'En büyük merakım çocuklarımı görmek'

A -
A +

* Lokman Ayva milletvekili olmaya hazırlandığı günlerde yaptığımız röportajda 'Benim, engelliler için ümitsizliğin yok edilmesine bir katkım olsa yeter' diyordu. Mecliste dört yılı geride bırakan ilk görme engelli milletvekilimiz Lokman Ayva, şimdi 'Milletvekili olmam özürlü ailelerine moral verdi, benim çocuğum da yapabilir diye hayaller kurmaya başladılar, eğitime katılmada yüzde 20-30 artış var' diye konuşuyor. Ayva ile Florya'da Büyükşehir Belediyesi'nin Özürlüler Kampında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Lokman Ayva'nın arka arkaya yaptığı esprilerle bol kahkahalı sohbetimiz milletvekilliğinden, babalığa kadar uzadı. Keşke sohbetin tamamına tanık olabilseydiniz... > engelli aileleri 'eğitim imkanı yok' derken bazı özel eğitim kurumlarının ise öğrenci bulamadığı söyleniyor. Niye engelliler okullara, kurslara gitmiyorlar? -Hâlâ engelli kişi okuma yazma öğrenebileceğine, aileler de çocuklarının bunu yapabileceğine inanmıyor. Bazıları da yatılı sisteme güvenmiyor. Bir kısmı da 'çocuğunu başından attı' derler diye çevreden korkuyor. 11 yaşında kör olduktan sonra, ailem 5 sene okula göndermedi beni. 'Orada sana kim bakacak, yapamazsın, sakatsın, komşular 'başından attı derler.' diye. Ben de iki aylık bir kurstan sonra eğitimime devam ettim, üniversite, master, geldim işte. Özürlüler kendilerini öyle hapsetmişler ki gelecekle ilgili beklentileri kalmamış. Gidiyorum konuşuyorum insanlarla 'körlük engel değil' diye. MEB Ankara'da yetişkinlere yönelik 2 aylık bir okuma-yazma kursu başlattı, talep olursa her ilde açabiliriz kursları... İş arayan 69 bin özürlü vatandaştan 3678'i okuma-yazma bilmiyor. Hem iş arıyor, hem okuma-yazma bilmiyor, hem de özürlü. Hem kör, hem topal dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Milletvekili karnem 10 -Böyle sözler, deyimlerin söylenmesi (körlükle, engellilikle ilgili ) sizi üzüyor mu? -Hayır üzülmüyorum... Ben bu terimleri sık sık kullanmaya çalışıyorum. Çünkü benim bulunduğum ortamda insanlar körlükle, görmekle ilgili kelimeleri söylemiyorlar. 'Buna göre' bile dememeye çalışıyorlar. Ben bu sözleri kullanınca ortam rahatlıyor. -Lokman Ayva meclisteki ilk görme engelli milletvekili olmayı başardı. Peki şu ana kadarki vekilliğiniz için, kendinize bir karne verseniz, engellilerle ilgili çalışmalar konusunda sınıfı geçer misiniz? -Şimdi ben hepsine on vereceğim (gülüşmeler). Notlandırmayı sana ve okuyuculara bırakayım, yaptıklarımı söyleyeyim. Türkiye 'de kendinle ilgili olumlu şey söylersen 'övünüyor', kötü şey söylüyorsan 'doğru söylüyor' derler. Biz beş yıl için hedeflediklerimizi üç-üç buçuk yılda gerçekleştirdik. Özürlüler kanununun çıkmasına katkıda bulunduk. Bu kanunun Türk hükümetine yıllık bedeli, ilave 1.2 katrilyon. Şu ana kadar hiçbir toplumsal kesime bu kadar nakit destek çıkmadı hükümetten. Tarihi süreci tepe taklak edecek bir bakış açısıyla yürürlüğe giren kanun dünyada üç ülkede, Amerika, Fransa ve Türkiye'de var sadece... Biz ayrımcılığı suç ilan ettik, mesela Almanya hâlâ buna cesaret edemiyor... -Ayrımcılık yasayla suç ilan edildi ama uygulamada durum nasıl? -Şu anda onu takip ediyoruz, illere gidip kamu bilincini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu zaman alacak tabii. Bir noter görme engelli bir çocuğun işlemini yapmamış mesela. Müdahil olarak ben de gideceğim mahkemesine... Çünkü bu kanuna ters. -Kendinize 10 verdiniz, peki hükümetin karnesi nasıl sizce? -(Yine gülüyor) Ben hükümete de siyasi anlamda 10, bir de artı veriyorum, ama bürokrasiye maalesef zayıf not veriyorum. Bürokrasi hakikaten on üzerinden 4 falan özürlülerle ilgili olarak... Bürokrasi yıllarca kendini güçlendirmek için her türlü tedbiri almış. Bizim Acil Eylem Planı'nda kamu personel rejiminin değişmesi vardı, bu bürokrasiyi revize edecekti. Hâlâ gelemedi. Evde 'körcülük' oynuyoruz -Bir babasınız. Oğullarınızla ilişkileriniz nasıl? -Çocuklarla iletişimimiz çok iyi, ama daha fazla vakit ayırmam lazım. Özürlülük bağlamında bir şeyler söylemem gerekirse şu: Özürlü birinin çocuklarıyla ilişki kurması kolay bir iş değil. Mesela kitap getiriyor 'baba şu resimlere beraber bakalım mı?' diye... Ben ona tarif ettiriyorum o anlatınca, ne olduğunu söylüyorum. Çözümleri var mutlaka, ama burada önemli olan benim kör olduğumu bilmesi ve bunu doğal karşılamayı öğrenme aşamasının geçmesi. Bundan, yani benden utanmamaları gerekiyor. O yüzden ben evde kör kelimesini çok kullanırım. Benim bastonumu alıp oynamak istediğinde 'oğlum bırak onu sen kör değilsin o benim bastonum" derim mesela şakalaşıp... Yemek yerken, 'baba neden çatalı öyle tutuyorsun?' dediğinde "kör olduğum için, sen de kapa gözünü bakalım nasıl tutacaksın çatalı' diyorum. Çatalı gözü kapalı kontrol edemediği için anlayabiliyor. Sabahları körcülük oynuyoruz mesela (gülüşmeler). Ama bazı şeyleri kavramakta zorlanıyorlar; (Biri 6 diğeri 4 yaşında) arkadaşlarının babası araba kullanıyor mesela, benim neden kullanamadığımı anlayamıyorlar. 'Ne olacaksın?' sorusuna 'babamın işini yapmak, babam gibi olmak, baba olmak istiyorum' dediklerini duymak beni rahatlatıyor. Yani bilinçli olmamalarına rağmen bunu duymak, beni doğal karşıladıklarını gösteriyor. Çok enteresan bir duygu -Nasıl bir baba olacağım endişesi mi vardı? -Benim körlüğümden dolayı çocuklarım 'babam gibi baba olmak istemiyorum' diyebilirlerdi. Öyle bir korku vardı bende. Büyük oğlumla zaman zaman kavga da ettik, kızdım mesela. Ondan beri bana çekingen davranıyor. Bana bakarken acaba bakışları böyle bir korku da içeriyor mu, çok merak ediyorum. Okulda da soruyorlarmış 'babasıyla iletişimi nasıl?' diye... Şimdi onu düzelttik oynuyoruz beraber. Bana 'dünyanın liderliğini sana vereceğiz, ya da çocuklarının bir bakışını... 5 saniye... Hangisini tercih edersin?' deseler ben ikinci şıkkı işaretlerim. Bana nasıl baktıklarını merak ediyorum. Bunsuz yaşanmaz mı, bu çok mu üzüntü veriyor? Hayır. Küçükken arzu edip de ulaşamadığım bir sürü oyuncak gibi böyle bir duygu yani. Bir şeyi çok arzu edip de ulaşamamak gibi, sevdiğin aşık olduğun birine kavuşamamak gibi... Belki ondan daha şiddetli bir şey olabilir. Beni uyurken kimse uyandıramaz mesela. Ama çocuklar aklıma geldiğinde gidip bakıyorum hemen, üstleri açılmış mı diye... Ben babasıyım ama hiçbir şeye benzetemiyorum, bilmiyorum. Çocuğum için 'çok bilinçli bakıyor' dediler. Nasıl bakıyor? Çok enteresan bir duygu. > Etrafımdakiler körlüğümü unutuyor 'Ben hiç görmeyen birinin görmeyi istemesini anlayamıyorum. Yani hiç bilmediği bir kavramı niye merak ediyor ki? Zaman zaman benim etrafımdakiler körlüğümü unutuyor. Genel merkezdeki şoför arkadaşlardan biri geçenlerde çocuklarının resimlerini getirdi bana göstermek için. Resimleri çıkarınca benim kör olduğumu fark etti. Oturduğumuz binanın kapıcısı akşam ben geldiğimde koşar ışıkları yakardı, karanlıkta kalmayayım diye. (Hem anlatıyor, hem gülüyor) Çok yıl anlatamadım çocuğa... > 'Vekillik çok zor iş' -Mecliste görmeyen bir vekil olmak nasıl? -Yakın çevremde, sülalemde hiç kimse milletvekili olmamıştı, bu işi hiç bilmiyordum ve soramıyordum da 'şartları nedir?' diye. Ama milletvekili şartları öyle çok bilindiği gibi değil. Mesela telefonun limiti var, fazlasını cebinden ödüyorsun. Milletvekilisiniz, Türkiye'yi temsil ediyorsunuz ama uluslararası görüşme yapamıyorsunuz. Araba, koruma veriliyor zannediliyor bunların hiçbiri yok. Mecliste sadece oturduğumuz oda ve tuvaletler bedava. Hem bu anlamda, hem de kör olduğum için sorunlar yaşadım. Tasarı, teklif ne demek, nerede yönerge vereceksiniz?.. Bütün bunları acılarını yaşaya yaşaya öğrendim. Yüzüne maske takıp hareket eden biri olmaktan çıkıp olduğum gibi davrandım. Meclisteki herkes maskeli. Personel sizi padişah gibi karşılıyor, ama iki adım gittikten sonra arkanızdan söylenenleri duymamanız lazım. Yıllarca bu hayat tarzının getirdiği bir sonuç galiba, ama bunun bilinmesi lazım. Bunları açık açık konuştum, kendimi eleştirdim, onları da eleştirdim zaman zaman. Öyle milletvekillerimizle karşılaşıyorum ki ağzı benimle konuşuyor, gözü başka yere bakıyor. Size konuşuyor, ama sizin söylediğinizi duymuyor. -Meclisteki ortam biraz hayal kırıklığı oluşturmuş yani. -Ankara ortamı aynen böyle, insanlar çok gergin, ama dışında da gülüyor. 'Ben böyle bir şeyi yaşayamam çocukların psikolojisi bozulacak' diye İstanbul'a taşındım. Ankara'da birine kızarken tereddüt yaşıyorsun. Kızdığın kişi milletvekili olabilir, 550 tane var çünkü. Konuştuğum herkes AK Parti'li gibi davrandı, benimle iletişim kurmak için aynı partili olmak zorunda değilsin ki. Farklı olan insandan çok şey öğreniyorum ben.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.