Eğitim şart!..

A -
A +

Takvimlerde yaz çoktan başladı, ama havalar hiç de öyle söylemiyor. İstanbul'da ağaçlar baharın ilk günlerini yaşar gibi coşkulu, taptaze. Yağan yağmurla yıkanan yeşillikler insana ayrı bir huzur veriyor. Her ne kadar 'yaz niye gelmedi, hâlâ üşüyoruz' diye yakınsa da insanlar, bu uzun geçiş keyifli bir hal kattı şehre. İşin diğer tarafında 'küresel ısınma, mevsim değişimleri' gibi ciddi bir durum var tabii. Hollywood'un son felaket senaryosu eşliğinde (aslında senaryoya gerek yok, yeterince gerçek felaket üretiyor Amerika) uzmanlar son günlerde 'bundan sonrasında çevre' konusunu tartışıyorlar. Adı yeni duyulan kurum Çevre haftasında biz de yaşadığımız şehirdeki durumu konuşalım istedik. İstanbul Çevre ve Orman Müdürü Doç Dr. Mehmet Birpınar'la 'dünden bugüne İstanbul'da çevre konusunda neler oldu' diyerek. Çevre yüksek mühendisi olan Birpınar göreve başlayalı beş ay olmuş. Daha önce pek öne çıkmamış bir kurum olan İl Müdürlüğü'nü daha etkin hale getirmek için sabah 7'den gece 11'lere kadar iş başında çabalıyor. Güneşli güzel bir günde Büyükşehir Belediyesi'nin Florya'daki tesislerinde aldık soluğu. Deniz, çiçekler, ağaçlar, parklar, yürüyüş yolları. Kısacası güzel bir çevrede yaptık 'çevre' üzerine sohbetimizi. Keşke bütün İstanbullular aynı şansa sahip olsalar' diyerek. Boğazda 19 tanker yatıyor Türkiye'deki her yedi kişiden birinin yaşadığı, 10 binden fazla sanayi tesisine sahip, tüm motorlu taşıtların yüzde 20'sinin kayıtlı olduğu, sanayinin % 38'inin, tüm vergilerin % 40'ının toplandığı, ticaretin % 55'inin bulunduğu istanbul. Yılda ortalama 500 bin göç alan, 2700 yıllık bilinen tarihiyle külfeti de nimeti de bol şehir. * İstanbul Valiliği'ne bağlı çalışan Çevre ve Orman İl Müdürü Mehmet Birpınar, söze her yıl ortalama 50 bin geminin geçiş yaptığı boğazlardaki tehlikeleri anlatmakla başladı.. Birpınar: İstanbul boğazı dünyanın en zor su yolu. Bir gemi boğazı geçerken en az 12 kez rota değiştirmek zorunda. Montrö Antlaşması'yla kılavuz alma zorunluluğu da yok. Her yıl ortalama 8 kaza meydana geliyor ve şu anda boğazın dibinde 19 tane tanker var. Her biri hidro-karbon kirliliği dediğimiz kirliliğe yol açıyor. Kışın batan "Hera" adlı gemi hâlâ kirlilik yayıyor mesela. Biz ilgili bütün birimleri, geminin bağlı olduğu firma, sigorta şirketi, herkesi toplayıp çıkartılması, bu durumun sona erdirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. Amerika'da bir gemi battığında hemen 'denizin altındaki florayı bozdun, mercanlarımı öldürdün' diye 1 milyon dolar ceza yazar. Bizde ancak mahkeme kararlarıyla olabiliyor bunlar. Biz Hera'ya 145 milyar ceza yazdık 'bunu yapacaksınız' dedik yapmadılar ikinci ceza 300 milyar. Devlete bu parayı ödemezlerse o şirketin gemilerinin boğazdan geçişine izin vermiyoruz. Boğazda risk çok yüksek Rusya'nın bütün tankerleri buradan geçiyor. Kenarlarda yer alan tarihi dokuya da zarar veriyor kazalar.' Çevre mi, ekmek mi? * Sanayinin % 55'ini barındıran, 15 milyonluk bu şehirde işsizlik bu kadar yüksekken insanlara çevre bilincinden söz etmek zor olsa gerek. Birpınar: Milli gelirin yüksek olduğu yerlerde insanlar çevreye daha duyarlı oluyor. Bir tekstilci 'insanlar bizden 20 dolara kot pantolon istiyor. Çevreye duyarlı, arıtma tesisi olan bir fabrikada üretirsem 140 dolara mal oluyor. Çin ise 10 dolara üretiyor. Nasıl rekabet edeceğim?' diye anlatttı bir toplantıda. Herhangi bir fabrikaya çevreyi kirlettiği için kapatmaya gidiyoruz 'Ben 3 bin işçi çalıştırıyorum, on bin kişiye ekmek veriyorum, kapatırsanız hepsini sokağa dökerim' diye tehditler alıyoruz. Bu sefer Kaymakamlıklar da 'nasıl kapatalım?' diyorlar... Soluduğumuz havayı, girdiğimiz denizi, toprağımızı kirletiyoruz. Bunu yaparsak anne babasını öldürüp mahkemede kimsesiz kaldığını söyleyip hakimden merhamet dileyen katil çocuklar gibi olacağız. Hatıra Orman çöplüğü "Türkiye bir 'Hatıra Ormanı' çöplüğüne dönmüş. İnsanlar bir levha dikiyor, o da metalden, altına da 3-5 ağaç dikiliyor. Sonra bakılmadığı için hiç ağaçsız bir hatıra ormanı oluyor. Sırf reklam amaçlı. 'Araziyle birlikte, bakımını da sen yapacaksın' demek lazım. Bu konudaki çalışmalarımızı yakında açıklayacağız." Haliç şimdi tertemiz * Boğazlardaki tarihi yapılara gelince söz biraz da Osmanlı zamanında çevre konusu nasılmış ondan bahsediyor Birpınar. Birpınar: Osmanlı zamanında çok ciddi çevre problemleri yaşanmış İstanbul'da. Bizans'da da böyleymiş. Bir hava akımı var ve o yüzden dikilen ağaçlar tutmuyormuş. Sonunda Arjantin'den köklü ağaçlar getirip dikmişler. Bizans zamanında erguvan çok var. Çınar daha çok Osmanlı'ya ait. Haliç'in etrafına yeşillikler yapmışlar halkın gezip dolaştığı o güzelim Sadabad. Belli bir zaman sonra kültür değişiyor ve İstanbul'un şehir planlaması bir Fransız'a emanet ediliyor. Dünyanın incisi olan 'Altın Boynuz' denen yeri sanayi bölgesi ilan ediyor. Sonra 80'li yıllarda yaşananlar biliniyor. 94'den beri kendi öz kaynaklarımız ve mühendislerimizle yaptığımız çalışmalarla Haliç şimdi tertemiz ve etrafı yeşillendi. Yetki karmaşası... * Yeniden günümüze geliyoruz. Çevre konusunda kim neden sorumludur, yetkili kim diyerek?.. Birpınar: Bir yetki karmaşası var çevre konusunda. Geçenlerde basına da yansımıştı, 'Sazlıdere barajının olduğu yerde domuz çiftliği var niye müdahale etmiyorsunuz?' diye. Herkes topu birbirine atıyor. Büyükşehir Belediyesi bir şey söylüyor, İSKİ havzasında olduğu için o bir şey söylüyor, İl Sağlık Müdürü, ' burada felaket yaşanıyor' diyor. Türkiye'nin genel problemi orada da ortaya çıktı. Kimse sorumluluğu üzerine almıyor ama yetkiyi de devretmek istemiyor. Biz sorumluluğu üstümüze aldık, buranın mutlak havzada kaldığının tespitini yaptık, numune aldık, sonuçlarına göre firmaya 45 milyar ceza yazdık ve o gün sahibi tesisi kapattı. Cezalar caydırcı olmalı tabii. Biz ceza yazarken 'bunu düzelt' diye de zaman veriyoruz, olmazsa katlanarak artıyor cezalar. Cezalar caydırıcı olmalı * Cezalar, caydırma, hataları düzeltme konusunda etkili olabilir de iş buralara gelmeden, bunun eğitimi baştan bir sağlansa! Birpınar: Çevre bilinci yavaş yavaş oluyor. Almanya'da bir toplantıda 'katı atıkları kaynağında ayrı toplamayı nasıl başardınız?' dedim. 25 senelik eğitimle dediler. Biz kanunla, yönetmelikle hemen olsun istiyoruz. Bireyi eğitmek lazım. Önemli olan 'biz' kavramını yerleştiip, yaşadığımız yere sahip çımak. En önemli projelerimizden biri ÇEP (çevre eğitim projesi). Bizim koordinasyonumuzda İstanbul'daki bütün okullardan 250 bin öğrenci ve beş bin öğretmenimiz ÇEP eğitiminden geçti, çevre bilinci var. Kaymakamlıklarla her okulun kendi sorumluluk alanını belirledik, tüm öğrenciler önce okullarını, sonra yakın çevreyi denetliyorlar öğretmenleri eşliğinde. Bunu görenler kendi elleriyle teşekkür mektupları yazıyor. Yerel yönetimleri, tesisleri ziyaret ediyor bu öğrenciler. Çocuklar güzel görünümlü, modern şehirlerde yaşamak istiyor. İki İstanbulludan birini çevreci yaptığınız zaman İstanbul kurtulur.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.