Eşim milli çöpçatan

A -
A +

Biz daha bir şey söylemeden konuğumuz kendisi başladı anlatmaya; "-Sizin nikahınızı unutmuyorum... Bir de en son olanı, Reyyan'ınkini" diye. Nevzat Yalçıntaş'ın sözünü ettiği nikah günlerce basını meşgul eden Reyyan-Bilal Erdoğan çiftinin nikahı. Yalçıntaş ailesi de bu nikaha vesile olan aile. Ben "Eşiniz arabulucu" olmuş diyorum. Nevzat Yalçıntaş ise benim söylememeye dikkat ettiğim kelimeyi kullanıyor gülerek ve sohbet "Yılın Nikahı"yla başlıyor. ğ Siparişler geliyor... "-Aracı değil çöpçatan... Şimdi siparişler geliyor. Erkek evladı olup da kız arayanlar var. Telefonlar geliyor sürekli. Artık Türkiye sınırlarını aştı durum. Dün Hollanda'da yaşayan bir anne arıyordu. 'Bulduğunuz gelin çok zarifmiş, çok ciciymiş benim de oğlum var. Okulunu bitirdi, master yaptı, bugünlerde Türkiye'ye geleceğiz...' diye. Bir tane daha var yurt dışından arayan oğlu için. Ben bizim hanıma 'milli çöpçatan' diyorum. Bunlar olunca 'milletlerarası çöpçatan' demeye başladım. Hanım 'milli kalsın, bulacağım kız yine Türk kızı olacak' diyor..." „ Başbakanın oğlunun nikahıyla birlikte herkes sizin bu özelliğinizi de öğrendi. Daha önceden evliliklerine vesile olduğunuz tanıdık, bildik isimler var mı?... "-İkimiz de evlendiğimizden beri Meliha hanımla onlarca diyebilirim. Güzel bir şey. Sizin nikahınıza şahitliğimiz gibi, bir tek hatırlamıyorum boşansın, yürümesin, ıstırap çekelim. Bütün asistanlarım mesela öyledir. Tabii yaşadığımız enteresan olaylar da oluyor. Bir asistanıma kız istemeye gitmiştik. Eşim 'Bu kızı vermezler annesi işadamı damat istiyor' dedi. Ben de eve davet ettiklerine göre kabul ediyorlar diye düşündüm. Gerçekten de asistanımın dişlerinin aralık olduğunu bahane edip vermediler kızlarını. Sonra anne 'benim kızımı Nevzat Yalçıntaş bile istemeye geldi' diye anlatırmış herkese..." ğ Askerimiz gitmeli... „ Irak şekillenmeye başladı diyebilir miyiz?... Askerlerimizin bu aşamadan sonra orada olması neyi, ne kadar etkileyecek?... "-Irak'taki bu 'kurtarma operasyonu'nun hemen ardından, tapu dairelerine ve nüfus kütüklerine yapılan saldırıları gördük. Türkmenler'in bulunduğu şehirlerdeki bu yağmalama bir noktayı açık şekilde ortaya koydu. Buraların Türkmenler'in değil de peşmergelerin Talabani ya da Barzani'nin adamlarınındır denmesi için belgelerin ortadan kalkması lazımdı. Sonradan öğrendik ki bütün bu belgelerin birer kopyası Osmanlı arşivlerinde. O zamanki devlet yetkilileri ileriyi gören, gerçek devlet adamları oldukları için, bir gün yabancılar işgaline düşerse oradaki halkımızın mağdur olmaması için kopyalarını saklamışlar. Bu da müsait anı yakalayıp sonra da Talabani ve Barzani kuvvetlerinin bir devlet kurma düşüncesini çıkardı..." „ Sözünü ettiğiniz isimler sürekli açıklamalarda bulunuyorlar 'Türk askerinin gelmesini istemiyoruz' diye. Ve birbiri ardına da olaylar yaşanmaya başladı. "-Dolayısıyla bu durum askerimizin gitmesi için birinci sebep oluyor. Çünkü Türk askeri gitmezse, orada bir gücümüz kuvvetimiz olmazsa bunlar sadece tapu senetlerini yakma, nüfus kağıtlarını yakıp kendi aşiretlerini getirip Kerkük'e, Musul'a, Erbil'e, Türk şehirlerine yerleştirmekle kalmazlar oradaki bizim 3.5 milyon kardeşimizi yerlerinden çıkarıp (Filistinlilere yapıldığı gibi) göçmen durumuna sokmaya kalkarlar. Bunu önlemek bugünkü Türk devletine, Türk hükümetine düşüyor. Amerika ne yapıyor, ona karşı Kürtler ne yapıyor diye değil. Birincisi böyle bir devlet kurulursa Barzani, Talabani veyahut onlara benzer güçler tarafından bunun bize direkt tesiri var. Bunun önlenmesi için orada olmak lazımdır..." ğ Hedef Türkiye „ Böyle bir oluşumun önüne geçmek için bu yeterli mi?... "-Bu birinci tedbirdir. Bunsuz olmaz. Bunu taşeron gibi Amerikalı'ya ihale edemezsiniz. İkincisi oradaki eski adı PKK yeni adı KADEK'in beş bin civarındaki militanın hedefi ne? Türkiye. İçeriye girip orada adam öldürme, yakma, yıkma tekrar oraya sığınma. Biz kolumuzu bağlayıp Amerika'ya 'siz bizim müttefikimizsiniz gidip bunları yok edin.' Böyle şey yok uluslar arası siyasette. Hiç kimse sizin menfaatiniz için askerini feda etmez." „ Amerika müttefikimiz ama; Talabani ve Barzani'nin açıklamaları arkalarındaki güç konusunda gayet açık bir tablo ortaya koyuyor. Oradaki bu birlik Kürt devletine karşı nasıl bir emniyet subabı olacak?... "-Bizim eskiden beri Türkiye olarak prensibimiz Irak'ın toprak bütünlüğünün bozulmamasıdır. Biliyoruz ki bunun bozulması sadece kardeş bir ülkenin parçalanması manasına gelmez. Bu ülkenin kuzeyinde yabancı bir devlet kurdurulması manasına gelir. Kurulması değil kurdurulması. Talabani ve Barzani'nin yaptığı, büyük güçlerin desteğiyle bunu sağlamaktır. Bunların Amerika'yla flört etmeleri, Türkiye'nin bir parçasını da bölecek olan planları tahakkuk ettirmek için destek elde etme üzerineydi. Amerika'nın da başlangıçta bu işine gelmiştir. Türkiye'yle sadece 'iyi geçiniyoruz' havasına girmişlerdi. ğ Karar çıkacaktır Türkiye Irak'ta gerçekleştireceği hareket için bunların sözlerini dikkate alıp politikasını değiştirecek değildir. Biz oraya ne istilacı gayelerle, halkı taciz etmek için, ne de bazılarının hayal hanelerindeki gibi Amerikan askerlerini korumak için gidiyor değiliz. „ Meclisten bu sefer karar çıkacak diyorsunuz. "-Benim kanaatim Türkiye'nin bu amaçlara yönelik bir asker gönderme kararı meclisten çıkmalıdır, çıkacaktır. Bu amaçla gelecek teskere Türkiye'nin Irak'ın çıkarınadır..." Sırada Ziya var! Güzel bir gündü... Çatalca'yı biraz geçtikten sonra ulaştık Nevzat Yalçıntaş'ın çiftliğine... 56 dönümlük bir alanın içerisinde Türk mimarisini yansıtan pembe bir köşk... Bir köşede tamamen ahşaptan yapılma Buhara şöminesi, karşısında Kütahya çinileriyle yapılan bir başka şömine. Boylu boyunca uzanmış sedirler, üzerlerinde kanaviçeler, danteller... Ve insanı rahatlatan su sesi. Biri Japonya'da, biri Tuva Cumhuriyeti'nde olmak üzere dünyada sadece üç tane bulunan ve yapımı yaklaşık beş yıl süren evi Tokyo Camii'nin mimarı yapmış. Bahçesiyle, döşenmesiyle hani "herkese nasip olsun" denecek türden bir ev... Bahçede köpekler, evde tüm gururuyla kıvrılmış Van kedisi... Kuş sesleri eşliğinde biz bahçenin bir köşesinde sohbet ederken Nevzat Yalçıntaş'ın "Milli çöpçatan" dediği eşi Meliha hanım da Şefkat Koleji'nden misafirlerini ağırlıyordu. Bu arada foto muhabiri arkadaşımız Ziya için de söz aldık Nevzat hocadan. Ziya biraz utansa da yaşını söyledi "29" diye. Nevzat hoca da artık vaktinin geldiğini, kendisinin de otuzunda evlendiğini. Şimdi bekliyoruz, Ziya için bulunacak hayırlı kısmeti... Yalçıntaş'tan "-Eve dönüş yasasına müspet bakıyorum. Şu veya bu sebeple (o sebeplerin bir ucu da bize Türk devletine dokunur) oradaki gençlerimiz cahil kalmışsa, işsiz kalmışsa, dünyadan haberi yoksa, ona biz imkan sağlayamamışsak öbür taraftan; PKK, KADEK bu cahil işsiz çocukları kandırmışsa ve biz topraklarımız üzerinde senelerce bu oluşumu önleyememişsek bütün kabahati bu gençlere yüklemek adil davranmamaktır. Bizim de devlet olarak burada bir noksanımız olmuştur. Bu yasayla bir tek genç bile kurtuluyorsa bu yasa yerindedir. Yaralar ateşlerle iyileşmez, merhemlerle iyileşir..." YÖK bu haliyle YÜK'tür "- Planlamadayken YÖK'ün üniversitelerarası kordinasyonu sağlamak için zaruriyetini tespit etmiş, hayatı eğitimle geçmiş bir kişiyle konuşuyorsunuz. Fakat talihsiz bir biçimde askeri bir yönetimle kuruldu YÖK. Fonksiyonunun çok ötesine taşarak, akademik hayatın her seviyesine müdahale, bir müddet sonra da ilmi gelişmeler yapamayınca ideolojik çalışmalar haline dönüştü. Bugünse devlete karşı gelmeyi bir yol gibi gören anlayışla karşı karşıyayız. Bir siyasi parti, başka bir siyasi parti mensubuna cevap veriyor gibi ağır ve akademik usluba yakışmayan açıklamalar görüyoruz. YÖK bu haliyle bir YÜK'tür..." Siyaset beni kısıtlıyor "-Akademik hayattaki rahatlık ve serbesti siyasette yok. Ekonomik kazancım dörtte bire beşte bire düştü.İstanbul gibi yerleştiğimiz, ilişkilerimizin olduğu ortamdan kopup Ankara'da mebusluğa kaldık. Maaş bakımından söylüyorum, azımsadığım için değil. Bize verilen ücret devlet bünyesindeki pek çok insandan üstündür şüphesiz. Ama bizim kendi çabalarımızla kurduğumuz hayat seviyesinden çok geridir, çok şeyden mahrum kaldık. Hayır işleri vardı yapamaz oldum. Ama beni tatmin etmiyor demiyorum, sizinle yaptığımız samimi sohbet içerisinde söylüyorum. İşin hizmet tarafıyla memnunum.'' Torunlarım sorardı "-Siyasette şu noktaya geleyim diye hiçbir plan yapıyor değilim, bundan önce de yapmadım.Türkiye gazetesi gibi büyük, güzel bir gazetede uzun yıllar yazı yazdım. Enver Ören beyefendinin bana yaptığı teklifle olmuştur. Bu vesileyle açık teşekkürümü yayınlamanızı isterim. Cumhurbaşkanlığı meselesine gelince. Başbakan Bülent Ecevit koalisyon ortaklarıyla anlaşıp meclis dışından bir aday buldu. Başka aday olmayacağı konusunda FP ve DM liderlerini de buna razı kıldı. Demokrasinin içinde bulunduğum mecliste tecelli etmesi için aday olmayı uygun buldum. Hiç kimse sormasa torunlarım sorardı 'dede siz beş parti anlaşıp bir tek kişiyi mi seçtiniz. Hiç kimse aday olmadı mı' diye..." 28 Şubat olmasaydı... "- Hayatımda iki istikamette uzama oldu. Üniversiteler kanununa dayanarak bizden zaman zaman, devlette görevler istemişlerdir. Aldığım görevler hep bana gelen tekliflerle olmuştur , ben de reddetmemişimdir. İslam Kalkınma Bankası, Planlama Teşkilatı Uluslararası işçi Konseyi, TRT... ve daha kamuoyunun bilmediği pek çok vazife yaptık. 28 Şubat olmasaydı siyasete girmezdim. Ülkeyi geri götüren, karanlık bir manzara karşısında evde pamuk yataklarınızda, ipek yorganlara sarılarak, pijamanızı giyip dizi film seyrederek bir hayat tarzı seçmek bir aydın dürüstlüğüne sığmazdı. ''

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.