'Hastalarımı bırakmam'

A -
A +

Dali'nin fırçasından beslenme dersi!.. Üniversitede öğrencilerine beslenme dersini Salvador Dali tablolarıyla anlatan bir hoca! Beslenmenin de Dali tablolarındaki gibi realist ve sürrealist olabileceğini söylüyor... Ama onun çabası 'Farklı bakmayı, farklı düşünmeyi' anlatabilmek. Yaptığı işi de 'bilgi yaymak' diye tanımlıyor... Öğrencilerinin 'Hocam sınavda Dali'yi mi beslenmeyi mi soracaksınız' dediğini, meslektaşlarının 'Ne öğretiyorsunuz bunlara' diye eleştirdiğini anlatıyor! Öğrencilerine dersleri böyle anlatıyor ya, hastalarının ailelerini de hastalık konusunda bilgilendirip, uzun sohbetler yapıyor. Onlar ilaç beklerken o 'bilgi'nin kendisini sunuyor. California'daki ilk hastalarından biri ünlü oyuncu Rock Hudson'muş. Kalpten besleme konusundaki ilk denemelerden birini yapmaya gittiğinde korumalar odaya bile almayıp kapıdan kovmuşlar. Ama yılmamış ve ismini alanında en üst sıralara yazdırmış. 1979'da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitimini tamamladıktan sonra, Londra'da 'yenidoğan' alanında çalışmalar yapmış, ardından da California Üniversitesi Los Angeles'ta ihtisas yapıp BM adına araştırmalarda bulunmuş. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu ile ülkemizde pek bilinmeyen ama pek çok rahatsızlığın da sebebi olan ÇÖLYAK hastalığını konuşacaktık. Ama tam o gün sağlık çalışanları ve doktorlar eylemde olunca, sohbet buradan 'Tıpta etik' konusuna, eğitime, hocanın yaşadığı tecrübelere uzadı da uzadı. İşte uzun yıllar yurt dışında kaldıktan sonra çalışmalarını 15 yıldır Türkiye'de sürdüren ve 'Hekimlik bir yaşama biçimidir' diyen Pehlivanoğlu'nun anlattıkları... Günler öncesinden halka duyuruldu beyaz önlüklülerin eylemi; sanki seçilebilirmiş gibi hastalığın zamanı, 'Perşembe ve cuma günleri hastalanmayın' denilerek. Sağlık çalışanları üçüncü eylemde de ikiye bölündü. Bir kısmı 'Ne olursa olsun hastalarımı bırakamam' diyerek işinin başındaydı. 14 Mart'ta meslekte 25. yıl plaketini alacak olan Marmara Üniversitesi Pediatrik Gastroenteroloji ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu da hekimle hastasının arasına hiç bir gücün giremeyeceğine inananlardan. 'Zirveye çıktım!' * Belli ki; hayatınızda bir noktada bir aydınlanma olmuş. O eşik neresi, nerede değiştiniz? - Tıp eğitiminden sonra Londra'ya gittim. Hocalarımdan biri kitaplardan hayran olduğum bir isimdi. Bir-iki ay çalıştım ve gördüm ki İngiliz tıbbı denen şey bir balon. İngiltere'de tıp, ticari dünyayla müthiş bir ilişki içinde ve yabancı olanların ilerleme şansı yok. Soğudum ve Londra Üniversitesi'ndeki çalışmamı erken bitirip Los Angeles'taki California Üniversitesi'ne gittim. Orada kimin çocuğu olursanız olun yetenekliyseniz, yükseliyorsunuz. Bir Türk olarak kendi alanımda orada da zirveye çıkmayı başardım. Ve bana bu şansı veren bir Yahudiydi. Hocama kabul mektubunda 'Bu gencecik adam kabuğunu kırmak istiyor, ona yardım edin' diye yazmıştı. Nerede değiştin diyorsan orada olmuştur, Türkiye'de değişemezdim çünkü burada bir hocanın alıp birini yetiştirmesi pek yok. 'Gereksiz uygulamalar' * Sağlık konusunda bir 'güven' problemi var Türkiye'de. İstenen tahliller, filmler konusunda çoğu zaman 'hepsi gerekli mi' sorusu soruluyor? - Sizin özel sağlık sigortanız var, size gereksiz her şeyi yapıyorum ve sigortadan para kazanıyorum, sistem öyle besleniyor. Bu bir saadet zinciri, ama bir yerden kopacak. Röntgen çekilirken verilen bir bedel var, gereksiz yere ışın veriyorsunuz ve benim sırtımdan siz ve hastane para kazanıyorsunuz, zararı ben görüyorum. Bir örnek vereyim: Midede ülsere yol açan mikrobun teşhis ve tedavisi nasıl yapılacak. Maastrich 2000 kriterleri bu konuda; ne zaman hangi tahlil yapılır, hangi film çekilir, hangi ameliyat yapılır, uyarıyor. Türkiye'deki hekimler ise buna uymuyor. Benim görevlerimden biri Türkiye'ye bunu taşımak. 'Doktor olmak istiyoruz' * Anadolu'da aileler genellikle çocuklarının doktor olmasını isterler. Bir çeşit kendini ispatlama çabasıyla çıkılır bu yola. Hekimliğin böyle bir süreçle başlaması sağlıklı mı? - Hollanda nüfusunun yüzde 3'ü Türk. Hollanda'da tıp fakültesinde ve hukuk fakültesinde okuyanların ise 10'u Türk. Ama uzmanlık düzeyine geldiğinizde oran yüzde 1. Yükseltmiyorlar onları, onlar da yeterli değil. Yeterli değil diyorum alt yapısı zayıf, düşük sosyo-ekonomik grubun çocukları bunlar. Türkler geleneksel olarak doktor olmak, hukukçu olmak istiyor. Güvence ve saygınlık sağlıyor Anadolu'da bu meslekler. Ama benim oğullarım doktor olmak istemiyor, biri ekonomi okuyor, diğeri ise doktorluktan nefret ediyor. Biraz sosyo-ekonomik durumu iyi olan aile çocuğu tıbbı seçmiyor artık. Hırslı, daha orta sınıf ya da daha düşük bir grubun çocukları seçiyor. Ama onları işleyemiyoruz bu sistemde. 'Afrika'dan ileriyiz, ama!' * Farklı toplumlar ve bakışları konusunda da bilgi sahibisiniz. Oralarda karşılaştıklarınız neler? - Bir denemem var. Kahire'de ders anlatıyorum, dersi ilginç bulduğu için profesörler de giriyor. Bile bile yanlış anlatıyorum dersi bakıyorum kimse sesini çıkarmıyor. 'Size ben yanlış anlattım' diyorum, verdikleri cevap 'şükran hoca'. Amsterdam'da yanlış anlatıyorum, birinci dakikada durduruyor gencecik biri, beni yerden yere çarpıyor. Türkiye'de yanlış anlatıyorum, hiç ses yok. Kahire'den bir adım öndeyiz. Ben yine de iyimserim çünkü internet ve bilgi çağı bunu aşmamızı sağlayacaktır. Ben kaynak bulamazdım, yurt dışına konferansa giden hocalarımdan bilgi beklerdim. Şimdiki öğrenciler benden önce okuyor gelişmeleri, demodeysem hemen anlıyorlar, yalnız henüz söyleyecek cesaretleri yok. 'Uzmanlığa saygı yok' * Peki nerede yanlış yapılıyor? - Türkiye'de uzmanlığa saygı yok, bilgi değerli değil. Bu, akademik kurumlarda bile böyle. Benim asıl işim bilgiyi yaymak. Ekonomik şartlar hekimi her şeyi bilmeye zorluyor. "Şuraya bir kalp hastası gelse ona bakmak, para kazanmak zorundayım" diye. Bu yanlışa herkes düşebiliyor. Bir başka yanlış daha tıp fakültesinde başlıyor. Öğrenci görüyor ki; her hoca her şeyi biliyor, her şeyi bilen daha kıymetli diye düşünüyor. Etik değerlerin sarsıldığını görüyorsunuz. İlaç sanayii bizlerle çok oynuyor artık. Hekimler hastalıkları tam olarak ortadan kaldırmıyor, belki kronik süregelen problemlere sürekli ilaç vermek gibi bir kötü alışkanlık var. 'Standardımız olmalı' * Sağlık çalışanları bugünlerde sık sık eylem yapıyorlar, buna bakışınız nedir? - Hekimlik benim için bir hayat biçimi. Benimle hastamın arasına hiçbir şey, hiçbir güç giremez. Hastamla ilişkim kutsal. Ben sizin gibi insan değilim, ben hekimim. Hipokrat yeminimde de bu var. Hiç bir politik güç, düşünce benimle hastam arasındaki ilişkiyi etkileyemez. Evet maaşım düşük, kötü şartlarda yaşıyorum ama mühendis değilim ben. Biz iş bırakmadık eylemde, üniversitede ekibim de bırakmadı. Hekimler özel insanlar olmak zorundalar. Biliyorum meslektaşlarım bana kızacak ama bunu söylemek zorundayım. Artık bunların sayısının azaldığını da biliyorum. Genç meslektaşlarım bana 'sen tepelerde mesleğini sürdürüyorsun, biz sürünüyoruz' diyorlar. Dünyanın kaç ülkesinde hekimlik yaptım ve çok kolay şartlarda değildi. Hekimlik mesleği bu kadar maddi baskılar altında yapılamaz. Yanlış okulda başlıyor. Gencecik bir asistanı yetiştiriyorsunuz, o şunu görüyor: 'Hocamla iyi geçinirsem, yükselirim!' İlaca düşkün milletiz Prof. Dr. Pehlivanoğlu kendi alanında AB'nin ilk uzmanı ve tek üyesi. "Bu ülke ilaç tüketiyor sürekli. Belçika'da bir anne ortalama 2.5 yılda bir antibiyotik kullanıyor, Fransa'da iki yılda bir, Yunanistan'da altı ayda bir. Burada neredeyse ayda bir" diyerek hasta olma sıklığımızı ve ilaca olan düşkünlüğümüzü vurguluyor. Malzeme iyi, ürün kötü! Öğrencilerinin neredeyse yüzde 10'unu Amerika'ya yerleştirdiğini söyleyen Prof. Dr. Pehlivanoğlu, önemli olanın onlara değer vermek olduğunu vurguladı. Pehlivanoğlu şunları söyledi: "Öğrencilerime referans mektupları yazıyorum, arkadaşlarıma rica ediyorum, bazılarına yatacak yer bile buluyorum. Amerika'ya gelen yabancı doktorlara baktım, benim öğrencilerimin yanında çok kalitesizler. Ama o düzgün sistemde iyi çalışabiliyorlar. Şu anda yanımda çalışan asistanların hepsi yaşını başını almış, çoluk çocuğu olan insanlar. Dün başladı İnönü Üniversitesi'nden gelen biri. İleri yaşına rağmen ailesini bıraktı, Üç yıl yanımda bilgiyi öğrenmek için geldi, ne büyük fedakarlık. Bakıyorum, hepsi dünya çapında insanlar. Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi'nin kararlarının bazıları benim imzalarımla ya da asistanlarımın imzalarıyla yayınlanıyor, o halde onlar uluslararası çapta insanlar. İki ay sonra Paris'te yapılacak dünya kongresinde onların sunacağı bildiriler şimdiden ödül kazandı. Peki nasıl oluyor da bu kadar iyi malzemeyle bu kadar kötü yemekler pişiyor bu ülkede? Çünkü o malzemeyi daha sonra benim yükseltmem mümkün değil. Her kurumda iyilerin, doğruların yükseleceği bir düzenimiz yok." Üniversite yüksek lise Türkiye'deki üniversiteler sadece 'yüksek lise'. Farklı düşünmeyi öğretemiyoruz çocuklara. Hastalıklar tek tip tedavi edilir, öğretildiği gibidir! Böyle olunca hekim olduklarında yeni bir şey üretmiyorlar. Vicdanla cüzdan arasında sıkışıp kalıyorlar. Tıp, ekonomik açıdan çok güçlü bir sektör ve bu sektörde yaşamak güç. Bu sebeple ülkenin çözülemeyen sağlık problemleri var. Usta-çırak mesleği Hekimlik usta-çırak mesleği. Çırağınızı yoğuracaksınız. Ama onu elimizden aldılar. Daha çarpık gençler yetişiyor, beyinler yoğrulmuyor. Bir de test modası çıktı şimdi, sözlü sınavları da o hale getirdiler. Hekimlik mesleğinde uygulanamaz, ama bazı modalara biz de kapıldık. Bu yola hocalar adil olmadığı için ve adaleti sağlamak için gidildi; ama yanlışı yanlışla düzeltiyoruz. Yine de iyimserim En basit asistan tezinin dünya çapında olmasını şart koşuyorum. O yüzden asistanlarım kaçıyor. Benimle tez yapmak istemiyor; ama yapan hep zirvede. Her şeye rağmen ben çok iyimserim. 15 yıldır Türkiye'deyim, bu halka bilgiyi doğru verirseniz sünger gibi alıyor, onu gördüm. Hangisine gideceğiz? İstanbul'un göbeğinde, varlık içinde yokluğu yaşıyorlar, sanki sağlık problemleri çözümsüz! Oysa insanlarımız biraz bilgiye ulaşsalar, hepsi olacak. Problem parasızlık değil. Türkiye'de hekim var, ilaç da. Hastalandığımızda hangi doktora gideceğimizi bilmiyoruz daha...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.