Yıllardır İstanbul'un tarihi ilçesi Eminönü'nün değişmez bir parçası gibi kabul edilen balık-ekmek tekneleri artık yok. 'Tarihi dokuyu bozuyorlar' diye tekneler kaldırıldı, şimdi bu işten ekmek yiyenler kararın değişmesini bekliyor.. Kalabalığın içinde tekneler ayrı bir dünyanın kapısını açıyordu. Gelen her vapur suyu dalgalandırdıkça, tuzlu suya sinen balık ekmek kokusu bir kez daha dolaşırdı, Mısır Çarşısı'nın üstünden Sarayburnu'na doğru. Ekmek peşine düşmüş milyonlar birbirine çarpacak kadar dalgındır, ama ekmeğin arasına balığın yatırılışını fark ederdi. Kimi bir keyfi tazelemek, kimi ucuz ve hızlı yoldan karnını doyurmak için çevirirdi yönünü küçük kayıklara doğru. 'Balık taze mi acaba ' diye düşünenler 'bu tekneler ne zamandır burada diye' aklına getirmezdi. Şimdi balık-ekmek kokusu yok artık Eminönü'nde. Yıllardır durdukları yerden kaldırılan o tekneler acaba şimdi neredeler? Kime balık ekmek satıyorlar? Buna cevap bulmak için düştük yola. 'Oltacı'ların yeri oldu Önce Eminönü'ne gittik. Yıllardır seyrettiğiniz bir tablonun üstünden bir şeyler kazınmış, silinmiş gibiydi. Daha bir kaç gün önce yanyana küçük teknelerin durduğu yer ise hemen kapılmıştı. Eee, burası koca, vahşi bir şehir. Hiç bir yeri boş bırakmaya gelmiyor. Genci yaşlısı bir çok insan ellerinde oltalarla dizilmişti deniz kenarında. Onlar da balık derdindeydi. Teknelerin gidişine üzülenler çoğunlukta olsa da kendilerine balık avlayacak yeni bir alan açıldığı için mutlu olanlar da vardı. 12 yaşından beri balık tutan Yusuf 'iyi oldu gitmeleri, burası bize kaldı' diyordu, 'neden bu saatte okulda değilsin'e cevap vermekten kaçınarak.. Akşam yemeğini çıkarıyormuş denizden. Bir ara oltayı elime aldım, ama 'ya balık takılırsa' korkusu hemen elimden bıraktırdı. Evet balık-ekmek yemeyi çok severim de! Avlamak?... Eminönü sahilinde artık balık-ekmekçi teknesi yok! İyi de nereye gitti onca kayık? Önce köşede görevini yapan bir polis memuruna soruyoruz. Bu soruya çok alışkın bir ifadeyle cevap veren polis bizi 'Balat'a yönlendiriyor' Balat'a vardığımızda yan yana dizili irili ufaklı onlarca tekne görüyorum, bomboş. Sadece bir-ikisinde hareket var. En kalabalık olanı en büyüğü. O zaten önceden de buradaymış. Yıllarca yüzünü Mısır Çarşısı'na dönen tekneler insandan, kalabalıktan uzak pek bir mahzun görünüyor, bomboş salınıyorlar denizin üstünde. Konuşacak birini bulmakta zorlanıyorum desem yanlış olmaz. Sonra 12 yaşından beri bu işi yapan Hüseyin Altaş'ı buluyoruz.. Önce Sevdican ve bana çay söylüyor sonra anlatıyor. İşe temizlikle başlamış. Zaten sıralama, kayığın dışını temizleme, balık kesmeyi öğrenme ardından de pişirme şeklinde... Hüseyin Altaş 'İlk çöpçülük yaptım. Pişirme, bilmem ne derken önlüğe geçtim. Para alıyorum yani bir nevi veznedarlık' diye anlatıyor işini.. "Peki ya diğer tekneler, onlar nerede" diye soruyorum. "Boğazdakiler açığa çekmişler" tekneleri diyor. 46'sından sonra meslek mi öğrenilir? İki haftalık beklemeden ve belirsizlikten sıkılmış biraz da kızgın bir ifadeyle anlatıyor. "1972'den beri eniştemin yanındayım. Askere gittim geldim yine devam ettim. Başka bir iş yapmadım. Hiç balığa çıkmadım, hep balık-ekmek sattım. Sadece Eminönü'nde bu işten ekmek yiyen 2000 kişi vardı. Şimdi ne olacak? Herkesin çoluğu, çocuğu, kirası var. Ben ikisi üniversitede üç çocuk okutuyorum... Sadece kayıt için bir milyar istediler. Hani bunun aracı, gereci, forması diğer masrafları? Bunu bana valilik mi, devlet mi verecek? Benim işimi elimden alıyorsun, bana çalışma diyorsun. Başka iş yap. Ne iş yapayım, 46 yaşından sonra meslek mi öğreneyim, kursa mı gideyim. Kim alır beni işe? Eminönü'ne küçük teknelerle gidiyorduk. Bazı arkadaşların tekneleri Fener'de bağlı. Herkes bekliyor. Çoğu kahvelerde kağıt oynuyor. Orada burada, evinde oturuyor. Ne yapsın işi yok." Adana'ya bile balık-ekmek gönderdik Kendilerine bir hafta önce 'şu gün çıkacaksınız' diye haber verildiğini, kağıt imzalattırıldığını anlatıyor. Acaba bir yer göstermişler mi onlara? 'Şimdi arabanızı bir yere park ettiniz. Adam 'dükkanımın önünden kaldır 'diyor. Ne yaparsın en uygun park yeri ararsın. Bizim de park yerimiz burası. İskelemizdi önceden, buraya çektik tekneleri. Aslında boğazdakileri kaldıracaklardı ama önce bizden başladılar. Boğazda biliyorsunuz yalılar çok, gürültü kirliliği var. Ama bizde öyle bir ses kirliliği yok. Müzik bir şey yok. Tabakta vermiyoruz, ekmek arası veriyoruz. Boğazdaki tekneler sonradan geldi. Bizde fiyat fiks onlardaki gibi araba modeline göre değil. Bize verdikleri genelgede 'kıyı emniyetini tehlikeye sokmak' diyor. Bu tekneyle nasıl olur. Bakın bu teknelere neresi tehlikeli?' Yıllarca gelip-giden müdavimlerinden söz açılmışken, Eminönü'nden Balat'a gelen olup olmadığını soruyorum. 'Zannetmiyorum. Burayı bilen, yoldan geçerken görenler geliyor. Buranın potansiyeli yok yani. Abone olan müşterilerimiz vardı. Film artistlerinin çoğu gelir. Az önce Menderes Samancılar'ı ağırladık. Turistler de gelir yaz dönemi ama bizim Türkiye'nin insanı daha iyi. Arabistan'dakinden Afrika'dakine kadar hepsi geliyor. İstanbul'a gelen turist mutlaka Eminönü'ne gelip balık-ekmek yiyor. Bugün Anadolu'nun en ücra köşesinden geliyor biri 'git benim yerime balık-ekmek ye' diyorlar. Biz Adana'ya paket gönderdik buradan. Adam 'inanmam demiş gidip yediğine' o da kanıtlarım diye bize paket yaptırdı götürdü.. Bodrum'a da gönderdik. Adapazarı zaten bilfiil gidiyor. İnsanlar aileleriyle Gebze'den kalkıp geliyor. Gece geç saatlerde sosyeteden çok isim gelir. Bu insanlarımızın bir keyfiyse bunu ellerinden almasınlar.' O keyiften söz edince sohbetin başından beri karşı durmaya çalıştığım balık kokusuna daha fazla direnemiyorum. Bir Trabzonlu'nun da balığa direnmesi zor kabul edersiniz. Yıllar öncesine götürüyor ilk ısırık. İstanbul'a gezmeye geldiğimde kuzenlerimi 'Eminönü'ne balık yemeye gidelim' diye yollara dökülüşümü. Eşlerimiz 'valiye gidelim' diyor ama.. Şimdi ne yapmayı düşündüklerini soruyoruz. 'Aslında eşlerimiz, ailelerimiz "valiliğe gidelim" diyor. Halk imza günü yapın, biz de gelelim diyor. Valiliğin kararını bekliyoruz bir şey yapmadan. Gazetelerden okuduğumuza göre iki-üç tekneye izin vereceğiz demiş. Her şey valiliğin elinde.' 'Yeriniz hemen kapılmış, oltacılar hallerinden memnundu' dediğimde gülüyor, 'evet onlar da bir iki balığa razı oluyor işte' diyerek. Sonra içinde oturduğumuz tekneye bakıyor ve söze devam ediyor.. 'İşadamına yatırım yapın diyorlar. Teknenin bu hale gelmesi 100 milyar. Boğazda kaç tane var. Her biri 50-100-150 milyar yatırım yapmış. Şimdi ne olacak bu bağlı tekneler, çürüyecek. Zaten her taraf işsiz dolu. Bu işten ekmek yiyen bu kadar adam da onlara mı katılsın?' Arkamızda iştahla balık ekmeklerini yiyen aile de bu karara çok üzüldüklerini söylüyor. Haberlerde duymuşlar ve Konya'dan kalkıp gelmişler balık-ekmek yemeye. 'AB için mi kaldırıldı?' diye soruyor Muammer Yerli. 'Kokoreçe de karışmışlardı' diyerek. Çoluk çocuk bu duruma bir anlam veremediklerini anlatıyorlar. Günübirlik kazanılan para masraflar çıktıktan sonra herkese bölünürmüş eskiden. Şimdi endişeli bir sesle soruyor Hüseyin Altaş 'önümüz Ramazan. Bir ay zaten çalışamayacağız. Hep ambardan yiyeceğiz. Ne kadar yenir ki ambardan, yeni bir şey koymadan.' Turistler bizi soruyor Anıtlar Kurulu'nun 'tekneleri kaldırın' kararının akıllarına bir türlü yatmadığını kaydeden balık-ekmekçi Hüseyin Altaş bu işin de artık tarih olduğunu şöylüyor: "Anıtlar Kurulu diyor ki; tarihi dokuya zarar veriyor. Bu iş de tarih olmuş artık. 1948'de başlamış. 3-4 kuşaktır geliyor. Dededen beri balıkçıyız biz. Yaşlananlar çocuklarına devrediyor, ondan da toruna..Benim anlamadığım bir şey var. Turist rehberinde, haritada yerim var benim. Turist geliyor açıyor haritayı burada balık-ekmek yemiştim diyor. Arıyor yok. Orada büfelerdeki arkadaşlar anlatıyor. 'Turistler soruyor sizleri' diye. Onlar da şikayetçi. Siz buradayken biz de meşrubat satıyorduk şimdi işler düştü diye.' Erdoğan da müdavimiydi Anıtlar Kurulu'nun kararından sonra akla ilk gelen Eminönü'nde balık-ekmek satan tekneler oldu şüphesiz. Oysa son yıllarda boğazda pek çok noktada daha gösterişli, fiyatları da neredeyse lüks restorantları aratmayan teknelerde de yapılıyordu bu işi. "Acaba bu artış mı etkili olmuştu kararda?" diye sorduk balıkçı Hüseyin Altaş'a... '- Gerçekten de sayı çoğaldı. Bununla birlikte pislik oranı arttı. Herkes aynı değil. Sağlık denetimleri hep yapılırdı son zamanlarda yapılmadı. İl Sağlık Müdürlüğü'nden gelir tekneye bakarlardı, balıkları tahlile götürürlerdi. Bizi kaldıracaklarına 'şu şartları yerine getir' desinler. İşgaliyesi var, vergisi var, çalışanların sigortası var. Bize bir çerçeve çizsinler biz o şekli uygularız. Şu andaki İçişleri Bakanı seçim döneminde geldi ben balık-ekmek servisi yaptım kendisine. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da orada balık-ekmek yedi, Belediye Başkanlığı döneminde. Ali Müfit Gürtuna da Tayyip Erdoğan da biliyor. Ama kanunlara karşı gelemezsin' 'Denizdeki balığa tava kurulmaz' Bu boşlukta bakımları yapılan, temizlenen tekneler Balat'ın kıyısında uyuyor sanki.. Sonbaharın son sıcak güneşlerinden birine sırtlarını vererek. Öyle nazlı sallanışlarına bakıp 'balığa çıkılmaz mı bunlarla? Başka bir şey yapılamaz mı?' diyorum. 'Bu teknelerle ancak olta balığına çıkarsın. O da günü kurtarmaz. Ne kadar geçinirsin. Denizdeki balığa tava kurulur mu? Kurulmaz.'Her tekneden 14 kişinin ekmek yediğini, şimdi hepsinin valiliğin kararını beklediğini yineliyor. 'Biz yine orada tepside satıyoruz ekmek paramızı çıkarmaya çalışıyoruz. Saat 6-7 civarında gidiyoruz Eminönü'ne belediye çekildiği zaman. 3-4 kişi yine "yolumuzu bulmaya" çalışıyoruz. Seyyara döndük. Zabıta kovalıyor, biz kaçıyoruz. O gidiyor yine geliyoruz. Teknelerden günde 300-400 parça satarken, seyyar şekilde 50-100 parça falan satabiliyoruz. Böyle de bir yere kadar gidip tıkanacak. Sokakta yapmazsın bu işi, kışın üzerine yağmur yağacak. Nereden baksan sakat.'