HASRET anne ve çocuğa yakışmıyor

A -
A +

Ben bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda, kızım da yanımda ödevlerini yapmak istedi. Saat ilerlemişti, kocaman mavi gözlerinde uyku vardı, ama ona 'hayır' diyemedim. Bunlar bizim keyifli anlarımız, o beni arkadaşı, kardeşi gibi görüyor bazen. Küçük kızım olmaktan çıkıp boyundan büyük laflarla sohbete başlıyor. Bense onun bu kadar hızlı büyümesini istemiyorum. Daha 7.5 yaşındaki yavrumun geçen her dakikayla kendi hayatına adım atıyor olması hem korkutuyor hem de gururlandırıyor beni... Bir ara bilgisayarın başından kalktım. Döndüğümde ekranda küçük bir paragraf vardı, küçücük parmaklarla yazılmış... Hiç dokunmadan buraya taşımak istiyorum: "Ben annemi çok severim o da beni çok sever. Ona hep seni çok seviyorum desem, hemen ben seni daha çok seviyorum der. Anneler gününde anneme çok seveceği bir hediyem var. Bunu bilgisayar dersinde de yani okulda da yazmıştım, ama gerçekten çok sevecek. Bazen doğum günlerinde bazen de anneler gününde hediye aldıysan ya da almadıysan hep; 'Hiç gerek yoktu veya sizin gelmeniz yeterli' derler o anlara sinir oluyorum. Peki siz, haydi ben düşüncelerimi sizlere teker teker anlattım, haydi siz de bana yazın ya da anlatın..." 'Anneler Günü' dolayısıyla pek çok kişi 'yılın annesi' seçildi, seçilecek. Bazılarına sadece çok tanındıkları için verilecek bu ödül. Onlar şaşaalı törenlerde alkışlanırken, boynu bükük analar acılarını çekmeye devam edecek. Yavrularına özlemleri katlanacak. İşte evlatlarını büyütemeyen annelerden birkaçının hikayesi... Töre kızlarından ayırdı 80 yıllık ömrünün yarıdan fazlasını 3 evladına hasret geçiren bir ana Seyran teyze... 'Sen erkek çocuk doğuramıyorsun' diye 3 kızından (Kıymet, Mühbet ve Devlet) koparılıp baba evine gönderilen. Ağlamaktan gözlerini kaybetmiş, kızlarına kavuşma ümidiyle de hayatta kalmış acılı bir kadın. Bağrındaki yangını çekindiğinden, töreler, adetlerden korktuğundan kimseyle paylaşamamış, özlemini başkalarının çocuklarını koklayarak azaltmaya çalışmış. Bu ayrılığın acısını yalnız başına yaşamış, ama tek değilmiş. Üç kızı da senelerce ana kokusuna hasret yaşamış. 35 yılın sonunda, programımızda kızlarının yerini bulmamız bile yetmedi bu hasreti sonlandırmaya. Çünkü biri ölmüş, diğerlerinin de eşleri ve çocukları izin vermiyordu buluşmalarına. O bir anneydi, en büyük hakkıydı evlatlarının yanında büyümesi, hayatı, güzellikleri paylaşmak. Olmadı... Hasretleri büyüttü senelerce içinde. Umutla beklediği yılların sonunda da, korktuğu, suskun kaldığı töreler, büyütemediği yavrularının yanında ölmeyi de çok gördü ona. > "Ninniler söyle bana!" İki küçük mezar var şimdi Balıkesir-Savaştepe Karacalar köyünde. Annelerinin sarı kır çiçeklerini toplayıp üstüne dikmeye çalıştığı, başuçlarında kırmızı tülbentlerin salındığı iki küçük mezar. Okul yolunda kaybolan ve 44 gün sonra cesetleri bulunan 10 yaşındaki Tuğçe ve Büşra'nın... Birbirinden hiç ayrılmayan iki küçük kız çocuğu aynı sonu yaşadılar. Günlerce herkes onları konuştu, sonra başka konular oturdu gündeme. Hanife ve Ayşe ise yürek yangınlarıyla kalakaldılar. Bir umutla evlatlarını bekleyen anneler bugün onları kucaklayamayacak. Her yanda anneler gününden, sevgiden, paylaşmadan bahsedilirken onlar kızlarının yolunu tutacaklar. Ellerinde kır çiçekleri, yüreklerinde her gün büyüyen yangın ve Büşra'nın defterine yazdığı son yazıyla beraber... "Benim annem güzel annem, beni al kollarına. Kucağında okşa beni, ninniler söyle bana." > Tuncay'ın ilk anneler günü 19 yaşında bir delikanlı. Daha hayatının baharında büyükşehrin bütün karanlıkları çökmüş üzerine. 6 yaşından beri uçucu madde bağımlısıymış. Sokağa itilmesi daha 4 aylıkken anne-babasının ayrılmasıyla başlıyor. Tuncay ve 1.5 yaşındaki ablasını amcaları yetiştirme yurduna bırakmış. Bir tek isteği var annesini görebilmek: "Hayal mi, gerçek mi bilmiyorum ama bir kere yuvaya gelmişti, çilli, sarı saçlı bir kadındı. Zengindi bana harçlık vermişti." Annesine özlemi ilk tineri koklatmış ona. Tinerci çocuklar bana, "Senin annen, baban var mı?" diye sordular. Yok deyince, "Bunu kokla, sonra gökyüzüne bak anneni göreceksin" dediler. "Kokladım, kendime geldiğimde yerde yatıyordum, ama annem yoktu!.." 19 yıllık hasretten sonra Tuncay'ın dileği 'İnci Ertuğrul Sizin Sesiniz'de gerçek oldu. Hiç görmediği annesi Nurten hanıma kavuştu, kucaklaştı. > Bana 'anne' desin yeter Onlar için her şey 3 yıl önce değişti. Nuray Yılmaz 9 aylık oğlunu sağlık ocağına götürürken, direksiyon başında oturan kendini bilmez bir sürücü yaya kaldırımında hayatlarının içine daldı. 5 yaşındaki kızını tutan eli boş kaldı, minicik beden metrelerce sürüklendi... Son 3 yılı kızı için çabalamakla geçmiş. Doktorların 'yaşamaz' dediği yavrularını hayatta tutmayı başarmışlar. 'Yapamaz, tepki vermez' dedikleri kızları şimdi tepki veriyor, etraftaki olayları takip eder görünüyor. 3 yıl içerisinde 30 yıl yaşlanmış gibi duran annenin tek hayali, şimdi okula gidiyor olması gereken kızını tekrar ayakta görebilmek: "Bir tek dileğim var... O da kızımın beni kucaklaması, anne demesi." (Yılmaz ailesine de programımızda destek geldi. Ecem şu an hastanede. Fizik tedavisine başlandı.)

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.