Gözdeki pırıltıyı görmek

A -
A +

Çok net rakamlar yok ama Birleşmiş Milletler'in verilerine göre Türkiye'de nüfusun yüzde 10'u engellilerden oluşuyor. Yaklaşık 7.5 milyon kişi. Başbakanlık Özürlüler İdaresi'nin rakamları ise bunların 892 bininin ortopedik engelli olduğu şeklinde. Daha çok trafik kazası, yanlış ameliyat, doğum sonrası ve doğum esnasındaki yanlışlar, çeşitli travmalar, deprem gibi nedenlerle insanlar ortopedik cihazlar kullanmak zorunda kalıyor. Ve bu cihazların imalatı usta-çırak ilişkisiyle hizmet veren atölyelerde yapılıyor. Bu konuda eğitim almış, okullu ustalar yetiştirecek tek yer ise 73 öğrencisi olan Sağlık Bakanlığı Ortopedi Teknisyen Okulu... Çocuklara kıyamıyoruz... Öğrenciler arasında kızlar çoğunlukta. Zaman zaman kaldırmak zorunda oldukları ağır alçı kütlelerine, yorucu işçiliğine rağmen onlar hallerinden memnun. 4'üncü sınıfta öğrenciler işletmesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'nce yapılan demirbaşları okula ait olan ortopedi atölyesinde klinik uygulama yapıyorlar.. İşte bu atölyede çalışan son sınıf öğrencilerine özellikle hastalarla diyalogda zorlanıp zorlanmadıklarını sorunca hemen hepsinden aynı cevap geldi; "Biz buna psikolojik olarak hazırlanıyoruz okulda. Ama çocuklarda çok zor oluyor. Hem o anlayamıyor, hem biz kıyamıyoruz"... Halı yıkarken düşmüş Necla Macit daha 19'unda. Halı yıkarken ikinci kattan düşmüş, beş senedir yatağa mahkum yaşıyor. Üç ameliyat geçirmiş, babası sırtında taşımış onu hastanelere. Bursa'dan fizik tedavi için gelmişler. 20 gündür hastanede... On gün önce ilk adımlarını atmış. O da ortezlerin desteğiyle ve gördüğü tedaviyle tekrar ayağa kalkıp yürüyeceği günleri bekliyor. Necla'yla konuşurken bir başka öğretmen giriyor söze; "Anadolu'da tahta bacakla gezen, takılacak bir protezle rahatça yürüyebilecekken hiç yerinden kıpırdayamayan nice insanlar var. Bir protezin, ortezin en çok iki yıl kullanılması gerekirken bu okul kurulurken dokuz sene önce eğitim amaçlı yapılan bir protez yeni değişti. O artık tahta bacak olmuş. Oysa insanın yıllarla birlikte anatomisi değişiyor. Trafik kazalarında ölenlerin iki katı insan yaralanıyor ve çoğu ortopedik bir alete ihtiyaç duyar hale geliyor. Gerçek ihtiyaç sahipleri için hizmete geçilse bizim mezunlarımız yetmez..." Alaylı mı, okullu mu?... Türkiye'de ortez ve protez ihtiyacı alaylı diye tabir edilen, usta-çırak ilişkisiyle yetişenlerin çalıştığı atölyelerce karşılanmış. Yıllardır herhangi bir yetki belgesi olmadan atölye açmak mümkün. Okul müdürüne, "Şimdi iki usta bulsak onlarla bir atölye kurup, hastalara protez yapmaya başlayabilir miyiz" diye sorunca bir yaraya parmak bastığımızı anlıyorum;"Açabilir ve protez takmaya başlayabilirsiniz. Piyasada kontrolsüz olarak açılan çok atölye var. Kontrollerinde yasal bir boşluk var. Tabii ki işlerinde ehil olanlar, yıllar içinde usta-çırak ilişkisiyle bu işi profesyonelce yürütenler var. Sonuçta bu kişiler bu güne kadar Türkiye'nin protez ihtiyacını karşılamış, hizmet etmiş. Ama iyi yetişmiş olsalar da sertifikası, resmi bir belgesi olmayanlar tarafından bu işin yapılması doğru değil. Yasal düzenlemeyle kimler atölye açabilir, net olarak belirlenmeli. Bundan sonra bu işin ortopedi teknisyen okulu mezunu veya ön lisans bölümü mezunu kişilerce yapılacağı, yetki ve sorumlulukları belirlenmeli meslek öyle icra edilmeli. Nasıl bir eczane açarken bir diploma, yetki belgesi isteniyorsa bu iş de şartlara bağlanmalı. Onlara siz gidin biz geldik değil söylediğimiz"... Neden Almanya? Basında sık sık yer alan "Almanya'da protez taktırdı" haberleri geliyor aklıma. "Bizde yapılamaz mıydı" sorusunun cevabı ise Almanya'da eğitim görmüş öğretmenlerden birinden: "Türkiye'de çok iyi açık kalp ameliyatı yapılmasına rağmen Amerika'ya gidilmesi gibi bu. Güven meselesi. Burada da yapılabilir, öğrencilerimiz bizim gözetimimizde yapabilir. Bizim okulumuzdaki bütün makineler Almanya'dan geldi. Teknolojik geriliğe de inanmıyorum. Yurt dışına da gidiliyor, konferanslar, bilimsel toplantılarla bütün gelişmeler takip ediliyor. Tedavinin yurt dışına gidişte maliyeti en az 2.5 katına çıkıyor..." Buradan emekli olacağım 1992'de trenin altında kalmış Mustafa Telyakar. Bir bacağı ve elindeki parmaklar kesilmiş. Bacağı kangren olunca ikinci kez kesmişler. Başlangıçta proteze alışmakta zorlandığını anlatıyor. Şimdi her sene fizik tedavi merkezine geliyor. Merkezdeki atölyede uygulama yapan öğrencilere de, öğretmenlerine de aşina. Bir ortopedik cihaz yapılırken ölçü alma aşamasından takıldığı ana kadar süren ve kolay kesilemeyen bir ilişki onlarınkisi; "Artık buradakilerle aile gibi olduk. Ayağım inceldikçe protezim bollaşıyor, ben de her sene geliyorum. Buranın emeklisi olacağım bu gidişle. Buraya geldiğimde bir tahta kızağın üzerindeydim. Şimdi koltuk değneklerine ihtiyaç duymadan rahatça yürüyorum. O şimdi yaramaz çocukları korkutmaya yarıyor artık..." Protez işi zor zenaat! Önce ölçü alınıyor, kalıp çıkarılıyor, alçıyla dolduruluyor. Döküm esnasında kanserojen maddeler çıkıyor ortaya. Sık sık kazalar meydana geliyor, öğrenciler makinelere ellerini kaptırabiliyor. Kendilerini "ortopedi teknisyeni frezeyi, tornayı, tesviyeyi bilmeli, iyi bir mekaniker çok iyi bir marangoz olmalı" diye anlatıyorlar. "Toz toprak içinde yapılan yorucu bir iş. Ama bütün bu emeğin, çabanın sonunda ortaya çıkan sonuç her şeye değiyor. Hasta ayağa kalktığında onu gördüğümüzde bütün yorgunluğumuz bitiyor. Hastanın gözünde bir pırıltı vardır onu görmek en büyük ödül. Hiç yerinden kalkamayan birini ayağa kaldırmak, yürütmek, kolu olmayan birine kol takmak... Bu tarif edilemez..." Bir proje okulu... Geçtiğimiz hafta bir okulu ziyarete gittim. Türkiye'de alanında tek olan bir proje okulunu. Okul dediysem alıştığımız dersliklerden çok farklı mekanlardı dolaştığım. Ve öğrencilerin çalışma konuları da sadece kitap ve defterler arasına sıkışmamıştı. Alçılar, demir aksam, plastik, ahşap... pek çok malzemeye şekil veriyor, herhangi bir nedenle bir uzvunu kaybeden insanlar için ortopedik gereçler imal etmeyi öğreniyorlardı. Sağlık Bakanlığı Ortopedi Teknisyen Okulu'ndan bahsediyorum. Doğrusu böyle bir okulun varlığından haberdar değildim. Ben okulu bilmeyen büyük çoğunluğun içindeyim aslında, kime bahsettiysem şaşırdı... Sağlık Bakanlığı'nın Almanlar'la yaptığı işbirliğiyle 1982'de eğitim-öğretime başlayan okul her yıl sadece 20 öğrenci alıyor. Yıllardır usta-çırak ilişkisiyle giden bir iş kolunda şimdi okullular yer edinmeye çalışıyor ve öğrencileri bir an önce bu konuda yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyor.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.