyla rekabet edebilecek ortamda oynaması, bağırması çağırması lazım. Aşırı koruyucu 'aman bir şey olmasın' şeklinde davranmak risk oluşturuyor. 'Bir sene daha bekletelim ben de üzülüyorum ne gereği var, babası okudu mu, okuyan ne oldu?' gibi ön yargılar çocuğun korkusunu besler. Okulla ilgili anne babanın da eğitilmesi lazım. Şoförlerin yarısı bu işe uygun değil -Ne yazık ki her yıl okul servisleriyle ilgili kaza haberleri gündeme geliyor. Geçen yıl da pek çok çocuk bu kazalarda hayatını kaybetti. Aileler bu konuda da çok tedirgin. -Trafik psikolojisi diye bir alan var. Alkol ve ceza puanı sebebiyle ehliyeti alınan kişi tekrar araba kullanabilir mi diye bir takım testler yapıyoruz. Psikoteknik değerlendirme diyoruz buna. Türkiye'de 30 merkez var bu konuda çalışan. Ben Bakırköy Psikoteknik Değerlendirme ve Trafik Danışmanlık Merkezi'nin başındayım. Bize alkolden gelenlerin yüzde 10'u, hızdan gelenlerin de yüzde 2'sinin ehliyeti iptal edildi. AB'de bu merkezler bilir kişi olarak kullanılır. İki yıl önce İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'ne 'okul servis şoförleri bu değerlendirmeden geçsin' diye başvurdum.. Sonra yönetmeliğin çıkmasını bekledik. Fakat bırakın psikoteknik değerlendirmeyi, yeni yönetmelikle sağlık kurulu da kalkmış. Şu anda okul servis taşımacılığı yapan şoförler sağlık taramasından geçmeden şoförlük yapıyor. Adam 1999'da ehliyet almışsa ve sonra kör olmuşsa şimdi okul servisini kullanabilir bu yönetmeliğe göre. Kör de olabilir, bacağının biri de olmayabilir, ya da psikiyatrik açıdan uygun olmayabilir. Genellikle kimler oluyor bu sürücüler. Bu işi yapanların hiçbir iş yapamayan akrabaları. 'Gözümün önünde sabah akşam gidip gelsin' mantığıyla çalışıyorlar. Araştırmadan çıkan ilginç sonuç -Okul servisi sürücüleriyle böyle bir çalışma yaptınız mı? -Zorunlu olmamasına rağmen bu amaçla bize başvuran kolejlerden 152 şoförle çalıştık. Psikoteknik değerlendirme ve psikiyatrik muayene yaptık bu iş için uygun mu diye. İki yıl sürdü. Yarısı kesinlikle bu işi yapamaz çıktı. 2/3'ü kural ihlal etme potansiyeli yüksek, 1/3'ünün aynı anda iki işi yapamadığı ortaya çıktı. Servis esnasında arkadaki çocukları kontrol edemeyeceği anlaşıldı. Yarısının trafikte saygısız davranışlar sergilediği, hepsinin ortamda polis olunca kuzu gibi kurala uyduğu ortaya çıktı. Sosyal fobi sahibi ve çoğunun öfke patlamaları yaşadığı ortaya çıktı. Biz çalışma sonunda uygun görülen kişilere bir sertifika ve belge veriyoruz, cebinde taşıyor bu belgeyi 'iki yıl boyunca güvenli araç kullanmaya haiz olduğu kanaatine varılmıştır' diye. Bazı büyük firmalar bu belgeye sahip olmayan sürücülerle çalışmıyor. Bu okul servisleri için de uygulanmalı. Çocukları etkiliyorlar -O zaman görev yine anne babalara düşüyor. Servisi kullanan kim? Böyle bir araştırma yapılmış mı? diye onların talep etmesi gerek. -Çocuk dünyayı evi ve okul dışında çok fazla merak ediyor ve öğreniyor. Özellikle büyük şehirlerde evi ve okul arasındaki servis esnasında daha dikkatli ve farklı algılıyor. Burada en önemli rol şoföre düşüyor. Şoför arabesk dinliyorsa arabesk dinlemeye başlıyor, el kol hareketi yapıyorsa el kol hareketi yapıyor. Küfrediyorsa, argo konuşuyorsa o da aynına başlıyor. Araç nitelikleri için düzenlemeler yapılıyor ama işin büyük kısmı şoförde bitiyor. Türkiye'de 2002 yılında 13714 servis aracı sürücüsü trafik cezası almış. Kazaları zaten biliyoruz.